Anasayfa SAĞLIK

Yeni bir eğitim-öğretim dönemi başlarken, Çocuk Endokrinolojisi ve Diyabet Derneği Üyesi, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Endokrinoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Oya Ercan, çocuk ve gençlerde büyüme geriliğine dair önemli bilgiler verdi. Hormon yetersizliği kaynaklı büyüme geriliğinin tedavisi için ergenliğin beklenmemesi gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Oya Ercan, çocukların büyümesinin doğumdan ergenliğe kadar düzenli olarak her yıl takip edilmesi gerektiğini belirtti.

Büyüme takibi için en kolay yöntemin, çocuğun boyunu yaşıtlarıyla yıldan yıla karşılaştırmak olduğunu belirten Prof. Dr. Oya Ercan şunları söyledi: “Çocuğun ve yaşıtlarının önceki senelerdeki boyu ve şimdiki boyları değerlendirilmelidir. Bir sene önce alınan ve artık kısa gelen kıyafetler de sağlıklı büyüme için önemli bir ölçüttür. Büyümeyen çocukların aynı kıyafeti 4 yıl giydiğini gözlemliyoruz. Önemli bir gözlem var ki; hızlı büyüyen çocukların çoraplarının uçları hızla yıpranır ve bu çocuklara çorap dayanmaz”

İki yaşından sonra duraklayan büyümeye dikkat
İki yaşına kadar normal seyreden uzamanın 2 yaşından sonra duraklaması, anne babanın normal boylu olması ve çocuğun büyüme hızının yetersiz kalması ve yaşıtlarıyla arasındaki boy farkının sürekli artması büyüme hormonu yetersizliği kaynaklı büyüme geriliğine işaret edebilir. İlk 2 yaşta beslenmenin çok önemli olduğunun altını çizen Prof. Dr. Oya Ercan şunları söyledi: “Bu 2 yılda bir bebek ne kadar sağlıklı yerse o kadar büyür diyebiliriz. Ama 2 yaşından sonra beslenmenin etkisi azalır. 2 yaşından sonra ortaya çıkan büyüme yetersizliklerinde diğer her şey normalse, ilk aklımıza gelmesi gereken şey büyüme hormonu yetersizliğidir.”

Türkiye’de akraba evlilikleri ve yetersiz büyüme takibi büyüme geriliğini tetikliyor
Büyüme hormonu yetersizliğinin normalde yaklaşık 10.000′de 1 oranında görüldüğünü belirten Prof. Dr. Oya Ercan, Türkiye’de akraba evliliklerine bağlı genetik geçişli büyüme hormonu yetersizliklerinin daha sık olabileceğini söyledi. Prof. Dr. Oya Ercan sözlerini düzenli büyüme takibinin önemine değinerek şöyle sürdürdü: “Bu noktada büyüme takibi çok önem kazanıyor. Türkiye’de bebeklikten 5 yaşına kadar daha düzenli bir büyüme takibi yapılsa da 5 yaşından itibaren bu düzen kayboluyor ve çocuk hasta olmadıkça doktora götürülmüyor ve bu yaştan sonra büyüme ölçümleri aksatılabiliyor. Bu büyüme geriliğinin teşhisi anlamında büyük bir açık. Çocukların ergenlik dönemine kadar, 5-11 yaş arasında da her sene doktora gitmesi ve büyüme ölçümlerinin yapılması gerekir çünkü büyüme geriliğine ergenlik başladıktan sonra müdahale etmek çok zordur. Özellikle boyu kısa kalan kız çocukları, ergenlik döneminde yakalama büyümesini yapamaz ve ufak büyümeler kaydetse de kayıplarını kapatamaz. Şu anda ülkemizde böyle bir büyüme takip sistem olmasa da, aile hekimliği sistemine kolayca yerleştirilebileceğini düşünüyorum.”

Normal boylu anne-babaların çocukları kısa boylu olmamalı
İki tür büyüme geriliği olduğunu belirten Prof. Dr. Oya Ercan, bunları şöyle açıkladı: “Eğer anne ve baba da kısa boyluysa, genetik boy kısalığından söz edilebilir ancak bu hormonal bir sorun değil, genetik bir özelliktir. Bizim ilgi alanımıza giren büyüme geriliği, boy uzamasının genetik boy kısalığı dışındaki sebeplerle yetersiz kalmasıdır. Anne-babası kısa boylu olmayan bir çocuğun az büyümesi sağlıksızlık göstergesidir. Az büyüme tespiti koyabilmek için elimizde en az iki boy ölçümü olması ve bunları karşılaştırabilmemiz gerekir. Büyüme geriliği tespit edilen çocuklar kansızlık, karaciğer hastalıkları, böbrek hastalıkları, tiroit fonksiyonları, çölyak yani glüten enteropatisi ve beyin tümörü açısından kontrolden geçirilmelidir. Büyüme hormonu yetersizliğine bağlı büyüme geriliği teşhisi ancak bu gibi hastalıklar elendikten sonra koyulabilir. Bir çocuğun erişkin olarak boyunun kaç olacağı annenin babanın boyundan yola çıkılarak hesaplanabiliyor. Annenin babanın boyuna göre hesapladığımız noktadan 5 ila 7 santim geride olan çocuğun büyümesinde sorun vardır.”

Büyüme hormonu yetersizliği tedavisi artık çok kolay
Prof. Dr. Oya Ercan teşhis ve tedavi konusunda şu bilgileri verdi: “Büyümeyi engelleyebilecek diğer hastalıklar elendikten sonra çocukta büyüme hormonu uyarı testlerini yapıyoruz. Ağızdan ilaç vererek yapılan bu testler aileleri biraz ürkütebiliyor ve mide bulantısı gibi ufak ve kısa süreli yan etkileri olabiliyor ancak aslında korkacak bir şey yok. Bu testler sonucunda büyüme hormonunun yetersiz olduğu ortaya çıkarsa, hipofiz bezinde büyümeyi etkileyen bir anomali olup olmadığını kontrol etmek için manyetik görüntüleme (MR) yapıyoruz. MR sonucu da temiz çıkarsa büyüme hormonu tedavimize başlıyoruz. Tedavi günlük iğneler şeklinde yapılıyor. Bunun için çok pratik enjeksiyon kalemleri var. Kalemler uzun süre buzdolabının kapak kısmında saklanabiliyor ancak dondurulmaması gerekiyor. Her akşam yatmadan önce enjeksiyon şeklinde uygulanıyor. Tedaviye başlayan çocuklarda her akşam yatmadan önce uygulanıyor. Enjeksiyon aileleri ilk başta biraz ürkütse de aslında çok kolay bir uygulama ve hemşireler anne-babalara bu konuda eğitim veriyor. Enjeksiyon göbekten, bacaktan veya koldan yapılabiliyor. Bu işlemi kendileri yapan çocuklar bile var.”

