Anasayfa SAĞLIK

Bursa Kent Konseyi ve İnflamatuar Bağırsak Hastaları ve Aileleri Yardımlaşma Derneği’nin (İHBD) işbirliğiyle ‘Ülseratif Kolit’ ve ‘Crohn’ hastalıklarına yönelik ‘İnflamatuar Bağırsak Hastalıkları Hasta Okulu’ programı, Bursa’da ikinci kez düzenlendi.

Bursa Kent Konseyi ve İHBD işbirliğiyle Bursa Kent Konseyi Koza Salonu’nda ‘İnflamatuar Bağırsak Hastalıkları Hasta Okulu’ programı düzenlendi. Hasta ve hasta yakınlarının katıldığı toplantıda uzman doktorlar ‘Ülseratif Kolit’ ve ‘Crohn’ hastalıkları ile ilgili merak edilen soruları cevapladı. İnflamatuar Bağırsak Hastaları ve Aileleri Yardımlaşma Derneği Başkanı Ömür Akkaya, dernek ve çalışmaları hakkında bilgi verdi. Vatandaşları hastalıkla ve gelişen tıpla ilgili bilgilendirme faaliyetlerini sürdürdüklerini aktaran Akkaya, desteklerinden ötürü Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkanı Alinur Aktaş’a ve Bursa Kent Konseyi yetkililerine teşekkür etti.

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Çocuk Gastroenteroloji Hepatoloji ve Beslenme Doktoru Doç. Dr. Fatih Ünal, hastalığın 7 yaşından küçüklerde yüzde 20, 10 yaşından küçüklerde ise yüzde 13 civarında görüldüğünü söyledi. Crohn hastalığının çocuklarda git gide arttığına da dikkat çeken Ünal, Ülseratif Kolit’in belirtilerinin ise ishal, karın ağrısı, kansızlık, kilo kaybı, eklem ağrıları olduğunu vurguladı. Ünal, anne sütünün de koruyucu özelliği olduğunu hatırlattı.

Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Macit Gülten, bağırsak hastalıklarının sanayileşmiş toplumlarda daha fazla görüldüğünü, en çok beslenme, çevresel faktörlerin hastalığı tetiklediğini söyledi. Bağırsaklarda yaşayan bakterilerin, insan vücudundaki hücrelerden 10 kat daha fazla olduğunu dile getiren Gülten, bu bakterilerin sağlıklı olduğunu ama zaman içerisinde bunları bozan faktörlerin olduğunu anlattı. Bağırsak florasının bozulmasıyla geçirgenliğin de değiştiğini sözlerine ekleyen Gülten, “Savunma hücreleri, dışarıdan gelen zararlı maddelere karşı daha hassas hale geliyor. Artık gittikçe standart şeylerle beslenen bir toplum olduk. Aşırı hassasiyet, yabancı maddeleri ortadan kaldırabilmek için çeşitli yok edici maddeler salgılıyor. Bu kana karışıyor ve hastalık ortaya çıkıyor. Kansere kadar giden formlarda görülebilir. Özellikle antibiyotiklerin gereksiz kullanımı direnç kazanan bakterileri zamanla hastalık yapan bakterilere dönüşüyor. Gelecekte bu hastalık grubu çok daha fazla artacak” dedi.

Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi ve Cerrahi Onkolojisi Ana Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Tuncay Yılmazlar, iki hastalığa yapılabilen cerrahi müdahale hakkında bilgi verdi. Yapılabilen müdahaleleri ve ameliyat yöntemlerini anlatan Yılmazlar, hastalıkların avantaj ve dezavantajlarını belirtti.

Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Aslı Sarandöl, hastalığın psikiyatri kısmında bilgiler verdi. Bir insana hastalık tanısı konulduğunda benzer süreçlerin yaşandığını dile getiren Sarandöl, tanıyı kabul aşamasının 3-6 ay arasında sürdüğünü ifade etti.

Medicana Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Uzman Doktor Murat Keskin, Crohn hastalığının ağızdan anüse kadar sindirim sistemi kanalının herhangi bir yerini tutan kronik iltihaplı bir hastalık olduğunu söyledi. Keskin, “Crohn hastalığının 18-35 ve 60-80 yaş arasında sık görülüyor ve giderek artıyor. Ailesinde bu rahatsızlığı olan birinin hastalığa yakalanma riskinin yüzde 30 ile yüzde 100 arasında” diye konuştu.

Ceylan International Hastanesi’nden Diyetisten Hande Güngör, atak döneminde nasıl beslenme yapılması gerektiği konusunda bilgi verdi. Kişiye özgü beslenmenin önemine değinen Güngör, bol proteinli, az posalı, az yağlı, vitamin minarelerinden oluşan diyet tedavisinin uygulanabileceğini anlattı.

Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) Tıp Fakültesi İyi Hekimlik Uygulamaları ve Simülasyon Merkezi (USİM) tarafından Türkiye’de ilk kez gerçekleştirilen USİM-WARS (Simülasyon Savaşları) yarışmasının Mart ayı elemeleri gerçekleştirildi.

BUÜ Tıp Fakültesi İyi Hekimlik Uygulamaları ve Simülasyon Merkezi tarafından düzenlenen ve TÜBİTAK 4004 Doğa Eğitimi ve Bilim Okulları Destekleme Programı’nın desteklediği USİM-WARS Mart ayı elemeleri tamamlandı. Türkiye’nin 6 farklı üniversitesinde tıp eğitimi gören öğrencilerin oluşturduğu takımların katıldığı yarışma 3 gün sürdü. Yarışmada Acıbadem Üniversitesi’nden katılan 300 Acıbademli takımı finale kalma başarısı gösterdi.

