Anasayfa SAĞLIK

Son yıllarda kadınların kariyer yapma tercihleri gebelik yaşının ilerlemesine ve buna bağlı olarak da sezaryen oranlarında artışa yol açarken, BUSMEK, anne adaylarını normal doğum konusunda bilinçlendirmek ve normal doğuma teşvik etmek amacıyla Doğuma Hazırlık Eğitimlerini başlatıyor.

Bursa’da 2006 yılında kurulan ve bugüne kadar 200 bin kişiye ulaşan Bursa Büyükşehir Belediyesi Sanat ve Meslek Eğitim Kursları (BUSMEK), özellikle anne adaylarını yakından ilgilendiren önemli bir konuyu daha eğitim ağına ilave etti. Halen Bursa’nın 14 ilçesinde faaliyet gösteren 30 ayrı mekanda, 250 branşta eğitimler veren BUSMEK, şimdi de “Doğuma Hazırlık Eğitimleri” düzenliyor. Son yıllarda kadınların iş yaşamında aktif olarak yer alması ve kariyer planlamaları yüzünden gebelik yaşı ilerlerken, anne adaylarının sezaryeni tercih etme oranları da yükseliyor.

Eşli katılım
Hem anne hem de bebek sağlığı açısından konunun uzmanları ağırlıklı olarak normal doğumu önerirken, BUSMEK de bu eğitimle anne adaylarını normal doğum konusunda bilgilendirecek. Normal doğumun teşviki amacıyla düzenlenen eğitimler Ekim ayında başlayacak ve Atatürk Kongre Kültür Merkezi Z-198 nolu salonda yapılacak. Toplamda 16 saat olarak verilecek eğitimlerde anne adaylarına daha sağlıklı, daha güvenli ve daha rahat doğumun aşamaları anlatılacak. Eşli katılımların da olabileceği eğitimlerde, doğumun kasları, korkunun doğuma etkisi, kadının fizyolojisi, hamilelikte doğru nefes biçimleri, sağlıklı doğuma götüren kanıta dayalı 6 uygulama, doğumun evreleri, hamilelik ve doğumda aktif olan hormonlar, ideal doğum ortamları, doğumda psikoprofilaksi, sezaryen nedenleri, doğumda müdahaleler, aktif doğum pozisyonları, pelvis anatomisi, doğum tercihlerinin belirlenmesi, ilaç dışı rahatlatıcı teknikler ile emzirme ve bebek bakımı, konularında eğitimler verilecek.

Eğitimlere katılmak isteyen anne adayları BUSMEK’in http://busmek.bursa.bel.tr adresli web sitesinden online başvuru yapabilecekler.

Sabahları alelacele yapılan veya geçiştirilen kahvaltılar, kantinlerde satılan fast food tipi besinler ve “sağlıklı beslenme” hakkında yeterince bilgi sahibi olmamak gibi nedenlerle, özellikle ilkokul çağındaki çocukların beslenme alışkanlıkları bozulabiliyor. Ancak yeterli ve dengeli beslenmeleri, sağlıklı büyüme ile gelişimlerinin yanı sıra okul başarıları için de çok önemli. Sağlıklı beslenen öğrencilerin zihinlerinin açık ve dikkatlerinin daha fazla olduğu ve bu şekilde ders saati içerisinde anlatılanları uzun süre konsantre olarak daha iyi anladıkları araştırmalarda da ortaya çıkmıştır. Acıbadem Kadıköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Evrim Demirel okul başarısını artıran beslenme önerilerini ve zihni açan besinleri anlattı, önemli bilgiler verdi.