Normal uzama miktarı yaşa ve cinsiyete göre değişir
Prof. Dr. Oya Ercan şunları söyledi: “Çocukların bir yılda kaydetmesi gereken boy uzaması yaşına ve cinsiyetine göre değişir. O yüzden ortalama bir rakam vermek doğru değil. Yeni doğan bir bebek ilk yıl ortalama 25 cm, ikinci yıl 12 cm büyür. Bu miktar üçüncü ve dördüncü yılda daha da düşer. Beşinci yaştan itibaren nispeten benzer rakamlar görmeye başlarız ama ergenlikle birlikte yıllık büyüme hızı artarak 8-10 cm’e kadar çıkar. Örneğin ergenlik öncesi dönemde bir kız çocuğunun 3-4 santim büyümesi normal değildir. Ama ergenlikte de 5-6 cm uzaması normal değildir. Bu nedenle ailelerin çocuklarının büyümesini her yıl düzenli olarak büyüme çizelgesi üzerinde takip edilmelerini sağlaması ve büyüme sürekliliğinin devam ettiğinden emin olması lazım. Ancak boyu doğru şekilde ölçmek de düşünüldüğü kadar kolay değil. Hassas durumlarda günün aynı saatinde ölçmeye bile dikkat etmek gerekebiliyor. Örneğin spor ve yer çekimi gibi etkenlerle sabah ölçümüyle akşam ölçümü arasında bile 1-2 cm fark olabiliyor. Mevsimsel değişiklikler bile gözlenebiliyor. O yüzden biz yıllık büyüme hızını esas almaya çalışıyoruz.”

Erken ergenlik büyüme geriliği konusunda ipucu verebilir
Çocuğun yaşıtlarına göre geride kalması ya da büyüme çizelgelerinin alt sınırının altında kalması ve erken ergenliğin büyüme geriliği konusunda ipucu verebileceğini söyleyen Prof. Dr. Oya Ercan şöyle devam etti: “Ergenlik erken başladığı zaman çocuk yaşıtlarından daha küçükken ergenlikteki hızlı büyüme sürecine giriyor ve büyüme süreci erken sonlanıyor. Bu tür çocuklar sınıfın en uzunuyken, birden kısa kaldığını görüp üzülebiliyor. Kız çocuklarında adet döneminden sonra büyüme tamamen durmaz. Kızlar ne kadar geç adet görürse o kadar az büyür, ne kadar erken adet görürse o kadar fazla büyür. 10 yaşında adet olursa 10 santim boy atar. 12 yaşında adet görürse 5-6 santim büyür ama bazen istisnalar oluyor. Genel olarak adet başlangıcından sonra 5-10 santim arasında bir artış olur diyebiliriz. Bir çocuğun gösterdiği uzamayı yıldan yıla yaşıtlarının gelişmesiyle kıyaslayarak ve ölçümler sırasında büyüme çizelgesi üzerindeki yerini göz önünde bulundurarak değerlendirebiliriz. Bir çocuğun boyu bu çizelgelerdeki en alt seviyenin altında kalırsa kısa boylu olarak değerlendirilir.”

Tedavi için ergenlikteki “boy atma” beklenmemeli
Tedaviye başlamak için ergenlik dönemindeki yakalama büyümesini beklemenin yanlış olduğunu söyleyen Prof. Dr. Oya Ercan şunları söyledi: “Ailevi boy kısalığı varsa zaten çocuk anne ve babası gibi kısa boylu olacaktır. Bu yüzden ergenlikte boy atmasını ve birden çok uzamasını beklememek gerekir. Tedavi gerektiren büyüme hormonu eksikliği gibi durumlarda da tedaviye başlamak için ergenliği beklemek çocuğun tedavi şansını azaltacaktır çünkü ergenlik öncesinde yeterli uzunluğa ulaşılamadıysa ergenlikten sonra kemik yaşı da büyüdüğü için kaydedilebilecek uzama sınırlıdır.”

Uzun yaz tatilinin ardından kimi öğrenciler uyum haftası kapsamında okula gitmeye başladı, büyük çoğunluk ise 18 Eylül’ü bekliyor. Veliler de bir yandan alışveriş, servis gibi hazırlıklarla uğraşırken, bir yandan da çocukları için en sağlıklı beslenme programını hazırlamaya çalışıyor. Çocuklar için bir haftalık örnek menü oluşturan Waternet Sağlıklı Yaşam Uzmanı Diyetisyen Canan Aksoy, su tüketimi konusunda da önemli uyarılarda bulundu.

Derste uyku geliyorsa sebebi susuzluk olabilir
Susuz kalan çocukların derslerini dinlemede zorluk yaşayacağını söyleyen Canan Aksoy, “Yeterince su içmeyen çocuğun bilişsel ve fiziksel fonksiyonları yavaşlar, dikkati dağınık olacağından öğrenim süreci etkilenir. Sıvı kaybı devam edip eksilen su yerine konulmadığında solunum artar, terleme ve idrar çıkışları azalır. Bunlarla beraber ağız kuruluğu gelişir, zamansız uyku görülmeye başlar” diye konuştu.

Çocukların su ihtiyacının yetişkinlerden daha fazla olduğunu ve susuzluktan daha çok etkilendiklerini belirten Aksoy, beslenme çantasına büyük bir şişe su koyulmasını tavsiye etti. Çocukların ortalama su gereksinimleri hakkında bilgi veren Canan Aksoy, aktivitesi yüksek, terleyen ve egzersiz yapan çocuklarda bu miktarın artacağının da altını çizdi.

Çocuklarda tüketilmesi gereken su miktarı
4 – 6 Yaş Grubu
900 – 1200 ml (4 – 6 su bardağı)
7 – 8 Yaş Grubu
1 – 1,4 litre (5 – 7 su bardağı)
9 – 13 Yaş Grubu
2 litre (8 su bardağı)

Çantadan çıkan sürpriz içecekler!
Diyetisyen Canan Aksoy, bal ile tatlandırılmış şeftalili ve limonlu buzlu çay, ballı – muzlu süt, çubuk tarçın eklenmiş ıhlamur gibi evde kolaylıkla hazırlanabilecek tariflerin, çocukların beslenme çantalarına hem sağlıklı hem de leziz içecek alternatifleri olarak eklenebileceğini söyledi. Aksoy, bu içeceklerin suyun yerine geçmeyeceğine dikkat çekerek, beslenme çantasında ek içecek olsa bile su miktarının azaltılmaması gerektiğini ifade etti.

Çocukların bayılacağı beş günlük örnek beslenme çantası
Büyüme çağında kazanılan beslenme alışkanlıklarının ileriki yaşlarda da devam ettiğini hatırlatan Diyetisyen Aksoy, ebeveynlerin bu konuya özellikle dikkat etmeleri gerektiğini vurguladı. “Başta karbonhidrat, protein ve yağ gibi makrobesin ögeler olmak üzere, vitamin ve minerallerin de eklenmesiyle çocukların çok yönlü beslenmesi sağlanabilir” diyen Aksoy, velileri her gün düşündüren, “Beslenme çantasına ne koyalım” sorusuna karşılık da, örnek bir menü hazırladı.