USİM Binası’nda açılışı gerçekleştirilen etkinlikte konuşan Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ekrem Kaya, fakülte olarak böylesine güzel bir etkinliğe öncülük edecek olmaktan dolayı mutluluk duyduklarını vurguladı. Projeyi ortaya atan ve uygulanması konusunda emek veren herkese teşekkür eden Dekan Kaya, yarışmada becerilerini ortaya koyan tüm öğrencilere de başarılar diledi. Proje Genel Koordinatörü Prof. Dr. Züleyha Alper ise Türkiye’de ilk defa düzenlenen yarışmanın kendilerini çok heyecanlandırdığının altını çizdi. Proje kapsamında çok sayıda fakülte ile temas kurduklarını ve ilk etapta 6 üniversitenin tıp fakültesinden yarış için takım gönderildiğini açıklayan Prof. Dr. Züleyha Alper; “Yarışmada Acıbadem Üniversitesi (300 Acıbademli), Bahçeşehir Üniversitesi (Veritas), Çanakkale 18 Mart Üniversitesi (Troia), Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi (Sevdaluk), Ege Üniversitesi (Periyodik Boyoz) ve Bursa Uludağ Üniversitesi’nden (Tigers) 6 takım yer alıyor. Burada simülasyon üzerine öğrencilerimizin aldığı eğitimleri eğlenceli bir hale getireceğiz ve gelecekte yapacakları meslekleri bir nevi öncesinde onlara yarışma olarak göstereceğiz. Toplam 3 gün sürecek yarışmamızda finale kalan takımları belirleyeceğiz. Ardından Nisan ve Mayıs aylarında birer yarışmamız daha olacak. Nihayetinde de Temmuz ayında büyük finalleri gerçekleştireceğiz ve ilk USİM-WARS’ı tamamlamış olacağız. Ekip olarak hepimiz heyecanlıyız. Önümüzdeki yıllarda projemizin daha da büyüyeceğini ve Türkiye çapında bir yarışma haline geleceğini düşünüyoruz. Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi olarak bu yarışmaya öncülük etmekten de gurur duyuyoruz” dedi.

Yarışmanın içeriği hakkında bilgiler veren Proje Koordinatörü Öğretim Görevlisi Doktor M. Okan Aydın ise öğrencilere ilk gün tıbbi bilgi ve beceri, takım çalışmasının önemi ve kriz yönetimini içeren 6 farklı eğitim modülünde simülasyon temel eğitimleri verdiklerini aktardı. İkinci gün öğrencilerin öğretilen 6 alan üzerinde yarıştıklarını kaydeden Proje Koordinatörü Aydın; “Yarışma sonucunda Acıbadem Üniversitesi (300 Acıbademli) , Bursa Uludağ Üniversitesi (Tigers) ve Çanakkale 18 Mart Üniversitesi (Troia) yarı finale katılma hakkını elde etti. Yarışmanın son günündeki yarı final etabında bu 3 takım, sanal gerçeklik teknolojisinin kullanıldığı “Temel Yaşam Desteği” simülasyon modülünde, Temmuz ayındaki finale yükselebilmek için yarıştı. Bu yarışın sonunda Acıbadem Üniversitesi’ni temsilen katılan “300 Acıbademli” adlı takım finale kalma başarısını gösterdi” şeklinde konuştu.

USİM-WARS’ın 19-21 Nisan’da 2., 17-19 Mayıs 2019’da da 3.elemeleri gerçekleştirilecek. Yarışma Temmuz ayında yapılacak büyük finalle sona erecek. Nisan ve Mayıs dönemi yarışmacı başvuruları usimwars.uludag.edu.tr adresinden yapılabilecek.

Ülkemizde 2018 yılında yapılan bir araştırma 15-34 yaş arasında ortalama her 3 kişiden 1’inin hayatında en az bir kez madde kullandığını gösteriyor. Yüksekliği nedeniyle düşündürücü olan bu oran, ergenlik çağındaki gençlerin madde ile temasının giderek daha da kolaylaştığı sonucunu da gözler önüne seriyor. Yalnızca madde değil, internet, oyun, alışveriş gibi davranışsal bağımlılıklarda da riskin arttığını ancak bunların tedavi edilebilir beyin hastalıkları olduğunu söyleyen Acıbadem Fulya Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Meral Akbıyık, özellikle madde bağımlılığının tedavisinde aile ile ergen genç arasında sağlıklı ve kesintisiz iletişimin en belirleyici etken olduğuna dikkat çekiyor.

Ergenlik dönemindeki bir gencin risklere karşı kendini koruyabilme becerisinin ilk olarak ailesi tarafından verilebileceğini belirten Psikiyatri Uzmanı Dr. Meral Akbıyık, maddeyi ve bağımlılığı yok saymamanın ve bu konular hakkında konuşabilmenin gencin madde ile temas durumunda ‘hayır’ diyebilmesine önemli katkıda bulunacağını vurguluyor. Gençler; maddeye dair yaşadıkları sorunları ailesiyle konuşabileceğini, sorun büyümeden ailesinden yardım alabileceğine dair bilgileri, açık iletişim sayesinde alabilir. O nedenle açık iletişim çok önemli. Aksi durumda yanlış kişilere yönelmesi ve daha çok zarar görmesi olası hale geliyor.

“İletişimi asla koparmayın”
Ergenlik dönemi, gelişmekte olan bireyin merak duygusunun ve kendisini tanımlama isteğinin yüksek olduğu bir dönem. Son derece üretken ve doyuma yönelik olabilecek bu yüksek ruhsal enerji, risk alma davranışı ve akran grubu etkisiyle birleştiğinde ne yazık ki ‘zarar görmekten kaçınmama’ ile sonuçlanabiliyor.

Aile ile ergen birey arasında sağlıklı bir iletişimin her zaman önemli olduğunu, ancak bir madde bağımlılığı durumunda bunun üstesinden gelinmesi için en kritik etkenin iletişim olduğunu belirten Dr. Meral Akbıyık, erişkinlerce kısıtlanmaya cevap olarak, “yasağı bozma” çabasının ergen birey için ayrı bir motivasyon yaratarak madde ile teması kolaylaştırabildiğine vurgu yapıyor. Ailelerin gencin veya çocuğun mahremiyetine saygı duymaya özen göstermesi gerektiğini belirten Akbıyık, genci zorlamak ya da kendisinden habersiz olarak idrarını tahlile götürmek gibi davranışların olumsuz sonuç verdiğini belirtiyor. “Aileler bunun yerine kaygılarını gençle açıkça paylaşıp onunla iletişim kanallarını açık tutabilmeli, en uygun çözüm için onun hayatına ve özerkliğine saygı duyarken bir yandan da destek olmaya devam etmeli” diyen Psikiyatri Uzmanı Dr. Akbıyık, iletişim problemi yaşadığını hisseden aile bireylerinin bir psikolog ya da psikiyatristten yardım almasının hem sorunun ilerlemeden çözülmesini hem de tedavi sürecinikolaylaştıracağının altını çiziyor.

