Anasayfa YAZARLAR Bu yama dikiş tutar mı?

Bu yama dikiş tutar mı?

0 1655
BTSO Eğitim Komisyonu Başkanı

1940’lı yıllar, yaşlı kıtanın kâbus yıllarıdır. 2. Dünya Savaşı sonrası birçok Avrupa başkenti harabeye, enkaza dönmüştü. Bireysel cenaze törenleri yapmaya imkân yok. Binlerce ceset, ancak toplu mezarlara gömülebiliyor… Savaş sonrası 1948’de ABD’nin öncülüğünde, Marshall Planı devreye sokulur. Avrupa yeniden yapılandırılacaktır. Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütü (OEED) bu amaçla kurulur. 1960’a gelindiğinde, ölülerine ağlayan, taziye evi görünümündeki Batı, az da olsa rahatlamıştır. Takvimler 14 Aralık 1960’ı gösterdiğinde, ekonomik işbirliği örgütü yeni bir kimlikle, Avrupa İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) olarak yeniden yapılandırılır. OECD, misyonunu“halkın yaşam standartlarını iyileştirmek” diye ilan eder. PISA ise, bu üye ülkeler arasında eğitim standartlarını yönlendirmeyi görev edinir. Üç yılda bir çektiği eğitim fotoğraflarıyla, ülkeler arası farklılıkları belirler, ilgililerin dikkatine sunar…                                                                                                                                                                                                                                                                                                                             ***

OECD ülkelerinin büyük fotoğrafı, eğitim arttıkça işsizliğin azaldığını gösteriyor. Mesela Almanya’da işsizlik oranları, ilkokul düzeyinde %18, lise mezunlarında %6, üniversite mezunlarında %3’lerde… Bizde ise, ilkokul ve lise mezunlarında her yüz kişinin 10’u işsizken, üniversite mezunlarında işsizlik oranı %11’e yükseliyor. Alman okudukça iş buluyor, meslek sahibi oluyor, bizimkilerde ise tersi bir eğilim var, okudukça işsiz kalma riski artıyor.

2003’te yapılan uluslararası sınav, katılımcı tüm ülkelerde detaylarıyla tartışılırken bizde çıt bile çıkmamıştı. Milli Eğitim Bakanı’nın “PISA sonuçlarını halktan niye gizliyorsunuz?” sözleri, 2004’te gazetelere 9 sütuna manşet olunca birden gündemin ilk maddesi oluverdi. Sayın Bakan’ın “Çocukların geleceği için sağlıklı yol haritaları belirlemek, gerçekleri saklamakla değil, aksine ilan etmekle sağlanabilir.” açıklamasını okuyunca sevinmiş, bravo demiştim. İlk defa bir Milli Eğitim Bakanı’nın, gerçeklerle yüzleşme cesareti beni heyecanlandırmıştı. Daha önceki tüm bakanların, “panik yok, işler yolunda” diyerek bizi yanıltıp durmaları son mu buluyordu?

İlk PISA sonuçlarının açıklandığı 7 Aralık 2003’ten bu güne on yıl geçti. Milli Eğitim Bakanlığınca yayımlanan “PISA 2003 Nihai Raporu”nda oldukça ilginç tespitler var. “Öğrencilerin %75’i matematikte ikinci beceri düzeyi ve altında” denilerek, adeta “kralın çıplak olduğu” ilan ediliyor. Bu sonuçların “Bakanlığa gelecek için ışık tutacağı” belirtiliyor. Aynı sunumda, Türkiye’de kişi başına düşen milli gelirin, 3000 dolar düzeyinde olduğu da bir yerlere sıkıştırılmıştı. Sanırım, “İmkânlarımız bu kadar, ne yapabiliriz ki” demeye getiriyorlardı… Bu ekonomik fark sonraki yıllarda da kapanmamış. 2009’larda OECD ülkeleri, bir ilkokul çocuğuna 7000 dolar civarında harcama yaparken, biz öğrenci başına 1190 dolarla yetinmişiz.                                                                                                                                                                                                                                                    ***

Bakanlık yetkilileri, 2004’te sümen altına konup halktan gizlenen bu bilgileri “PISA Ulusal Nihai Raporunda” açıklarken bakın neler söylemiş: “Bu sonuçlar eğitim politikalarının geliştirilmesi çalışmalarına veri ve vizyon sağlıyor”. Peki, 3 yılda bir tekrarlanan, 15 yaş grubu kişilerin topluma tam katılımları için gerekli bilgi ve becerilere ne kadar sahip olduklarını ölçen bu sınavlarda, öngörülen vizyona yönelik bir gelişme var mı? Problemlerin çözümüyle ilgili Bakanlığın yaklaşımlarının değişeceğini beklerken, bir, iki, üç, dört defa Milli Eğitim Bakanı değişiverdi…

3 PISA uygulamasının daha yapıldığı o günden bu güne, milli gelirimiz 3000 dolarlardan 10000 dolarlara yükseldi. Bu istatistik veriye kayıtsız kalmak mümkün değil. Fakat ekonomik göstergelerdeki bu iyileşmeler eğitime ne ölçüde yansıdı? Bu soru 2012 PISA’yla cevabını buldu.

PISA’da fen bilimleri, matematik okuryazarlığı ile ana dili kullanım değerlendirmelerinde, OECD ülkeleri içinde;

2003 yılında, 29 OECD ülkesi arasında tüm alanlarda 28’inciyiz. Sondan birinci olan ülke de Meksika.

2006 yılında, 30 OECD ülkesi arasında 29’ncu sırada, sondan ikinciyiz. Sondan birinci olan ülke yine Meksika…

2009 yılında, 30 OECD ülkesinde matematik okuryazarlığında 29’uncuyuz. Sondan ikinciliğimizi kararlılıkla sürdürüyoruz!

Yıl 2013. Son PISA’da 34 OECD ülkesi arasında 32’nciyiz. Bundan önceki yıllarda olduğu gibi sadece Meksika’yı değil, Şili’yi de geçmişiz. Artık sondan ikinci değil, üçüncüyüz. 2003’te Bakanlık resmi evraklarında hedef gösterilen vizyonu (Şili’yi geçerek) bir adım da olsa gerçekleştirmiş olduk! On yıl önce öngörülen hedefte ufak bir sapma var. Milli geliri üçe, dörde katladık ama eğitimde son üçten bir türlü kurtulamadık.

 

***

Evin cici kızı yas tutuyor, karalar bağlamış. Anne merakla,

-Ne oldu kızım, niye bu melankoli?

-Anne, nişanlım bateri yarışmasında 3’üncü olmuş.

-Güzel kızım niye üzülüyorsun, ilk üçe girmiş ya, daha ne olsun!

-Ama anne, bateri yarışmasına zaten 3 kişi katılmıştı.

 

HENÜZ YORUM YAPILMAMIŞ

Bir yorum yazın.


7 − = bir