Pazartesi: Fıstık ezmeli ekmek rulosu (Kavrulmuş fıstık, bal ve fındık yağını karıştırarak ev yapımı fıstık ezmesi yapabilirsiniz), elma dilimleri, yoğurt, ceviz ve kuru üzüm
Salı: İnce dilim tam buğday ekmeği üzerine yumurta, kaşar, domates, biber, zeytin ve az sucuktan oluşan pizza, ayran
Çarşamba: Krem peynirli maydanozlu lavaş dürüm, domates, salatalık, havuç, yoğurt, mürdüm eriği
Perşembe: Kabak böreği (4 – 5 adet kabağı rendeleyip hafifçe suyunu sıkın. İçine 3 yumurta kırın. Bir su bardağı beyaz peynirle karıştırıp fırında pişirin), ayran, ceviz, incir
Cuma: Kaşar peyniri, füme et, ince dilim tam buğday ekmeği, badem, yoğurt, tarçınlı elma dilimleri

Kırtasiye, kitap, kıyafet, kayıt derken çocuğu okula başlayacak ailelerde eylül ayıyla birlikte koşuşturmaca da başladı. Anne babalar çocuklarının okula mutlu bir başlangıç yapması ve derslerinde başarılı olması için hemen her ayrıntıyı düşünüyor, ellerinden geleni fazlasıyla yapmaya çalışıyor. Ancak pek çok ailenin ne yazık ki çocukların okul öncesi genel sağlık muayenesinden geçirilmesi gerektiği konusunda bilgisi yok…

Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Neslihan Korkmaz, “Sonbahar zaten mikropların üremesi için çok hassas bir dönem. Isı değişimleri nedeniyle vücut direnci düşüp gribal enfeksiyonlar ortaya çıkabildiği gibi, bazı sinsi hastalıklar var ki, çocukta ciddi bir belirti ortaya çıkarmadığından ancak muayenede tespit edilebiliyor; üstelik bu hastalıklar okul başarısını yakından ilgilendiriyor” diyor. Dr. Neslihan Korkmaz, okul öncesi ihmal edilmemesi gereken 10 muayeneyi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Kansızlık
Ülkemizde her 100 çocuktan 40′ında görülen kansızlık; tedavi edilmediğinde çocukta gelişme geriliği, fizik ve matematik zekasında azalma gibi birçok soruna yol açabiliyor, beyne giden oksijenin azalmasından dolayı okul başarısını olumsuz etkiliyor. Kansızlık sorunu olan çocuğunuza yumurta, kırmızı et, yeşil yapraklı sebze ve tahıl gibi demir içeren besinlerle, günde 1 tatlı kaşığını aşmamak kaydıyla pekmez vererek doğal takviyede bulunabilirsiniz. Çocuk beslenmesinde, demiri kesici etkisinden dolayı çayın yeri bulunmuyor.

Alerji
Sonbahar alerji mevsimi. Çocuğunuzun alerjisi varsa okul öncesi çocuk alerji uzmanına götürerek tedavisini düzene koymak çok önemli. Aksi halde alerji, çocukta burun tıkanıklığı, üst ve alt solunum yolu problemlerine neden olarak okuldan uzun süre uzak kalmasına yol açabilir. Okulda konsantrasyon eksikliği sorunları yaşamasına neden olabilir. Çocuğunuzun bildiğiniz bir alerjisi yoksa ancak devamlı burun akıntısı, burun tıkanıklığı, öksürük, döküntü gibi sorunları oluyorsa alerjiden şüphelenerek mutlaka çocuk alerji uzmanına götürün.

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite
Dikkat eksikliği ve hiperaktivite okuldaki en önemli problemlerden biri. Aileler, çocuklarında; bir şeye yeterince konsantre olmaması, çabuk sıkılması, öğrenme güçlüğü, devamlı hareket halinde olması, odaya girdiğinde her şeyi karıştırması gibi belirtiler varsa mutlaka uzmana başvurarak tedbir almalı. Çünkü aksi halde, okul uyumları az oluyor. Ancak basit tedavilerle çok başarılı çocuklar oluyorlar.

Görme bozukluğu
Çocuklarda görme bozukluğu sorunu fark edilmeyerek sadece göz muayenesinde ortaya çıkabiliyor. İyi göremeyen bir çocukta öğrenme bozukluğu kaçınılmaz. Bu nedenle okul öncesinde mutlaka göz hekimine götürüp muayene ettirmenizde fayda var.

D vitamini yetersizliği
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Neslihan Korkmaz “D vitamini eksikliği çocuklarda başta kemik ağrıları, büyüme geriliği, sık enfeksiyon hatta kanser gibi pek çok soruna neden olabilirken, okul başarısını da olumsuz etkileyebiliyor. Okul öncesi çocuğunuzun D vitamini seviyelerini tespit ettirmeniz çok önemli” diyor. Öte yandan çocuğunuzun kilosu ve boyunda fazlalık ya da eksiklik varsa mutlaka bunların da nedenleri araştırılmalı, altta yatan ciddi bir neden varsa tedavi edilmeli.

İşitme problemi
Çocuğunuzun işitmesinde hiçbir sorun olmadığını düşünürken aslında yanılıyor olabilirsiniz. Çocuğunuz her seslenmenize cevap vermiyorsa, televizyonu yüksek sesle dinliyor ve yüksek sesle konuşuyorsa mutlaka bir kulak, burun ve boğaz hekimine götürerek kontrol ettirin. Aksi halde okulda duyma problemi nedeniyle derslerinde başarısı doğrudan etkilenebilir hatta okuldan soğumaya kadar varabilir.

Geniz eti ve uyku apnesi
Gece uykuda sık uyanma ve horlama geniz eti ve uyku apne probleminin habercisi olabilir. Geniz eti olması gerekenden büyükse çocukta solunum sıkıntısı ve beyne giden oksijenin azalması gibi sorunlara yol açabilir. Uyku apnesi de öğrenme ve konsantrasyon bozukluğu, yorgunluk, obezite ve dikkat eksikliğine yol açacağından, okul başarısını da etkileyecektir. Bu nedenle çocuğunuzu iyi gözlemlemeli, bu belirtiler varsa mutlaka kulak, burun ve boğaz hekimine götürerek tedavisi ettirmelisiniz.

Diş ve diş eti problemi
Okul öncesi diş sağlığını kesinlikle ihmal etmemek ‘nasılsa yeni dişleri çıkacak’ diyerek olası bir sorunu göz ardı etmemek gerekiyor. Diş çürükleri, yüz bölgesi enfeksiyonlarının en önemli nedenlerinden biri. Okul öncesi çocuğunuzu mutlaka diş hekimine götürerek genel kontrolünü yaptırın. Gerekirse florlama da, diş çürüklerini engellemek açısından faydalı.