Bağımlılığın tedavi edilebilir bir beyin hastalığı olduğuna ve kişiye özel ihtiyaçlar değerlendirilerek planlanan tedavilerin daha başarılı sonuçlar verdiğine dikkat çeken Akbıyık hem bağımlılığa neden olan hem de bağımlılığı sürdüren duygusal faktörlerin mutlaka ele alınarak bireysel psikoterapi sürecine dahil edilmesi gerektiğini belirtiyor.

Bu belirtiler sizi düşündürmeli
Ergenlik dönemindeki bir gencin madde ile temas etmesinin normal hayatına yansıyan bazı belirtileri beraberinde getirdiğini söyleyen Psikiyatri Uzmanı Dr. Meral Akbıyık, aileleri aşağıdaki durumların gözlenmesi durumunda çocuklarıyla uygun biçimde iletişim kurmaları ve vakit geçirmeden bir uzmanla görüşmeleri yönünde uyarıyor:
*Gencin rutin hayatında olağandışı farklılıklar ortaya çıkması
*Arkadaş çevresi değişimi
*Daha fazla yalnız kalmak istemesi
*Uyku düzeninin bozulması, okul başarısının düşmesi
*Harcadığı paranın artması ya da parasını temel ihtiyaçlarına harcamaması
*Yakınındakiler tarafından gözlemlenebilecek şekilde konuşma biçiminin bozulması
*Ruh halinde dengesizlikler olması ya da “sarhoş gibi” hallerine tanıklık edilmesi
*Odasında ya da diğer kullanım alanlarında kuru ot parçaları, tozlar veya haplar bulunması

Çoğunlukla çocukluk yaşlarında başlayan tırnak yeme soru­nu, çocuklarımızın iç dünyalarında bazı şeylerin iyi gitme­diğini ifade etme yollarından biridir. Eğitmen ve Danışman Ebru Demirhan, çocuklarda tırnak yeme sorununun sebepleri ve çözüm yolları ile ilgili bilgiler verdi.

“Ebeveyn olmak tüm dünyaya, insanlığa olan sorumluluğumuzun kısa adıdır. Bir can dünyaya getirmek, büyütmek ve onun yaşam boyunca yürüdüğü her yolda, temas ettiği her insanda rolümüzün olması anlamına geliyor. Ebeveyn olmanın doğrusu yok fakat yanlışı var. Doğrusu evrensel olan, herkes için geçerli olan bilgileri içeriyor fakat çizgisi ebeveyn – çocuk arasındaki iletişimin içinde farklı renklerde yerini buluyor. Bu nedenle tek doğrudan bahsedemiyoruz. Oysaki yanlışına baktığımız zaman uzun uzun listeler çıkartabiliyoruz.

Ebeveynlik çocuğun her döneminde farklılaşabiliyor. Bebekliğin getirdiği bakım sürecindeki tutum ile okul öncesi ve sürecindeki tutumlar değişiyor. Eğitim sistemimizin kendi kültürümüz ve geleceğimiz baz alınarak net ve sürdürülebilir bir forma girememesi çocuğu eğitim hayatına başlayan ebeveynlerin tutumlarını oldukça değiştirebiliyor. Herkes çocuğu için en iyiyi istiyor. En iyiyi istemek herkes için bir hak olmakla birlikte ona giden yol yorucu bir yarış halindedir. Eğitim geldiğimiz noktada oldukça pahalı ve fazlaca emek isteyen bir sürece dönüştü. Gerek anne, babalar gerekse çocuklar bu süreçte üzülüp yoruluyor.

Okul yaşamının getirdiği zorluklar, ebeveynlerin beklentilerini karşılayamamak, öğretmen otoritesi, akran zorbalığı gibi birçok konu ile karşı karşıya kalan çocuk çeşitli davranış bozuklukları ile kendisini ifade etmeye çalışabilir. Gerek ebeveynler gerekse öğretmenler olarak her davranış bozukluğunun arkasında başa çıkılamamış bir durum olduğunu bilerek dikkat etmeliyiz.

Merkezime gelen ve çocuğu ile ilgili danışan ebeveynlerin çoğu akademik başarının artmasını talep ediyor. Çocukla ilgili sorular sorduğumda tırnak yeme, alt ıslatma, kaygılı iletişimsizlik, öfke, kilo gibi çeşitli davranış bozuklukları olduğunu görüyorum ve ebeveynler ısrarla çocuğun akademik başarısına odaklanmak istiyor. Hepsinin bir bütün olduğunu anlatıyorum. Gerek davranış bozuklukları gerek akademik başarı gerekse duygudurumu ile ilgilenmek gerektiğini anlatıp seansları o şekilde planlıyorum.

Tırnak yemek, alt ıslatmak, çekingenlik ve benzeri davranış bozuklukları çocukların bir şeyleri çözemedikleri, bazı konularla başa çıkamadıklarını anlatmanın bir yoludur. Çok önemli göstergelerdir. Davranış bozukluğunu görmezden gelmek çocuğun iç dünyasındaki sorunu görmezden gelmektir. Dikkatin dışında her sorun büyür ve daha fazlasına sebep olabilir. Çocukların dünyasında minik şeyler bir davranış bozukluğuna sebep olabileceği gibi aynı değerde minik bir dokunuş sorunu ortadan kaldırır.

Konu akademik başarı iken diğer konuların da önemli olduğunu tekrar vurgulamak istiyorum. Bir yandan da akademik başarıyı kendi bilincimiz ve yapabilirliğimizle değerlendiriyor olabilir miyiz? Çocuğunuzu tanıyor musunuz? Sizin beklentilerinizin dışında o ne istiyor? Onun kendini tanımasına yardımcı oluyor musunuz? Kendi beklenti ve isteklerinizi bir elbise gibi ona giydirip içini doldurup taşımasını mı bekliyorsunuz? Tüm bu soruların cevabı çok önemli…

Sanatsal yönü daha kuvvetli olan bir çocuğu “Sen büyüyünce doktor olacaksın” diye kodladığınızda belki de işini sevmeyen, içinde özlemleri olan, insanlara yeterince hizmet edemeyen bir doktor üretmiş olabilirsiniz. Bu durum gerçekten faydalı mı?