Kahvaltı yapmadan olmaz
İlkokul çağındaki çocuklarda en önemli öğün kahvaltıdır. Çünkü vücudun gereksinim duyduğu en önemli besin kaynakları bu öğünde karşılanıyor. Yapılan çalışmalar, uzun süren gece açlığından sonra kahvaltı yapmayan çocuklarda halsizlik, baş dönmesi, baş ağrısı, yeterli enerjide olamamaya bağlı olarak zihinsel faaliyetlerde azalma ve dikkat eksikliği gibi sorunlar geliştiğini ortaya koyuyoSr. Düzenli ve dengeli bir kahvaltı ise büyümeyi destekleyen yeterli kalorinin ve hastalıkları önleyen çeşitli vitamin ile minerallerin alımını sağlıyor. Süt, yumurta, peynir, domates, salatalık ve tam buğday ekmeğinden oluşan bir kahvaltı yeterli vitamin ve mineral almasını sağlayacaktır. Değişik bir kahvaltı alternatifi olarak süt veya yoğurt içine yulaf ezmesi gibi kahvaltılık tahıllardan da yararlanabilirsiniz.

Her öğünde 4 temel besin grubu olsun
Çocuğunuzun yeterli ve dengeli beslenebilmesi için gün içinde protein, karbonhidrat, yağlar ve minerallerden oluşan bir beslenme programı oluşturun. Bunun için de beslenme listenizde süt ve ürünleri, et ve et ürünleri (kırmızı et, tavuk, balık) sebze ve meyveler, kuru baklagiller ile tahıl grubuna mutlaka yer verin.

Boş enerjilere dikkat
Kahvaltıda veya ara öğünlerde mısır gevreklerinden (şeker ilaveli), ekmek üzerine sürülen çikolatalı krem, poğaça, simit, börek, hamur işleri gibi karbonhidrat ve yağdan yüksek besinlerden uzak durun. Beslenme ve Diyet Uzmanı Evrim Demirel bu tür gıdaların besin değerleri olmadıkları gibi, yüksek kalorili olmaları nedeniyle çocuğun kilo almasına da yol açtıkları uyarısında bulunarak, “Bunun yanı sıra çocuklar için çok önemli olan kalsiyum ve protein içermedikleri için dikkat dağınıklığı ile derste uyuklamaya da neden olabiliyor. Ayrıca bu tarz karbonhidrattan yüksek besinler tüketiminden sonraki öğünlerde daha hızlı acıkma ve daha fazla yeme isteğine de yol açabiliyor” diyor.

Her gün 1 adet yumurta
Özellikle büyüme ve gelişmede çok önemli rol oynayan proteinli besinleri almasına dikkat edin. Örneğin önemli bir protein kaynağı olan yumurta çocuğun zihnini açarak derslerinde daha başarılı olmasını sağlıyor. Yumurta aynı zamanda büyüme ve gelişmede oldukça etkin olan demir açısından da çok zengin bir besin. Bu nedenle, alerjisi yoksa çocuğunuzun her gün veya gün aşırı 1 adet yumurta yemesini sağlayın.

Süt ve süt ürünleri şart!
Kalsiyum kemik ve dişlerin yeterince güçlü olması, kemiklerin uzaması, kas ve sinir sisteminin gelişmesi için çok önemli. Bunun yanı sıra güçlü bir bağışıklık sistemi için de ayrı bir önem taşıyor. Bu nedenle çocuğunuzun her gün kalsiyumdan zengin olan süt ve süt ürünlerini tüketmesi çok önemli. Örneğin, günde 1 su bardağı süt + 1 kase yoğurt+ 1 dilim peynir yeterli kalsiyum almasını sağlayacaktır.

Ceviz ve fındık önemli
Ceviz ve fındık gibi yemişler de içerdikleri elzem yağ asitleri sayesinde çocuğunuzun okul hayatındaki başarısını ve enerjisini artırmaya yardımcı oluyor. Bu besinler kan şekerini düzenlemesinin yanı sıra çocuğunuzun zihin gelişimine katkıda bulunuyor. Ancak kalori değerleri yüksek olduğu için porsiyon kontrolü yapmanız çok önemli. Örneğin 2-3 adet ceviz veya 10-15 adet badem yemesi yeterli gelecektir.