Kalpte ritim bozukluğu
Ülkemizde ne yazık ki pek çok aile, sorun yaşanmadan çocuklarını kalp muayenesine götürmeyi aklına bile getirmiyor. Oysa çocukların okulla beraber genelde aktif sporları da başlıyor. Özellikle lisanslı spora başlamadan önce muhakkak bir çocuk kardiyoloğuna görülmeleri gerekiyor. Bazı ritim bozuklukları spor sırasında büyük tehlike oluşturuyor.

Düztaban
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Neslihan Korkmaz, “Çocukların okul öncesi düztaban olup olmadığını belirlemek çok önemli. Çünkü tüm gün koşturan çocukta düztaban varsa gece bacak ağrıları çok olacaktır, çocuk okula gitmeyi bile istemeyecektir. Eğer sorun varsa tedavisine başlanıp ona uygun ayakkabı kullanılmalı. Ayrıca çocuğunuzun eksik aşıları olup olmadığını da mutlaka gözden geçirin ve eğer eksik aşıları varsa mutlaka yaptırın” diyor.

Çocuklar kreş veya okula başlayana kadar evde çok daha hijyenik ortamlarda bulundukları için pek hastalanmazlar. Okul ve kreşlerin açılması ile birlikte durum tersine döner. Okulda görülen rahatsızlıkların başında soğuk algınlığına neden olan gribal enfeksiyonların geldiğini söyleyen Liv Hospital Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Yrd. Doç. Dr. İsmail Gönen “Okullarda sık rastlanan bulaşıcı hastalıklar, hepatitler, döküntülü hastalıklar ve parazit enfeksiyonları olarak karşımıza çıkıyor. Bu hastalıkların bazıları aşının tam olarak uygulanması ile önlenebiliyor. Bazı hastalıklarından korunmak için ise hijyen şartlarına dikkat edilmesi gerekir” diyor.

Öğrenciler el temizliğine dikkat etmeli
Okulda en sık görülen gribal enfeksiyonlar sadece solunum ve hava yoluyla değil, elle de bulaşabilir. Bu yüzden el temizliğine dikkat etmek büyük önem taşıyor. Bunun yanında çocuklarda, tuvalet ve el temizliğine yeterince dikkat edilmediği durumlarda bağırsak parazitleri de görülebiliyor. Bağırsak solucanı olan çocuklarda burun kaşıntısı, ağızdan yastığa su akması, makatta kaşıntı, zaman zaman karın ağrısı, kilo alamama gibi belirtiler görülebilir. Koruyucu önlemlerin başında tuvaletten sonra sabunla el yıkanması, açıkta satılan gıdaların yenilmemesi, sebze ve meyvelerin çok iyi yıkanması gelir. Bunun dışında çocukların hijyenik koşullarda eğitim ortamlarının düzenlemesi, hijyen kurallarını alışkanlığa dönüştürecek eğitim programlarının verilmesi önemlidir.

Hasta çocuğu okula göndermeyin
Bulaşıcı hastalık tanısı konulan çocuklar doktorun önerdiği süre boyunca okula gönderilmemelidir. Ayrıca çocuğunuzda herhangi bir hastalık ortaya çıktığında, okul yetkilileri bu durumdan haberdar edilmelidir. Hastaya yakın diğer çocuklar takibe alınarak hastalığın yayılmasını engelleyecek tedbirler alınabilir. Bazen ailelerin kreşe ve okula göndermek dışında başka seçeneği olmaması nedeniyle çocukları okula gönderilebiliyor. Genellikle çocukların kreşe ya da okula başlamasıyla iş hayatına daha aktif dönen anne ve babalar çocuğunu göndermeme durumu karşısında ikinci bir B planına mutlaka hazırlıklı olmalılar. Okul yönetimlerince de hasta olan öğrencilerin sağlam arkadaşlarının yanında eğitim görmesini engelleyecek tedbirler alınmalıdır.

Genellikle meraktan ve “bir kereden bir şey olmaz” düşüncesiyle sosyal ortamlarda denenmesiyle başlanan “madde kullanımı” çoğu zaman bırakmayı deneme, bırakma ve tekrar başlama süreçleriyle devam ederek kronik bir hale gelebiliyor. Ülke genelinde yapılan istatistikler doğrultusunda alkol ile madde bağımlılığı yaşının çok düştüğü, sigaraya başlama yaşının 13 yaşın altına indiği belirtiliyor. Madde kullanımında erken tanı ve tedavi ise büyük önem taşıyor.

Acıbadem Fulya Hastanesi Bağımlılık Merkezi’nden Psikolog Sena Sivri bağımlılığın tedavisi mümkün olan kronik bir beyin rahatsızlığı olduğuna dikkat çekerek, “Bu nedenle madde kullanımı ne kadar erken fark edilirse tedaviye o kadar erken başlanması ve sonuç alınması sağlanıyor. Dolayısıyla aileler çocuklarının madde kullandığını öğrendiklerinde toplumsal baskı sebebiyle bunu saklayıp kendi içlerinde çözmeye çalışma eğilimine girmemeli. Çocuklarıyla kuracakları sağlıklı bir iletişimle beraber onu zaman kaybetmeden tedaviye yönlendirmeliler” diyor. Erken tanı içinse öncelikle madde kullanımının habercisi olan belirtilerin bilinmesi gerekiyor. Psikolog Sena Sivri çocuğun madde bağımlısı olduğuna işaret eden belirtileri anlattı, önemli önerilerde bulundu.

En riskli dönem ergenlik!
Psikolog Sena Sivri ergenlik döneminin madde kullanımına başlanması açısından en riskli dönem olma özelliği taşıdığına işaret ediyor. Bunun nedeni ise ergenliğin oldukça zor, karmaşık ve çalkantılı bir dönem olması. Burada merak ve “bir kez denesem bir şey olmaz” düşüncesi hakim oluyor. Ergenler aynı zamanda sosyal ortamlarda kabul görme ve kendilerini kanıtlama, kabul ettirme isteğiyle de madde kullanımını deneyebiliyorlar. Bu dönemde kimlik çatışmalarını yoğun olarak yaşayan ergenler dürtüsel davranma eğiliminde oluyor, tehlikeli davranışlara girmekten kaçınmayabiliyorlar. Madde kullanımı da kendilerini ispat etmeye çalıştıkları bu dönemde çekinmedikleri riskli davranışlardan birini oluşturuyor.