Akademik başarıyı en verimli şekilde sağlamamıza sebep olan durum kendini tanıyan, çocuğunu tanıyan, çocuğunun kendisini tanımasına yol açan ebeveynlerdir. Her birey saygıyı hak eder. Zekası ya da aklını kullanma şekli sizler gibi olmasa da çocuğunuzun sadece varlığı saygıyı hak eder, tıpkı sizin gibi… İyi ki çocuklar anne ve babalarına kopya şekilde benzemiyorlar böylece bizi sürekli kendimizi tekrar etmekten kurtarıyorlar. Tüm çocukların kendileri olabilmelerine, kendi varlıklarına uyumlu şekilde yaşam yolunda ilerlemelerine izin vermek ve tüm ebeveynlerin bunu destekleyip yol gösterici olmaları çözüme giden yolda önemli adımlardır.”

Çocuklar zaman zaman kendi hayal dünyalarında ‘hayali arkadaşlar’ yaratabiliyor. Araştırmalar, 3-5 yaş arası çocukların %65’inin ‘hayali arkadaş’larının olduğunu ortaya koyuyor. Peki bu durum riskli mi, bir hastalık mı? Ebeveyenler ‘hayali arkadaş’a sahip çocuklara nasıl yaklaşmalı?

‘Hayali arkadaş’ın çocuklar için dış dünyayla kurmaya çalıştıkları ilişkinin bir aracı olduğunu söyleyen Altınbaş Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölüm Başkanı Uzm. Klinik Psikolog Dila Özçelik, hayali arkadaşa sahip olmanın çocukta kendisini daha çok güvende hissetmeye ve duygularını daha rahat dışa vurmaya ihtiyacı olduğunu gösterdiğini belirtti. Kendisini yeterince güvende hissetmeyen, duygularını yansıtamayan çocuğun ‘hayali arkadaş’tan güç aldığını söyleyen Özçelik, konu ile ilgili olarak anne babalara önemli tavsiyelerde bulundu.

Bir hastalık mı?
Araştırmalara göre, ailede tek çocuk olarak büyüyen çocukların kendilerine hayali arkadaş yaratma ihtimali, kardeşle birlikte büyüyen çocuklara göre daha fazla. Çoğu ailenin çocuğun kendi kendine mırıldandığını duyduğunda kimle konuştuğu sorusuna aldıkları yanıt ise genellikle ‘kimseyle’ şeklinde oluyor. Peki ‘hayali arkadaş’ edinme bir hastalık mı?
Uzm. Klinik Psikolog Dila Özçelik, bu noktanın aileleri endişelendirse de genellikle çocukların hayal ile gerçeği tam olarak ayırt edemedikleri dönem içinde ortaya çıkan ‘hayali arkadaş’ın çok olası bir durum olduğunu söyledi. Uzm. Klinik Psikolog Özçelik, “Bu dönem içerisinde çocuk kendisine, kendisinden başka kimsenin göremediği arkadaşlar yaratabiliyor. Hayali arkadaş bazen bir insan bazen ise bir hayvan olabiliyor. Dolayısıyla hayali arkadaş edinme durumuna bir hastalık demek yanlış olacaktır” şeklinde konuştu.

Ne zaman patolojik bir sorun haline gelir?
Hayali arkadaşların, çocuk gelişiminde kimi faydaları bulunduğuna da dikkat çeken Özçelik, çocuğun hayali arkadaşıyla birlikte güncel hayatta karşılaştığı problemlerle baş edebilme becerisi kazanabildiğini ifade etti. Ancak çocuğun 7 yaşını geçmiş olmasına rağmen hala hayali arkadaşının olduğu gözlendiğinde bir sorundan söz edilebileceğine dikkat çeken Psikolog Dila Özçelik, “7 yaşını geçen çocuklarda hala varsa; bu hayali arkadaş çocuğun sosyal ortamdan kopmasına sebep oluyor ve çocuk gerçek arkadaşları yerine hayali arkadaşını tercih ediyorsa ebeveynler durumun altında yatan ciddi bir psikolojik problem olduğunu göz önünde bulundurmalılar. Bu noktada ise yapmaları gereken ilk şey konuyla alakalı olarak bir uzmanla görüşmektir” dedi.

Anne-babalar ne yapmalı?
Hayali arkadaşı olan bir çocuğun ailesine düşen görevin öncelikle konuyla alakalı olarak çocuğun üzerine gitmemeleri gerektiğini bilmek olduğunu vurgulayan Altınbaş Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü Başkanı Uzm. Klinik Psikolog Dila Özçelik şu tavsiyelerde bulundu: “Ailenin çocuğa devamlı olarak çocuğun hayali arkadaşıyla alakalı sorular sorması çocuğun hayali arkadaşını saklamaya çalışmasına ve kendini sosyal ortamdan daha fazla izole etmeye çalışmasına sebep olacaktır. Bu nedenle aile, çocuğun üzerine gitmemeli ve durumun doğasını anlamaya çalışmalıdır. Bunun yanı sıra aileler çocuklarına sosyal ve duygusal açıdan ellerinden geldiğince destek olmaya çalışmalılar. Çocuğu kendi yaşıtlarının olduğu sosyal ortamlara sokmak, çocuk için duygusal dışa vurum noktasında faydalı olacaktır. Çocuk, okula başladığında ve kendi yaşıtı arkadaşlar edindiğinde hayali arkadaşla olan ilişkisi yoğun bir şekilde devam ediyorsa ve yaşıtlarıyla sosyalleşmekten kaçınıyorsa aileler konuyla alakalı olarak bir uzmandan yardım almalılar.”

Altınbaş Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Öğr. Üy. Dr. Gaye Hafez, Altınbaş Çocuk Üniversitesi bünyesinde, “Şifayı Kapmak: İlacı Nasıl Doğru Kullanırız” başlıklı bir atölye düzenledi. Atölyede çocuklar sağlık ve doğru ilaç kullanımı konusunda renkli bir çalışmayla bilinçlendirildi.