Ekmek tam tahıllı olmalı
Çocuğunuza beyaz ekmek yedirmemeye dikkat edin. Çünkü glisemik indeksi yüksek olan beyaz ekmek kan şekerinin hızla yükselmesine, bunun sonucunda da çocuğun derste uyumasına sebep olabiliyor. Hızla yükselen kan şekeri daha sonrasında hızla düşerek tekrar acıkmayı da tetikliyor. Tam buğday veya bol tahıllı ekmekler posa (lif) yönünden de zengin oldukları için midede daha fazla hacim kaplayarak tok tutarlar ve bağırsak hareketlerinin düzenli çalışmasına da yardımcı oluyorlar.

Sağlıklı ara öğünler hazırlayın
Akşam gereğinden fazla yemek yemesini, dolayısıyla kilo almasını önlemek için sağlıklı ara öğünler hazırlayın. Örneğin kuru yemiş, kuru meyve, hurma ya da pekmezden hazırladığınız kek, kuru veya yaş meyve, yoğurt, taze sıkılmış meyve suları, ev yapımı küçük sandviçler veya sebzelerden hazırlayacağınız cips gibi. Ara öğünlerde ambalajlı çikolatalar, bisküviler ve hamurlu yiyeceklerden kaçınmanız ise çok önemli. Çünkü atıştırmalık olan paketli market ürünler katkı maddesi ile boya maddeleri içerebiliyor. Bu da uzun vade de obezite, kalp damar, diyabet, mide bağırsak hastalıklarına ve alerjik reaksiyonlara neden olabiliyor. Kola gibi kafeinli içecekler ya da hazır meyve suları hiçbir besin değeri taşımadıkları gibi gereksiz kaloriye neden oluyorlar Dolayısıyla ara öğünlerde bunlar yerine ayran veya komposto gibi içecekleri tercih edin.

Yemek listesini kontrol edin
Beslenme ve Diyet Uzmanı Evrim Demirel öğle ve akşam yemeğinde her besin grubunun mutlaka olması gerektiğine dikkat çekerek, “Protein açısından zengin et, balık ya da tavuk gibi gıdaları ya da sulu bir sebze yemeği, salata ve yoğurtla desteklenmeli. Bu menüye çorba da eşlik edebilir. Tatlı yerine meyve verilmeli. Gelişme çağındaki çocukların enerji ihtiyaçları büyük. Bu nedenle gün aşırı makarna ve pilav gibi yiyecekleri yemesinde herhangi bir sakınca bulunmuyor” diyor. Çocuğumuzun yeterli ve dengeli bir şekilde yemek alıp almadığını anlayabilmek için okuldaki aylık yemek listelerini gözden geçirin. Öğlen yemeği verilemiyorsa beslenme çantasını da gerekli besin grubundaki besinlerden seçerek hazırlayabilirsiniz.

Fost food tarzı besinleri sınırlandırın
Fast food tarzı yiyecekleri çocukların hayatından tümüyle çıkartmak maalesef mümkün değil.Ancak 15 günde veya ayda bir öğün olarak sınırlanmaya özen gösterin. Fast food gıdaların içinde fazlaca bulunan trans ve doymuş yağın aşırı tüketimi içeriğindeki trans yağlar nedeniyle öğrenme ve hafızaya yardımcı olan çok sayıdaki moleküle ve beyin hücrelerinde olumsuz etki yaratıyor.

Okul çağı çocuklarının fiziksel, ruhsal ve zihinsel sağlıkları okul başarısını çok yakından etkiliyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Gülsen Meral, “Okul başarısızlığı olan çocuklarda sorunun yalnızca akademik açıdan değerlendirilmemesi gerekir. Bu dönemde çocuklarımızın sağlıklı bir beyin ve vücut gelişimi için kontrollerinin yapılarak sağlık sorunlarının tedavi edilmesi onları hem kış hastalıklarına karşı korunaklı kılacak hem de beyin ve vücut gelişiminin dengeli olmasını sağlayacaktır” diyor. Dr. Gülsen Meral, okul öncesi mutlaka yapılması gereken muayeneleri ve tetkikleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Meral, önerilerini şöyle sıraladı;

Motor ve bilişsel gelişim kontrolü
Çocukların okul başarısı için rutin fiziksel büyüme ve gelişme takibinin yanında motor ve bilişsel gelişimleri için testlerinin de okul öncesi yapılması şart. Bu aynı zamanda, çocuğun öğrenmeye yatkın olduğu ağırlıklı duyularının tespiti, dolayısıyla akademik başarısı için faydalı. Zira kimi çocukların işitsel öğrenmeleri ön plandayken kimi çocukların görsel öğrenme becerileri ön planda olabiliyor.