Bu belirtiler madde kullanımı habercisi olabilir
-Arkadaş çevresinde değişiklik yapması ve bu yeni çevresiyle çok sık zaman geçirmesi.
-Duygu durumunda ani değişimlerin olması; bazen çok neşeli bazen ise depresif, huysuz, öfkeli olması. Burada önemli olan ergenlik döneminin de ani duygu durum değişimlerinin gözlemlendiği bir dönem olduğunun unutulmaması.
-Aile ilişkilerinden uzaklaşması, araya mesafe koyması ve iletişimini azaltması.
-Evde tek kalma isteğinde artış olması, gittiği yerleri söylemekten kaçınması.
-Talep ettiği ve harcadığı para miktarında artış olması.
-Daha karamsar duygu ve düşüncelere sahip olması, geleceğe dair umutsuz olması.
-Derslere ilgisinde ve başarısında düşüş gözlemlenmesi, okula devamsızlığının artması.
-Arkadaş ilişkilerinde, sosyal uyumunda sorunlar ortaya çıkması.
-İştahında ve uyku düzeninde değişimler gözlemlenmesi, ara ara kriz halinde yemek yemesi, bazen çok fazla uyuması, bazen ise uykusuzluk çekmesi.
-Kıyafetlerine, saçına ve kişisel bakımına verdiği özenin azalması.
-Kilo kaybı, gözlerde kızarıklık, iştahsızlık, bulantı ve kusma gibi fiziksel belirtilerin görülmesi.

Suçlamak yerine sağlıklı iletişim kurun
Çocuğunuzun madde kullandığından şüphelendiğinizde dikkatli ve duyarlı bir yaklaşım sergilemeniz çok önemli. Psikolog Sena Sivri madde kullanımına dair belirtilerin bir kısmının ergenlik dönemine ait özelliklerle benzer olduğuna işaret ederek sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu nedenle hemen sonuca varıp çocuğunuzu etiketlememeli, sorun her neyse çözümünde yanında olacağınızı hissettirerek konuşmaktan çekinmemelisiniz. Amaç çocuğunuzu etiketlemek ve yakalamak değil, yardımcı olmak olmalı. Aksi halde yardımcı olmaktan ziyade ilişki kopabiliyor ve daha kötü sonuçlar ortaya çıkabiliyor. Sağlıklı kuracağınız iletişimle bu durumu sizinle paylaşmasını ve yardım alma yolunda adım atmasını sağlayabilirsiniz”

Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin eğitim öğretim döneminin “ilk dersi”ni veren emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Hızalan, “Hastalarınızla tokalaşın, merak etmeyin eliniz kirlenmez, mikrop da bulaşmaz” dedi.

Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi 2017-2018 eğitim öğretim dönemi törenle başladı. Mete Cengiz Kültür Merkezi’nde gerçekleşen törene öğrenciler, aileleri ve öğretim üyeleri katıldı.

Törende konuşan Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Selim Gürel, tıp eğitiminin en zor ve en uzun eğitimlerden biri olduğunu, mezun olduktan sonra da hayat boyu devam ettiğini, ancak iyi hekim olmak için öncelikle iyi insan olmanın şart olduğunu söyledi. Öğrencilere çok çalışmaları ve literatürü takip edebilmeleri için İngilizceyi çok iyi öğrenmeleri gerektiğini vurgulayan Dekan Prof. Dr. Gürel, “Bilmiyorsanız, altı yıllık eğitiminiz boyunca bu eksiğinizi giderebilirsiniz” dedi.

Tıp Fakültesi’nde eğitim öğretim dönemi başlangıcında geleneksel hale gelen “ilk ders”i ise emekli öğretim üyelerinden Prof. Dr. İbrahim Hızalan verdi. Hızalan, her türlü sorunun çözümünde saygının önemine vurgu yaptığı konuşmasında, “Bizim toplumumuzda genellikle sevgi ön plandadır ama saygı yoktur. Oysa her şeyin temelinde saygı yatar. Bir arkadaşınızı sevmeyebilirsiniz belki ama ona saygı göstermek zorundasınız. Çünkü toplumumuzun en önemli sorunu saygı. Doğaya saygı, başkalarına saygı ve kendine saygı. Bunlar olmazsa olmaz” dedi. İyi bir hekimin hastalarına nasıl davranması gerektiğini de anlatan Prof. Dr. İbrahim Hızalan, “Hastalarınızla mutlaka tokalaşın. Merak etmeyin eliniz kirlenmez, mikrop da bulaşmaz. Hastanın elini sıkmanız, ben size yardım etmeye hazırım anlamına gelir” dedi.

Törende intörn öğrenci Hasan Budak da, tıp öğrencisi olmanın önemini anlatan bir konuşma yaptı. Konuşmaların ardından Tıp Fakültesi’ne en yüksek puanla giren üç öğrenci ile eğitim dönemini başarıyla bitirenlerer sahneye davet edilerek tebrik edildi.

Uzun bir tatil döneminin ardından okullar yeniden açılıyor. Çocukların gelişimlerinin sağlıklı bir şekilde gerçekleşmesi ve okul başarısını sağlamak için yeterli ve dengeli beslenme alışkanlığı kazanmasının büyük önem taşıdığı bu dönemde ailelere büyük iş düşüyor. Ancak birçok aile çocuklara doğru beslenme alışkanlığını yeniden kazandırma konusunda ne yapılması gerektiğini merak ediyor. Konuyla ilgili açıklamalar yapan Emsey Hospital’dan Dyt. Kübra Öztürk, özellikle okulların açılmasıyla birlikte öğrencilerin artık daha fazla ev dışında beslenmeye başladığını söyledi. Ailelerin bu konuda dikkatli ve bilinçli olması gerektiğine vurgu yapan Öztürk, yapılan beslenme hatalarına da değindi. Öztürk “Genelde bu dönemde yapılan en büyük beslenme hataları öğün atlama, öğün geçiştirme ve hatalı besin seçimidir. Bunlar sonucunda da çocuklarda zayıflık, şişmanlık gibi kilo sorunları, demir eksikliği anemisi ve vitamin- mineral yetersizlikleri görülmektedir.” açıklamasını yaptı.

Fast-food yiyeceklere dikkat
Okulda doğru beslenmenin önemine değinen Öztürk, ailelere şu tavsiyelerde bulundu: “Okulda öğlen yemeği verilmiyorsa fast-food besinler yerine okula götüreceğiniz beslenme çantasını 4 besin grubunda bulunan besinlerden seçerek hazırlayabilirsiniz. Bu çantada sulu yemekleri taşımak zordur. Dengeli bir şekilde hazırlanmış ekmek arası yiyeceklerle de sağlıklı beslenebilirsiniz. Ayrıca okulda veya evde dinlenirken ya da ders çalışırken açlık hissedildiğinde tüketilen besinlere dikkat etmek gerekiyor. Şeker ve yağ içeriği fazla olan yiyeceklerle gereksiz yere fazla enerji almış olursunuz. Örneğin, şeker ve şekerli besinler, cips, gazlı içecekler yerine süt, yoğurt, sütlü tatlılar, ekmek arası peynir, taze sıkılmış meyve suları ve kuru meyvelerin tüketiminin tercih edilmesi çocukların sağlıklı beslenmeleri açısından daha yararlıdır.”