Altınbaş Çocuk Üniversitesi tarafından ilkokul öğrencilerine yönelik olarak, “Şifayı Kapmak: İlacı Nasıl Doğru Kullanırız” başlıklı bir atölye düzenlendi. Türkiye’de sağlık okur-yazarlığının yeterince gelişmemiş olmasından hareket ettiklerini belirterek atölye hakkında bilgi veren Altınbaş Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Öğr. Üy. Dr. Gaye Hafez, “Bu konuda bilinen yanlışlıkları yetişkinlerde düzeltmek daha zor, ama çocukken sağlık konusunda doğru eğitim verirsek, o yanlışlar yapılmaz veya sayısı azaltılır. Biz de bundan yola çıkarak, ilkokul çağında sağlık ve ilaç konularını anlatmayı, onların daha en baştan doğru cümleleri duymalarını sağlamayı amaçladık” dedi.

“Basit bir anlatım dili kullandık”
Eczacı olarak çocuklara atölyede daha basit bir anlatım dili kullandıklarını vurgulayan Hafez, atölyenin işleyişi hakkında şu bilgileri paylaştı: “Üniversitede ders vermekten daha zor ve heyecanlıydı. Çalışarak geldim. Bir şeyi anlatırken, ders anlatmayı değil de, küçük denemeler yaparken, aralara bilgi serpiştirmeyi seçtim. İlaç formlarını gösterdim. Bildikleri formlar “hap” ve “iğne” kelimelerinden ibaretti; tablet, kapsül, supozituvar, şurup, enjektabl, damla formlarını ve farklarını öğrendiler. Tek tek gösterdim. İlaçların standart dozda etken madde içerdiğini ve ölçülerek kullanılması gerektiğini anlattım. Yemek kaşığı ve şurup ölçeği arasındaki farkları gösterdim. Laboratuar malzemeleriyle 5 ml hacim ölçümleri yaptık. Pisete su doldurup, minik balon jojeleri, flakonları onların doldurmasını, ölçmesini, flakonların kapaklarını kapatmalarını ve kulak damlası yapmalarını istedim. İlaç saklama koşullarını, son kullanım tarihlerine bakmanın önemini anlattım, kutuları ellerine verip, kendilerinin bulmalarını ve o ilacı kullanıp kullanamayacağımızı sordum. Onlara verilen ilaçlar hakkında soru sorma hakları olduğunu, bilgilenmek için kimlere sorabileceklerini, ilaçların yan etkileri olabileceğini ve bunları da sormaları gerektiğini anlattım ki herhangi bir yan etki gördüklerinde büyüklerine bunu iletebilsinler. Biz de ilacın güvenliğini takip edebilelim.”

Erişkin yanlışları çocukları etkiliyor
Çocukların atölye sonrasındaki kazanımlarını değerlendiren Gaye Hafez, “Çocuklar zaten bir üniversiteye gelmiş olmanın heyecanı içindeydi. Bir tanesi, büyüyünce eczacı olmak istediğini söyledi. En son gelen sorular ve aldığım cevaplara göre ne anlattıysam anlamışlardı. Buna sevindim. “Her şey paylaşılınca güzel, ama ilaç değil” diye bitirmiştim, sanırım önemli bir farkındalıkla çıkmış oldular” diye konuştu. Atölyeye Florya Zeynep Bedia Kılıçlıoğlu İlkokulu 3. sınıftan 31 öğrencinin öğretmenleriyle katıldığını, kendisine de Altınbaş Üniversitesi Psikoloji Bölümü öğrenci ve araştırma görevlilerinin eşlik ettiğini belirten Gaye Hafez, çocuklarda ilaç kullanımında en fazla yapılan yanlışları aktardı. Çocukların en çok kullandıkları ilaç gruplarının ateş düşürücüler ve antibiyotikler olduğunu belirten Gaye Hafez, şunları söyledi: “ Çocukların hepsi “antibiyotik” lafını duymuşlar. İlaç deyince, hemen “antibiyotik” diyorlar. Bu kötü bir şey. Gereksiz yere o kadar çok kullanılıyor ki çocuklar da öğrenmiş. Doktora gitmeden, ateş yükselir yükselmez antibiyotiğe başlamak, çocuk hastada yapılan yanlışların başında geliyor. Ölçülere dikkat etmemek, süspansiyonları gerekmediği halde dolapta saklayıp, çökmelerine sebep olmak, birden fazla ilacı aynı anda kullanmak da yapılan yanlışlıklar arasında. Ama bunların hepsi erişkin yanlışı. Artık onlar, kendi ilaçlarını sorgulamayı ve bu konuda hasta sorumluluğu almayı öğrenmeye başlayacaklar.”

Osmangazi Belediyesi’nin Bursa’ya değer katacak vizyon projeleri arasında yer alan Bilgi Evleri’nde öğrencilere, ağız ve diş sağlığı semineri verildi.

Bilgi Evleri’nin en kapsamlısı olan Hüdavendigar Sosyal Gelişim Merkezi’nde çeşitli eğitimler veren Osmangazi Belediyesi, Ağız ve Diş Sağlığı Haftası etkinlikleri kapsamında öğrencilere yönelik seminer düzenledi. 35 öğrencinin katılım sağladığı eğitimde doğru diş fırçalama tekniği, diş bakım şekilleri, diş fırçası ve diş macunu seçerken dikkat edilmesi gereken kurallar konularında bilgiler verildi. Uygulamalı olarak gerçekleştirilen seminerde diş sağlığının önemine değinen Diş Hekimi Mustafa Mete Baykal, “Aileler çocuklarına diş fırçalamayı alışkanlık haline getirmeli. Günde iki defa olmak üzere dişlerin yaklaşık iki dakika süresince fırçalanması sağlığımız açısından büyük önem arz ediyor. Ayrıca miniklerin 6 ayda bir yaptıracağı kontroller, diş doktorlarından korkmalarını önleyecektir. Çocukların bu alışkanlıkları sürekli hale getirmeleri, onların diş sağlığına göstereceği önemi sağlayacaktır. Böylesine önemli bir haftada bizleri öğrencilerimiz ile buluşturan Osmangazi Belediye Başkanı Mustafa Dündar’a teşekkür ediyorum” dedi.

Diş sağlığının önemini kavrayan öğrencilere Osmangazi Belediyesi Destek Hizmetleri Müdürü Raif Endar ve Diş Hekimi Mustafa Mete Baykal, diş fırçası ve diş macunu hediye etti.

Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) öncülüğünde düzenlenen ‘Güvenilir Gıda Tüketelim Obeziteyi Önleyelim’ Projesi kapsamında 80 okulda 10 binden fazla öğrenciye obezite, sağlıklı beslenme, güvenilir gıda, gıda hijyeni ve gıda muhafazası eğitimi verilmeye devam ediyor.

Bursa iş dünyasının çatı kuruluşu BTSO, rol model niteliğindeki sosyal sorumluluk projelerine hız kesmeden devam ediyor. 2015 yılından bu yana güvenilir gıda ve israf konusunda farkındalık oluşturmak amacıyla 32 bin öğrenciye ulaşan BTSO’nun obeziteye karşı başlattığı ‘Güvenilir Gıda Tüketelim, Obeziteyi Önleyelim’ Projesi, Cavit Çağlar Ortaokulu’nda düzenlenen eğitimle sürdü. Proje kapsamında gerçekleşen seminere, BTSO Yönetim Kurulu Üyesi Aytuğ Onur, BTSO Meclis Divanı Üyesi Hakan Batmaz, BESAŞ Genel Müdürü Mustafa Bektaş, BKM Kitap Firması Sahibi Kutbettin Bingöl, Cavit Çağlar Ortaokulu Müdürü Köksal Bülbül, Nilüfer İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü temsilcileri ile öğretmenler ve öğrenciler katıldı.

“EĞİTİMLER DEVAM EDECEK”
BTSO Yönetim Kurulu Üyesi Aytuğ Onur, küresel bir sağlık sorunu haline gelen obeziteye karşı özellikle çocukların ve gençlerde farkındalık oluşturmayı hedeflediklerini söyledi. Çocukların yüksek kalorili hazır gıda tüketiminden uzaklaşmasını istediklerini ifade eden Onur, “Uzun süre hareketsiz olarak teknolojik cihazlarla vakit geçiren çocuklarımız obeziteye maruz kalabiliyor. Obezite ile mücadelede sağlıklı ve nitelikli beslenme büyük önem taşıyor. Proje paydaşlarımızla birlikte Bursa’yı adeta karış karış gezerek okullarımızda obeziteyle mücadelenin ilk adımı olan obeziteyi engelleme ve sağlıklı beslenme eğitimleri düzenlemeye devam edeceğiz.” dedi.

SPONSORLARA PLAKET
Açılış konuşmalarının ardından, proje ana sponsoru BESAŞ A.Ş ve altın sponsor BKM Kitap firmalarına desteklerinden dolayı plaket takdimi gerçekleştirildi. Konuşmaların ve plaket takdiminin ardından Nilüfer Tarım ve Orman Müdürlüğü’nden Ebubekir Kul’un sunumuyla güvenilir gıda ve obeziteyle mücadele konusunda seminer gerçekleştirildi.

10 BİN ÖĞRENCİYE “OBEZİTE” ANLATILACAK
BTSO öncülüğünde yürütülen “Güvenilir Gıda Tüketelim Obeziteyi Önleyelim” projesine Bursa Valiliği, Bursa Büyükşehir Belediyesi, Uludağ Üniversitesi, Bursa Teknik Üniversitesi, İl Sağlık Müdürlüğü, İl Milli Eğitim Müdürlüğü, İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü ve TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Bursa Şubesi destek veriyor. BESAŞ, BKM, Seyhanlar, Emek ve Köfteci Yusuf’un sponsorluk desteği verdiği proje kapsamında yıl sonuna kadar 80 okulda 10 binden fazla öğrenciye eğitim verilmesi hedefleniyor. Proje kapsamında ayrıca düzenlenecek resim yarışmasında da dereceye giren öğrencilere sürpriz hediyeler dağıtılacak.

Yaşamın zorlu dönemlerinden biri olan ergenlik 10-21 yaşları arasını kapsıyor. Bu dönemde gözlenen değişiklikleri hormonlar başlatırken, ergenin cinsiyeti, içinde yaşadığı sosyal çevre ve kültür etkili oluyor. Cinsel olgunlaşma ve üreme kapasitesi de bu dönemde kazanılıyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Çocuk ve Adolesan Sağlığı Merkezi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Müjgan Alikaşifoğlu, sorun olarak görülen çatışmaların aslında gencin olgunlaşması için bir fırsat olabileceğini vurguluyor. Prof. Dr. Müjgan Alikaşifoğlu ergenliğin 3 aşamasında doğru yaklaşım modellerini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

1. ERKEN ERGENLİK
Erken ergenlik dönemine (10-14 yaş) bedensel değişimler damgasını vuruyor. Bazen bedensel değişimler o kadar hızlı olabiliyor ki, genç, bedeni içinde kendisine yabancılık çekebiliyor. Bu değişimi kontrol edebilmek için yeme tutum ve davranışlarını değiştirebiliyor. Ebeveynlerden bağımsızlaşma isteği içindeki ergenler arkadaşları ile olmaya, ebeveynleriyle yapılan etkinliklerle ilgilenmemeye, onların kusurlarını bulmaya, güvenlik ve dış görünüş gibi alanlarda verdikleri öğütleri dikkate almamaya, daha fazla mahremiyet istemeye başlıyor ve bu durum aile içi çatışmalara neden olabiliyor.