Görme ve işitme testi
Okula başlamadan önce görme ve işitme testlerinin yapılması okul başarısı için olmazsa olmaz kurallar arasında yer alıyor. Çünkü duyma ya da görme fonksiyonlarının yeteri kadar sağlıklı olmadığının farkına varılmaması çocuğun “başarısızım”, “yapamıyorum” diyerek kendine güvenini kaybetmesine ve içine kapanmasına da neden oluyor. Ayrıca, görmede sıkıntı olmasa da iki senede bir göz muayenesini yenilemek gerekiyor.

Demir eksikliğine karşı kan tahlili
Çocukluk çağında en sık rastlanan sorunlardan biri de demir eksikliği anemisi. Kansızlık (demir eksikliği anemisi) çocukların zeka gelişimini ve beraberinde okul başarısını etkileyen çok önemli bir sorun. Ancak tespiti ve tedavisi de bir o kadar basit. Bu nedenle böyle önemli bir sorunun okul öncesinde araştırılması şart.

Mineral ve vitamin kontrolü
Çocukların yaşına uygun beyin fonksiyonlarının düzgün çalışması ve bedensel gelişimi için D vitamini, B vitamini ve çinko gibi vücudun işlevinde elzem olan vitamin ve minerallerin kandaki yeterlilik düzeyinin kontrolünün yapılması büyük önem taşıyor.

Büyüme gelişme muayenesi
Çocukların kendi yaşıtlarına göre kilo ve boy gelişiminde sapma olup olmadığı, sapma varsa nedenlerinin öğrenilmesi, tedaviye başlanması gerekiyor. Beynin ve vücudun sağlıklı çalışması için genel bir check up muayenesinde fayda var.

Dengeli beslenmenin düzenlenmesi
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Gülsen Meral, “Okul başarısının altın kurallarından biri de beslenmedir. Yapılan çalışmalarda; sabah erken başlanan bir kahvaltı ile okul başarısı arasında yakın ilişki olduğu gösterilmiştir. Beslenmesinde karbonhidrat, protein ve yağ dengesi yaşına uygun olmalıdır. Özellikle ergenlik döneminde büyümenin artması ve vücudun kalsiyum ihtiyacı sebebiyle beslenme dengesi gelecekte çocuklarımızın sağlıklı bir beden ve kemik yapısına sahip olması bakımından önemlidir.

0 967

Uyku sorununu sadece yetişkinler çekmiyor. Çocuklar da ‘gece terörü’, uyurgezerlik ve tıkayıcı uyku apnesi gibi sorunlar yaşayabiliyor.

Acıbadem Altunizade Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İlkay Değerli “Uyku, bebeklik ve çocukluk çağında en az beslenme kadar önemlidir. Bu nedenle uyku bozukluklarının doğru tanımlanması, tanınması ve tedavisi de önem arz etmektedir. Doğru tanı konulduğu takdirde çocuklarda uyku bozukluğu sorununun üstesinden gelmek mümkündür” diyor. Dr. İlkay Değerli, çocuklarda en sık görülen uyku sorunlarını ve çocuğunuzun kaliteli uyuması için etkili önlemleri anlattı; önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Uyurgezerlik
Çocukların genelde yüzde 15’i uyurgezer. Genellikle 4-8 yaş arasında başlayıp ergenliğe doğru azalıyor. Gözler açık olsa da ağır uyku döneminde olduğu için çocuk eğer uyandırılmazsa sabah bunları hatırlamıyor. Emniyet tedbirlerini almak çok önemli!