Kahvaltısız derse gitmeyin
Öztürk “Öğrenciler bütün gece süren açlık döneminden sonra vücudun ihtiyacı olan enerjiyi sağlamak için mutlaka güne kahvaltı ile başlamalı. Kahvaltı yapılmadığı takdirde, dikkat dağınıklığı, yorgunluk, baş ağrısı ve zihinsel performansta azalma olmaktadır. Kahvaltı olarak peynir, haşlanmış yumurta, taze meyve suyu ve ekmek ya da kaşarlı tost ve süt alternatif kahvaltı menüsü olabilir. Bu dönem kemik ve diş gelişiminin yoğun olduğu bir dönem olduğu için öğrencilerin özellikle günde 2-3 su bardağı kadar süt veya yoğurt, 1 kibrit kutusu kadar beyaz peynir tüketmeleri önemlidir.” dedi.

Kübra Öztürk, gelişmiş ülkelerdeki ölümlerin koroner kalp hastalıkları, ateroskleroz, bazı kanser tipleri, serebrovasküler hastalıklar, diabetes mellitus gibi hastalıkların çoğunun başlangıcının çocukluk dönemindeki yanlış beslenme alışkanlıklarıyla ilişkili olduğunun saptandığını söyledi. Öztürk bu dönemde gerek ailenin gerek öğretmenlerin çocukların beslenme durumunu takip etmesi ve onlara rehber ve iyi bir örnek olmaları gerektiğini sözlerine ekledi.

Okulların açılmasına kısa bir süre kalırken, Yeşilay Genel Başkan Yardımcısı Kln. Psk. Mehmet Dinç teknolojinin aşırı ve kontrolsüz kullanımına karşı aileleri uyardı. Çocukların ve gençlerin ekran karşısında çok fazla zaman geçirdiklerini belirten Mehmet Dinç, “0-3 yaş grubu ekranla tanışmamalı, 3-6 yaş arası 30 dakika, ilköğretim 45 dakika, ortaöğretim 1 saat ve lise çağındaki gençler ise 2 saatten fazla ekran karşısında kalmamalı” dedi.

Okulların açılmasına kısa bir süre kala bir uyarı da Yeşilay’dan geldi. Çocukların ve gençlerin ekran karşısında çok uzun süre zaman geçirdiklerini kaydeden Yeşilay Genel Başkan Yardımcısı Kln. Psk. Mehmet Dinç, “Televizyon sayesinde erken öğrenmeler söz konusu olduğu için erken ergenlikler, erken uyarılmalar ortaya çıkıyor. Çocuklar çocukluklarını yaşamadan yetişkinlerin dünyasına giriyorlar. Bugün ergenliğin bu kadar uzamasının en büyük nedeni bu” dedi. Ergenlik döneminin 12-13 yaşında başlayıp 18 yaşında bitmesi gerekirken, bugün gelişim psikolojisinin 9 yaşında başlayıp 30 yaşına kadar sürebildiğine dikkat çeken Dinç, çocukların ve gençlerin ekran karısında ideal kalma sürelerini açıkladı. Buna göre; okul öncesi 3-6 yaş grubundaki çocuklar için bu süre 30 dakika olarak belirlenirken, ilköğretim grubu için 45 dakika, ortaöğretim 1 saat ve lisedeki gençler için ise 2 saat.

0-3 yaş grubunda beyin zarar görüyor
Ekran karşısında kalan 0-3 yaş grubundaki çocukların, bağımlılığa dönüşmesinden ziyade, beyinlerine zarar verdiğini belirten Mehmet Dinç, “Bu yaşlarda beyin gelişimi çok hızlı ilerliyor. Bu dönemde çocukların 5 duyu organlarını aktif bir şekilde kullanmamaları veya birini kullanmayıp diğerini daha fazla kullanması beynin gelişmesinde sıkıntıya yol açıyor” dedi. Ekranla kurulan ilişkide 5 duyu organının kullanılmadığına dikkat çeken Dinç, “Göz var, kulak var ama dokunmak, tatmak, koklamak yok. Bu organlar çalışmadığı için beynin gelişmesi sıkıntılı oluyor” dedi. Burada ebeveynlere önemli görevler düştüğünü belirterek, onlara önerilerde bulunan Mehmet Dinç, “Anne-babanın görevi çocuğu yetiştirmek, hayata hazırlamak. Bebeklik döneminden itibaren çocuğun zihinsel gelişimine yönelik alternatiflerle geliştirilmeli, bu yönde yapılan çalışmalar takip edilmeli, uygulamaya geçirilmeli. Çocuğun hayatı işitsel, duyusal, hareket anlamında zenginleştirilmeli” dedi.

Hayata adapte olmakta zorlanıyorlar
Ekran bağımlılığının beynin fiziksel yapısını olumsuz etkilediğini de açıklayan Mehmet Dinç, “Mesela çizgi filmlerde görüntü 3 saniyede bir değişmesi lazım ki çocuğu ekran başında tutabilsin. Ama hayat bu kadar hızlı akmıyor. Hayat bu kadar hızlı akmazken çocuk televizyonda akan hızlı bir hayatı izleyince normal ortama döndüğünde afallıyor. Adapte olmakta problem yaşıyor. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu söz konusu olmaya başlıyor. Hayatın günlük ritmine, yavaşlığına alışamıyor çocuklar. Ondan sonra okula başlayan bu çocuklar ders dinleyemiyorlar. Normal bir ilişki kurmak istediklerinde ilişki kuramıyorlar. Her şeyden çok çabuk sıkılıyorlar. Çünkü ekranda çok hızlı geçen sınırsız bir içerik var. Gerçek hayatın kurallarına adapte olamıyorlar” şeklinde konuştu.

0-3 yaş grubu ekranla tanışmamalı
Pratik anlamda 0-3 yaş grubundaki çocukların ekranla tanışmaması gerektiğini ifade eden Mehmet Dinç, “3 yaşından sonra biz hep şuna bakarız: Süre nedir, içerik nedir? 3 yaşından sonra süre ve içeriği kontrol ettiğimiz zaman verebiliriz. 3 yaşından 6-7 yaşına kadar günlük yarım saati geçmeyen bir kullanım tavsiye ediyoruz. 3-6 yaş arasında 30 dakikayı geçmesi çocuğa zarardır. Bu kullanımdan kastımız cep telefonundan yarım saat, bilgisayardan yarım saat, televizyondan yarım saat kullanım değil tabi ki. 24 saat içinde hepsinin yarım saat kullanımıdır” diye konuştu.

Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi Uygulama ve Araştırma Çiftliği’nde yetiştirilen sağlıklı hayvanlardan elde edilen ürünler doğal yöntemlerle işlenerek tüketiciye sunuluyor. Bünyesindeki gıda işletmesinde köfte, sucuk, salam, yoğurt, beyaz peynir ve kaşar peynir gibi ürünler elde eden Veteriner Fakültesi, şimdi de probiyotik yoğurt üretti.