Doğru yaklaşım modeli:
Çocuğunuzda gözlemlediğiniz değişimi yaşamın doğal bir süreci olarak benimseyin. Çünkü çocuğun kimlik gelişimini sağlıklı olarak tamamlayabilmesi için bunları deneyimlemesi gerekiyor.
Çocuğunuzla bedeninde yaşadığı değişiklikleri ve cinselliği doğrudan ve dürüstçe konuşun. Bu konuları konuşamayacağınızı düşünüyorsanız ergenlerle iletişimi bilen bir sağlık personelinden destek alın.
Hep birlikte yemek yemeye özen gösterin. Böylece çocuğunuzun yeme davranışlarını gözlemlemeye ve sağlıklı beslenmesini desteklemeye devam edin.
Fiziksel etkinliğe teşvik edin. Bir grup sporu ya da bireysel spora yönlendirin. Spor ya da müzik gibi grup çalışmaları aile dışı aidiyet duygusunu yaşatacağı ve gelişimlerine olumlu yönde katkıda bulunacağından destekleyin. Eğlenceli ve güvenli etkinliklerde bulunabileceği ortamlar hazırlayın.
Ekran süresini 1-2 saatle kısıtlayın.
Arkadaşlarını tanıyın. Gelişimini olumlu yönde destekleyecek etkinliklerde bulunmasının önemini konuşun, sağlıksız seçimler yapmaya zorlayan arkadaşlardan kaçınabilmesi için ona destek olun.
Kurallarınız net ve tutarlı olsun.Nerede, kimlerle ve bir erişkinin gözetimi altında olup olmadığını bilin. Ne zaman sizi arayacağını, nerede bulacağını ve saat kaçta eve dönmesini istediğinizi planlayın.
Okul yaşantısı ile ilgilenin. Çatışma yaşadığınızda beklentinizi net olarak belirtin (daha iyi not almak vb.) ancak çocuğunuza bu konuda görüş bildirme şansı tanıyın (Hangi saatler arasında ders çalışacağını belirleme vb.)
Düşünce ve duygularına saygı gösterin, gerçekten onu dinlediğinizi hissettirin. Kendi kararlarını vermesini desteklerken, sağlıklı seçimler yapabilmesi için yardımcı olun.
Çocuğunuzun güvenliğini sağladığınızdan emin olun. En önemlisi iyi bir rol model olun.

2. ORTA ERGENLİK
Orta ergenlik dönemi (14-17 yaş) “Tipik ergenlik”, “Keşif ve heyecan arayışı dönemi”. Cinsel kimlik belirgin şekilde hissediliyor, karşı cinsle yakınlaşma arzusu oluşuyor. Risk alma eğilimi artıyor. Keşfe çıkan ergende aileden uzaklaşma, sorunları paylaşmama, ev dışında uzun zaman geçirme gibi davranışlar yaygın olarak gözlenirken, genç cinsel istismar başta olmak üzere her türlü istismara açık hale gelebiliyor! İnternet ve sosyal medya bağımlılığı bu evrede sık görülüyor. Genç, arkadaş grubu içinde kabul edilebilmek için yoğun bir çaba içine girebiliyor. Arkadaş grubunun değerleri aile değerlerinin üzerine çıkabildiğinden aile ile çatışmalar yaşanabiliyor.

Doğru yaklaşım modeli:
Bu süreci anlayışla karşılayın. Bu sayede çocuğunuz sizinle fazla çatışma yaşamadan bağımsız bir birey olma yolunda ilerleyebilir ve otorite karşısında uygun konum almayı öğrenebilir. Ancak anne ve baba bu ayrışma sürecini kendileri için bir tehdit olarak algılayıp sert tepki gösterirlerse hem bu süreç uzar, hem de çıkan otorite çatışmaları gencin ruhsal yapısında iniş çıkışlara neden olur.
Çocuğunuzun kaygılarını onu küçümsemeden konuşun ve davranış değişikliği olup olmadığını izleyin.
Mahremiyet gereksinimine saygı duyun. Ancak odasında bilgisayar ve TV olmasın. Beraberce eğlendiğiniz şeyler yaparak vakit geçirin. Yemekleri beraber yemeye devam edin. Ailesiyle birlikte yemek yiyen gençlerin akademik başarılarının daha yüksek, sigara, alkol ve madde kullanma oranlarının ve şiddet eğilimlerinin daha düşük olduğunu unutmayın.
Özellikle depresif görünüyorsa duygularını paylaşmasına mutlaka izin verin. Sorunları kendisinin çözmesi için fırsat tanıyın ama daima desteğe hazır olun.
Okul ve okul dışı etkinlikleriyle ilgilenin. Grup sporları ve sanatsal etkinlikler gibi etkinliklere katılmasını destekleyin.
Okulda sarf ettiği çaba ve başarıları için takdir edin.
Güvenli internet kullanımı hakkında bildiklerinizi paylaşın, internette girilebilecek siteler, yazılabilecek mesajlar, yabancılarla iletişim konularında bilgilendirin.
Evde her zaman sağlıklı yiyecekler bulunmasına özen gösterin.
Sigara, alkol ve madde bağımlılığı konusunda ne biliyor, bu maddelere nasıl bakıyor anlamaya çalışın ve kendi duygularınızı paylaşın.
Şiddet kullanmadan sorunların nasıl çözülebileceğini öğretin. Duygusal ve davranışsal sorunları varsa mutlaka bir hekimle görüşmesini sağlayın.

3. GEÇ ERGENLİK
Geç ergenlik döneminde (17-21 yaş) genç, yaşamı boyunca gözlemlediği, yaşadığı ve öğrendiği çeşitli deneyimleri harmanlayarak kendi doğru ve yanlışlarını tanımlamaya başlıyor. Kimlik gelişimi bu dönemde tamamlanıyor. Geleceği planlayabiliyor, isteklerini öteleyebiliyor, sınırlar koyabiliyor ve bağımsız kararlar alabiliyor. Ancak, karşıt görüşlere tahammülsüzlük, mutlakiyetçilik devam edebiliyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Çocuk ve Adolesan Sağlığı Merkezi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Müjgan Alikaşifoğlu bu dönemde doğru yaklaşımları şöyle anlatıyor;

Doğru yaklaşım modeli:
Ona kabul, sevgi, yakınlık ve istediğinde destek sunmaya hazır olun.
Çocuğunuzla bir erişkin gibi ilişki kurmaya istekli olun. Ancak, görüşlerine karşı çıktığınızda gerilimin artabileceğini unutmayın.
Meslek seçiminde onu dinleyerek, bilgilendirerek ve doğru bilgiye yönlendirerek destek olun.
Kimlik gelişiminin tamamlanabilmesi ve erişkin psikolojik olgunluğuna ulaşabilmesi için tüm çocukluk çağı boyunca kazandığı beceri, tutum ve davranışları harmanlayarak, evde, okulda ya da iş yaşantısında, arkadaş ilişkilerinde, boş zaman etkinliklerinde ve özel ilişkisinde bağımsız kararlar vermesine olanak sunun.