Kabuslar
En sık 3-5 yaş arasında görülüyor. Psikolojik stres, yoğun hayal gücü, güvensizlik duygusu, yaşamda istenmeyen değişiklikler (ebeveyn boşanma ve kavgaları/ev-okul değiştirme), travmatik olaylar gibi faktörler kabusları artıran etmenlerden bazılarını oluşturuyor.

Huzursuz bacak sendromu
Uykuyu bölen bu sorunda bacaklarda ağrı, karıncalanma vb. huzursuzluklar yaşanıyor.Çocuklarda demir eksikliğinde 5 kat daha sık görülürken, B12 eksikliği ve ergenlikte aşırı kahve/sigara tüketimi de sorunu artırıyor.

Uyku terörü
‘Gece terörü’ olarak da biliniyor. Genellikle uykunun 2-3. saatinde meydana geliyor. Çocuk dehşet içinde ağlayarak kalksa da tam olarak uyanmadığından sabah olayı hatırlayamıyor. Gece terörü 30 saniye ile 3 dakika arasında devam edebiliyor.

Gece uyanmaları
Aşırı açlık ya da aşırı tokluk uyumayı zorlaştıran etkenler. Akşam yemeği uykuya yakın olmamalı. Aksi takdirde enerji vermesinin yanı sıra hazımsızlık, gaz problemleri ve uyuma güçlüğü yaratabiliyor.

Tıkayıcı uyku apnesi
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İlkay Değerli “Uyku apnesi, uyku sırasında solunumun geçici olarak durması olayıdır. Sıklıkla 4-6 yaş arasında görülür. Çocuklarda en sık bademcik, geniz eti büyümesi ve aşırı kilo durumunda görülür. Gürültülü horlama, huysuzluk, yorgunluk, dikkatsizlik ve gelişme geriliği gibi sorunlara hatta hayati riske yol açabilir” diyor.

Narkolepsi
Önemli bir uyku bozukluğu da narkolepsi yani gündüz uyanıkken ani gelen uyku atakları. Kişi konuşurken veya yemek yerken aniden uykuya dalıyor. Buna bazen çok sevindiğinde ya da üzüldüğünde aniden yere düşme de eşlik edebiliyor.

Sorunların çözümü için bu önerileri dikkate alın…
*Uyku saatlerini belirleyin, uygun sınırlar koyun ve kararlı davranın. Bundan ödün vermeyin.
*Çocuk her gece belli saatlerde uyku terörü ve uyurgezerlik sorunu yaşıyorsa saati gelmeden 15 dakika/yarım saat önce çocuğu uyandırıp tekrar uyumasını sağlayın.
*Çocuğunuzu her gün aynı saatlerde yatırın, uyku öncesi rutininize yeterli zamanı ayırın ve bu sürede çocuğunuzun sevdiği şeylere yer verin.
*Çocuğunuz gece uyanmalarında sizin yatağınıza geliyorsa, alışkanlık halini almaması için onu yatağına geri götürün. Korkuyorsa yanında kalıp rahatlamasını sağlayın.
*Gece kabuslarının nedeni gün içinde yaşadıkları herhangi bir şey veya televizyonda izledikleri görüntüler olabilir. Bazen de nedensiz kabuslar görebilirler. Çocuğunuz geceleri korktuğunu söyleyerek uyanıyorsa, mutlaka yanında olup onu rahatlatın ve kendini güvende hissedene kadar yanında kalın. Bu durum her gece tekrarlanıyorsa, çocuğunuzun sizi yanında tutmak için mi böyle davrandığını yoksa gerçekten mi korktuğunu anlamaya çalışın.
*Yatağa aç olarak ya da aşırı tok olarak yatırmayın. Çikolata gibi gece uyarıcı özelliği olan besinlerden uzak tutun.
*Uykudan önce sakin ve aile ile beraberce zaman geçirebileceği etkinlikler, uyku törenleri (masal anlatmak, ninni söylemek vb.) düzenleyin.
*Odasının çok karanlık olmamasına, ortamın nem ve ısısının (18˚C) yeterli olmasına, odanın havalandırılmasına ve odada sigara içilmemesine özen gösterin.
*Yatağında elektrikli battaniye veya sıcak su torbası kullanmayın.
*Doğrudan güneş ışığı altında veya ısıtıcı yanında uyutmayın.