Kalp rahatsızlıklarından mide kanserlerine, hipertansiyondan kronik gastrite kadar pek çok önemli hastalığa karşı koruyucu etkileri olan yararlı bakterileri içeren probiyotik yoğurt 200 gr, 900 gr ve 2000 gr’lık yenilenmiş ambalajlarında Uludağ Üniversitesi Görükle Yerleşkesi’ndeki mağazalarda satılmaya başlandı.

Veteriner Fakültesi Besin Hijyeni ve Teknolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Çiftlik Gıda İşletmesi sorumlu öğretim üyesi Doç. Dr. Artun Yıbar, fakülte çiftliğinde yetiştirilen sağlıklı ineklerin sütlerini çiftlikten sofraya güvenli gıda kapsamında hijyenik şartlara uygun bir şekilde işleyerek tüketicilere sunduklarını söyledi.

Her geçen yıl, işletmelerinde ürettikleri ürün miktar ve çeşitlerini arttırdıklarını anlatan Doç. Dr. Yıbar, bu yıl da gelen talepler doğrultusunda haftada 1000 kg probiyotik yoğurt üretimine başladıklarını kaydetti.

Günlük yaşam içerisinde insanların maruz kaldıkları stres, sinirsel yorgunluk, antibiyotik kullanımı, dengesiz ve yanlış beslenme, hastalık ve ameliyatlar gibi durumların bağırsak florasını olumsuz yönde etkilediğini ve vücutta hastalık yapan birçok zararlı mikroorganizmanın hızla üremesine neden olduğunu ifade eden Doç. Dr. Yıbar, bu gibi durumlara karşı probiyotik ürünleri bir “yaşam mucizesi” olarak niteledi.

İçerdiği Streptococcus thermophilus, Lactobacillus acidophilus ve Bifidobacterium animalis subsp. lactis ile en önemli probiyotik ürünlerden olan “probiyotik yoğurt’un önemine işaret eden Doç. Dr. Artun Yıbar, “Sağlıklı kişilerin bağırsak florasında probiyotik bakteriler belli bir zaman içerisinde sağlık üzerine olumlu etkilerini gösterebilecek sayıya ulaşarak canlılıklarını devam ettirebiliyorlar. Bağırsak içerisindeki canlılıkları geçici olan probiyotik bakterilerin burada oluşturdukları önemli koruyucu etkilerinin devam edebilmesi ve sağlıklı bir sindirim sistemi için probiyotik bakterilerin günlük diyetler ile birlikte düzenli ve sürekli alınması önemlidir. Bu nedenle, sağlık için probiyotik yoğurtun düzenli tüketilmesi gerekmektedir” dedi.

Tuvalet eğitimi hem çocuklar, hem de ebeveynler için heyecan verici önemli bir gelişim adımını oluşturuyor. Bu dönemde sizi başarıya taşıyacak en önemli davranış şekli; sabır ve dikkatli bir gözlemci olmak! Çünkü tuvalet eğitim sürecinde patron; bebeğinizdir! Dolayısıyla siz, yalnızca yardımcı olan kişi olacaksınız. Bu eğitim için en uygun dönem yaz mevsimi. Eğer bebeğiniz hala eğitim almadıysa, Ağustos’u bu eğitime ayırın ve bezlerle vedalaşmanın keyfini çıkarın. Acıbadem Taksim Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Kesikminare, bu dönemin hem çocuk, hem de ebeveynler açısından kolayca atlatılmasını sağlayacak önerileri sıraladı.

Çocukların yemek yeme, uyku, temizlik gibi alışkanlıklarının kazandırıldığı ilk üç yaş oldukça yorucu geçen bir dönem. Sütten kesildi, uykusu düzene girdi, artık dişlerinin de büyük kısmı çıktı derken sıra en zorlu sınava gelir; tuvalet alışkanlığı kazandırmak… Tuvalette geçirilen saatler, evin bilumum yerlerine zorunlu olarak konulan lazımlık ve kokuları duymamaya çalışarak yapılan temizlik… Tabii olmazsa olmaz da; her başarılı işlemin ardından gelen alkış, kıyamet… Dışarıdan bakıldığında çılgınca gelen ama ebeveynlerin en zorlu deneyimlerinden birini oluşturan bu süreç için yaz ayları, iyi bir fırsat… Zira eğitim süresince üşütme riskinin düşmesi ve çocukların kuru kalmasının zaman alması, yaz mevsiminin sıcaklığından yararlanmayı gerektiriyor. Ancak bu alışkanlığın kazandırılmasında mevsimden daha önemlisi, ebeveynler ve çocuk arasında doğru iletişim ve işbirliği. Çünkü doğru zamanda başlanan tuvalet eğitiminde başarı oranı yükseliyor.

Acıbadem Taksim Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Kesikminare, çocukların bu süreçten duygusal ya da fizyolojik olarak zarar görmeden geçmesini sağlayacak adımları anlattı…

1- Hazır olduğunu gösteren işaretleri arayın
Tuvalet eğitimi konusunda doğru zamanı belirleyen en önemli gösterge çocuğun hareketleri oluyor. Ayrıca birkaç kelime konuşarak ya da göstererek kendini ifade edebilmesi gerekiyor. Çocuklardaki bazı işaretlerin tuvalet eğitimi için hazır olduklarının göstergesi oluyor. Asıl önemli nokta bu işaretleri okuyabilmek. Kaka ya da çiş yaptıktan sonra rahatsız olması ya da yaptıktan sonra göstermesi, tuvalete gitmek konusunda ilgisinin artması ve gün içinde 3 saatten fazla kuru kalması çocuğun hazır olduğunu gösteriyor.

2- Doğru zamanı belirleyin
Çocuklara tuvalet eğitiminin kazandırılması fizyolojik bir gelişim sürecini gerektiriyor. Literatüre göre, çocuğun kendini tanımaya başladığı, fiziksel, psikolojik ve davranışsal olarak kendi benliğinin ve davranış karakterlerinin ön plana çıktığı 24-48 ay arası en uygun aralığı oluşturuyor. Ancak, her çocuğun fiziksel ve duygusal gelişiminin birbirinden farklı sürede gerçekleştiğini anlatan Dr. Mehmet Kesikminare, “Dolayısıyla da tuvalet eğitiminin zamanlaması için belli bir dönemden söz etmek çok da mümkün olmasa da, 18 aydan önce kesinlikle önermiyoruz” diyor.
İki yaşından önce denendiğinde alışkanlık kazandırılsa bile çocuğun ileriki dönemde kabızlık ya da idrar tutma zorluğu gibi sıkıntılarla karşılaşma riski artıyor. Aynı zamanda bu çocuklarda ileriki dönemlerde güven kaybı, içine kapanıklık ya da aşırı mükemmeliyetçilik gibi psikolojik durumlar da ortaya çıkabiliyor.