Havaların soğuması, okulların açılması, kalabalık ortamlarda daha çok zaman geçirilmesi beraberinde kolayca yaygınlaşan ve kişiden kişiye kolayca bulaşan bakteri ve virüslerin artmasına neden oluyor. İşte bu noktada bağışıklık sisteminin güçlü olması çok büyük önem taşıyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Yeşim Özcan “Çocuklarda bağışıklık sisteminin zayıflaması sık hastalanmalarına sebep olur. Yetersiz beslenme, vitamin ve mineral eksikliği, uykusuzluk bağışıklık sisteminin zayıflamasındaki temel sebeplerdir. Bu nedenle özellikle mevsim geçişlerinde düzenli beslenmek vücut direncini artırarak oluşabilecek hastalıklara karşı çocuklarımızı koruyacaktır” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Yeşim Özcan, çocukların bağışıklık sistemini güçlendiren 9 doğal besini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Somon Balığı
Omega 3 yağ asitinden zengin bir besin olan ve çocukların beyin gelişimini destekleyen somon, aynı zamanda enfeksiyonlara karşı vücudu koruyor. Son yapılan araştırmalar, bu yağlı asitlerin bağışıklık sisteminin işlevini artırarak bağışıklığı güçlendirdiğini ortaya koyuyor. Çocuğunuz balık sevmiyorsa sabırla balık yeme alışkanlığı kazandırın. Balığı doğrudan tek başına vermek yerine, balığın tat ve kokusunu hissettirmeden örneğin patates ve sebzelerle fırında balık mücver yaparak yedirebilirsiniz.

Kivi
C vitamini diğer meyvelere oranla çok yüksek olan kivi, vücut savunma sisteminde görev alan antioksidanlardan zengin bir meyve. Bu sayede bağışıklığı güçlendirip vücudun mikroplara karşı savunma sistemini artırıyor. Aynı zamanda C vitamini vücutta demir mineralinin emilimini artırıyor. Demir eksikliği problemi yaşayan çocuklarda kivi üzerine pekmez sürülerek tüketmeleri, pekmezde bulunan demir emilimini artırarak çocuklara iki kat bağışıklık kazandırıyor. Çünkü pekmezin içeriğindeki demirin emilimi için de C vitamini gerekiyor.

Ev yoğurdu
Bağışıklığı güçlendiren yoğurt probiyotik yani sağlıklı, dost bakteri içeriği yüksek bir besin. Bu dönemde özellikle probiyotik içeriği yüksek besinlerle beslenmek hastalıklara karşı önemli bir koruyucu olacağından çocuklarınıza mutlaka günde bir kase ev yoğurdu yedirin. Yoğurdu yemeklerin yanında veya ara öğünde içerisine meyve doğrayarak da yedirebilirsiniz. Çocuğunuzun inek sütüne alerjisi varsa, keçi sütünden yapılmış yoğurtları tercih edebilirsiniz.

Sarımsak
Sarımsak antibakteriyel özelliğinden dolayı bağışıklığı güçlendirerek vücut direncini artırıyor. Yemeklere eklenen sarımsak miktarının artırılması hastalık riskini en aza indiriyor. Sarımsağı yemeklerinize eklerken yağda kavurarak değil yemeğin suyuna atarsanız, içindeki antioksidanlardan daha fazla yarar sağlayabilirsiniz.

Yulaf
Yulaf, içinde bulunan beta glukan ve çinko sayesinde bağışıklığı güçlendiriyor.Zengin lif içeriği ile de oldukça faydalı bir besin olan yulafı süt ile karıştırıp, üzerine E vitamini yönünden zengin badem ve 1 porsiyon muz ekleyerek blender yapabilir ve çocuğunuza kahvaltıda da içirebilirsiniz. Unutmayın, kahvaltı yapan çocukların vücut direnci daha sağlam oluyor, hastalıklara yakalanma riski azalıyor. Yulafın herhangi bir alerjenik riski bulunmuyor.

Brokoli
C, A ve E vitaminlerinden zengin olan brokoli tam bir antioksidan deposu. Bu sayede de bağışıklığı güçlendiriyor. Ama brokoliyi seven ve yiyen çok az çocuk var. Bu sebeple bu besini çocuklarınız sevmiyorsa, fark ettirmeden tükettirebilirsiniz. Mesela çorba yaparken içerisine ekleyebilirsiniz. Böylelikle brokolinin vitamin ve minerallerinden de faydalanmış olurlar.

Mercimek
Mercimekte bulunan bazı polifenoller, güçlü antioksidan ve anti-enflamatuar etkilere de sahip olduğundan hastalıklara karşı koruyor. Sonbahar ve kış aylarında yemeği olsun, çorbası olsun haftada iki kez tüketilmesi çok faydalı. Bitkisel protein olduğundan çocuklarda büyüme ve gelişmeye de yardımcı oluyor.

Yumurta
Yumurta, anne sütünden sonra gelen, vücudun ihtiyaç duyduğu en iyi protein kaynağı. Bu özelliğiyle çocukların beslenmesinde olmazsa olmaz bir besin. Aynı zamanda çok iyi demir kaynağı olan yumurta, A, D, E ve B12 vitaminlerinden zengin. Bu sayede çocuğunuzun zeka gelişimini destekleyip beyin yapısını korurken, içerdiği kaliteli protein sayesinde de sağlıklı büyümelerine büyük katkı sağlıyor. Haşlama, omlet, menemen fark etmez, her gün bir yumurtayı en sevdiği şekliyle çocuğunuza yedirebilirsiniz.

Kuruyemiş
Beslenme ve Diyet Uzmanı Yeşim Özcan, kuruyemişlerin, bağışıklık sistemini güçlendirmeye yardımcı olan E vitamini, çinko ve omega 3 yağ asitleri açısından zengin olduğunu belirterek “Bağışıklık sistemlerini güçlendirmek için çocuklarınızın beslenme çantasına fındık, ceviz, badem ve kabak çekirdeği koyun ve mutlaka bu besinleri tüketme alışkanlığı kazandırın. Badem aynı zamanda stresin olumsuz etkilerini önlemeye de yardımcı olabilecek Nacin ve Riboflavin de içerir. Özellikle sabah kahvaltılarına sadece bir çeyrek fincan ekleyeceğiniz bu lezzetli kuruyemişler çocuğunuzun günlük E vitamini ve diğer mineral gereksinimlerini karşılar” diyor.

Sosyal Medya

0BeğeniBeğen
0TakipçiTakip Et