Gürcistanlı 30 tıp fakültesi öğrencisi staj yapmak için Bursa Uludağ Üniversitesi’ne geldi. Bir ay boyunca Tıp Fakültesi’nde eğitim görecek öğrencileri Rektör Ulcay ve üniversite yönetimi ağırladı.

Tıp eğitimlerine Gürcistan Devlet Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde devam eden 30 öğrenci, toplam 1 aylık staj eğitimlerini yerine getirmek için Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni tercih etti. Rektör Yusuf Ulcay, Ağustos ayı içerisinde eğitim gördükleri alan üzerine staj yapacak olan öğrencilerle bir araya geldi.

Gürcistanlı stajyer öğrencileri ağırlayacak olmaktan dolayı mutluluk duyduklarını söyleyen UÜ Rektörü Prof. Dr. Yusuf Ulcay, gençlere eğitim hayatlarında başarılar diledi. Tüm öğrencilerle tek tek ilgilenen Yusuf Ulcay; “Bir ay boyunca bizim misafirimiz olacak ve burada hocalarınızdan eğitim alacaksınız. Sizlere verilen bu imkânı en iyi şekilde değerlendireceğinize inanıyorum. Aldığınız eğitimlerin de ileride meslek hayatınıza katkılar sağlayacağını düşünüyorum. Burada bizlerin misafirisiniz. Sizleri en iyi şekilde ağırlayacağız. Bu süre zarfında sadece eğitim değil, kültürel ve tarihi geziler de düzenleyeceğiz. Bursa’yı en iyi şekilde tanıtmaya çalışacağız. İnşallah bu süre zarfında sizler de bizlerden memnun kalırsınız. Gittiğinizde ülkenizde Türkiye’yi ve Türk insanını en iyi şekilde anlatırsınız” diye konuştu.

HOCALARINIZI CAN KULAĞIYLA DİNLEYİN
Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Halil Sağlam, staj eğitimi boyunca öğrencilere her konuda yardımcı olmaya hazır olduklarını vurguladı. Dekan Yardımcısı Halil Sağlam; “Buraya staja gelen arkadaşlarımızın çoğu 4. ya da 5. sınıf öğrencilerinden oluşuyor. Yani artık mesleğin ne anlama geldiğini bilen öğrencileri staj için ağırlamış olacağız. Herhangi bir sorumluluğunuz olmayacak. Fakat mesleğinizi en iyi şekilde öğrenmek için hocalarınızın yanından ayrılmayın. Onları can kulağıyla dinleyin. Bol bol soru sorun. Stajın başarılı geçmesi sizin elinizde” diye konuştu.

Ziyarette Bursa Büyükşehir Belediyesi Sosyal Hizmetler Daire Başkanı Şaban Kander ve Başhekim Yardımcıları Prof. Dr. Mustafa Yılmaz ve Prof. Dr. Şahin Aslan da hazır bulundu.

Bursa Uludağ Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi’nden mezun olma başarısı gösteren 134 hemşire düzenlenen törenle diplomalarına kavuştu.

Uludağ Üniversitesi’nde 2017-2018 Eğitim-Öğretim Dönemi’nin son diploma töreni Sağlık Bilimler Fakültesi’nden mezun olan öğrenciler için yapıldı. Törene UÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Yüce, Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Berrin Tunca, Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ekrem Kaya, dekan yardımcıları, akademisyenler, öğrenciler ve aileleri katıldı.

MESLEĞİNİZİ BİR YAŞAM TARZI OLARAK GÖRÜN
Törende konuşan UÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Yüce, ailelerin kendilerine emanet ettiği gençleri en iyi şekilde yetiştirerek donanımlı bir şekilde geri iade ettiklerini kaydetti. Dünyadaki en kıymetli şeyin insana hizmet olduğunu vurgulayan Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yüce; “İnsana hizmetin içerisinde de en kıymetlisi insan sağlığına hizmettir. Siz tam da bu alan üzerinde çalışacaksınız. Ayrıca bu hizmeti bir iş olarak değil, bir yaşam tarzı olarak benimsediğiniz için sizlere ayrıca teşekkür ediyorum. Bu işi bir meslek olarak görmeyin, bir yaşam gayesi olarak görün. Bunu yaparsanız, hem bu dünyada hem de ahirette kazançlı çıkarsınız. Bu meslek vatana hizmet, insana hizmet ve insanlığa hizmet için yapılan bir iştir. Sizleri bir kez daha tebrik ediyor, yeni hayatlarınızda başarılar diliyorum” dedi.