3- Tuvaleti tanıtın
Eğitim aşamasında öncelikle çocuğa tuvalet sürecini göstererek tanıtmak gerekiyor. Bir haftalık ön hazırlık döneminde, çocukla birlikte tuvalete gitmek, gerekirse kakayı göstermek ve bunun korkulacak bir şey olmadığının anlatılması önem taşıyor. Çocuk mümkünse kendi yaşıtlarıyla mümkün değilse de erkek çocuklar için baba, kız çocuklar için de annenin iyi bir gösterici olabiliyor. Yerine göre beraber da tuvalete oturmak çözüm olabiliyor.

4- Uygun bir lazımlık alın
Hazırlık döneminin bir diğer adımı ise uygun bir lazımlık almak oluyor. Mümkünse alışverişin çocukla birlikte yapılması ve birkaç gün çocuğun buna alışmasını beklemek gerekiyor. Bazı ebeveynlerin direkt tuvalete oturtmak şeklinde de hareket ettiğini hatırlatan Dr. Mehmet Kesikminare, bunun yanlış olmadığını ancak lazımlıkla sürecin biraz daha kolaylaşabileceğini söyleyerek şöyle konuşuyor: “Birkaç günü lazımlığa alışma süresi için ayırın. Çocuğun en çok bulunduğu televizyon ya da oyun odasına ya da oyuncaklarının arasına yerleştirerek kendisinin keşfetmesini bekleyin. Önce üzerindeki kıyafetleriyle oturtmasına sağlayın. Daha sonra da bezini çıkararak teniyle temas ettirerek nasıl bir his olduğu anlatmaya çalışın. İlk bir hafta kaka ya da çiş yapmasını beklememek gerekiyor. Bir sonraki adımda basamaklı lazımlıklara geçilmeli.”
Tuvalete geçildiğinde de boşluk hissi yaratmamak için ayağının altında destek yerleştirmek gerekiyor. Böylelikle çocuğun hem güven duygusunu oluşturmak, hem de fizyolojik olarak daha kolay tuvaletinin yapılması sağlanabiliyor. Çünkü mesanenin ve bağırsakların tamamen boşalmasını sağlamak için ayakların zemine basması gerekiyor.

5- Çocuğun biyoritmine göre tuvalete götürün
Bütün insanların tuvalet alışkanlığı konusunda bir biyoritmi bulunuyor. Bu nedenle tuvalet eğitimine karar veren anne babaların da çocuklarını takip ederek tuvalete götürme sıklığını buna göre belirlemesi önem taşıyor. Çocuğun güven hissinin oluşması için altının bir süre açık kalması yararlı olabiliyor. Bu süreçte yaşanabilecek kaçırmalara karşı da anlayışlı ve sabırlı olmak gerekiyor.
Gündüz olduğu gibi gece de çocuğun bezlenmemesi gerektiğinin altını çizen Dr. Mehmet Kesikminare, “Çocuk uyuduktan sonra gündüz dönemindeki tuvalet ritmine uygun olarak örneğin 2 veya 3 saate bir uyandırılıp, bilincinin açılmasını sağlayarak tuvalete götürün. Böylelikle çişini ya da kakasını yaptığını anlaması sağlanacağı için zamanla tutma süresi de uzayacaktır” diyor.
Çocuklarda yemeklerden 20-25 dakika sonra başlayan gastrokolik refleks nedeniyle kaka yapma eğilimine girdiği için bu dönemde tuvalete götürülmeleri önemli. Dr. Mehmet Kesikminare, sözlerine şöyle devam ediyor: “Yemeklerden sonra çocukları lazımlık ya da tuvalete oturtup önce bir oyun şeklinde olmak üzere kaka yapmasını sağlayın. Yapmazsa zorlamayın. Ancak günde 3-4 defa 5-10 dakikalık sürelerle oturtmak alışkanlık kazanmasına destek olacaktır. Bekleme sürecinde çocuğun psikolojisini rahatlatarak, bedenen kasılmasını önlemek için, oyuncak, dergi, kitap karıştırmasına izin vererek oyalanmasına yardımcı olun.”

6- Daima pozitif olun
Minimum bir haftada tamamlanabilen bu süreç çocuğa göre 6 aya kadar uzayabiliyor. Bu nedenle ilk denemeler sonrasında bir hafta içerisinde çocuk bu durumu reddediyorsa ara verip beklemek gerekiyor. Bir hafta ya da bir aya kadar uzayabilecek bekleme sürecinde anne ve babanın hayal kırıklığı yaşayarak tepki vermesi ise sadece süreci çok daha zor bir noktaya getiriyor. Dr. Mehmet Kesikminare, bu nedenle anne babaların tuvalet eğitiminde katı bir tutum içerisinde olmaması ve çocuğu hiçbir şekilde zorlamaması gerektiğini anlatıyor. “Çocuğa ne çok rahat, ne de çok kuralcı yaklaşmayın. Bunun gündelik yaşamımızda bir süreç olduğunu aktarmaya çalışın. Evin içinde tuvalet eğitimi ile ilgili çok konuşmayın. Su içmek, yemek yemek gibi tuvalet yapmanın da hayatın normal bir süreci olduğunun hissettirmeye çalışın” diyor.

7- Hijyen kurallarını öğretin
Tuvalet eğitimi sırasında kazandırılması gereken bir diğer alışkanlık ise temizlik ve hijyen. Hem erkek, hem de kız çocuklar için tuvaletini tamamladıktan sonra nasıl silinmesi ya da yıkanması gerektiği, tuvalet kağıdı kullanımı ve sifon çekmek gibi hijyen kurallarının öğretilmesi gerekiyor. Özellikle el yıkama alışkanlığı konusuna çok önem verilmesi gerekiyor. Bu noktada aileler kendileri için uygun yöntemi belirleyebilir. Renkli sabunlar kullanmak, elleri yıkarken şarkı söylemek gibi davranışlar bu süreci kolaylaştırabileceği gibi daha keyifli hale getirebiliyor.

8- Övgüyle ödüllendirin
Tuvalet eğitimi sırasında yaşanabilecek kazara kaçırmaların bu sürecin bir parçası olduğunun unutulmaması gerekiyor. Bazı çocuklarda 7 yaşına kadar gece kaçırma problemleriyle karşılaşılabileceğini ifade eden Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Kesikminare, çocukların yaşadıkları bu durum karşısında asla cezalandırmamak gerektiğinin altını çiziyor. Bu tarz cezalandırmaların süreci daha da uzatabileceğini söyleyerek, “Bunun yerine tuvaletini yaptığında küçük bir övgü ya da alkışla başarısını ödüllendirmeyi deneyin. Abartmadan yapılacak pozitif betimlendirici övgüler yarar sağlıyor” diyor.

Sosyal Medya

0BeğeniBeğen
0TakipçiTakip Et