SAĞLIK BİLİMLERİ’NDEN 2079 MEZUN
Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Berrin Tunca ise 2017-2018 eğitim öğretim döneminde 713 öğrenciye eğitim verdiklerini belirtti. Okulun kuruluşundan itibaren toplam 1759 hemşire, 120 ebe ve 357 sağlık memuru mezun ettiklerini vurgulayan Dekan Berrin Tunca; “Bugün gerçekleştirdiğimiz törenle de 134 hemşirelik bölümü mezunumuza diplomalarını vereceğiz. Burada mezunlarımızı yeni yaşamlarına uğurlamanın heyecanını yaşıyoruz. Sizlere bundan sonraki meslek hayatlarınızda başarılar diliyorum” diye konuştu.

Konuşmaların sonunda dönem birincisi Şeyba Halime Bakırcı mezuniyet kütüğüne plaket çaktı. Yapılan hemşirelik yemininin ardından öğrenciler hep birlikte kep fırlattı.

Birkaç gün sonra yüzbinlerce çocuk ve genç karne heyecanını yaşayacak. Ancak bu durum, çocuklardan daha çok ebeveynleri heyecanlandırıyor. Çünkü, eskisine göre çok daha hızlı ilerleyen, yarışma ve rekabete odaklı şartlar doğal olarak anne ve babalarda çocukları için gelecek kaygısı yaratıyor. Belki de bu yüzden çocuklarının akademik başarısı ebeveynler üzerinde sakinleştirici etki yaratıyor ve beklentileri artıyor. Ancak günümüzün baskın değerleri neye işaret ederse etsin karnenin sadece çocuğun yeterli olduğu ya da geliştirmesi gereken alanları belirten bir “bilgilendirme mektubu” olduğunun unutulmaması önem taşıyor. Bu doğrultuda, ailelerin de karneyi bir övünç ya da utanç kaynağı olarak görmemesi gerektiğinin önemine işaret eden Acıbadem Maslak Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. İrem Yaluğ Ulubil, çocukların getirdiği karneyi değerlendirirken dikkat edilmesi gereken bazı ipuçları verdi…

Karne aile ve okulun da başarısını yansıtıyor
Karne, sadece çocuğun değil, ailenin ve okulun da değerlendirilmesini içerdiğinden, çocuğun gelişimini iyileştirme ve desteğe ihtiyaç duyduğu alanları belirlemek açısından önem taşıyor. Dolayısıyla bu aracın muhatabı çocukla birlikte okul ve ebeveynler oluyor. Yani göstergeleri değerlendirirken aile ve okulun da hatalarının görülmesi ve varsa eksiklerinin giderilmesinde yardımcı olacağının unutulmaması gerekiyor.

Her çocuk fiziksel, duygusal, sosyal, zihinsel gelişimi ile diğerlerinden farklılaşıyor. Doğal olarak öğrenme hızı, şekli, ilgi ve yetenekleriyle birbirinden ayrılan çocukların başarısı da aynı olmuyor. Sonuçta her çocuğun, parmak izi gibi, farklı olduğunu unutmadan birbiriyle kıyaslanmaması ve yarıştırılmaması son derece önem taşıyor.

Karneyi çocukla birlikte değerlendirin
Başarılar ve başarısızlıklar çocuğun kişiliğinden bağımsız, öğrenme sürecinin doğal aşamalarını oluşturuyor. Ancak elde edilen sonuçlarda ebeveynlerin de etkisinin olduğunun unutulmaması gerekiyor. Bu nedenle anne ve babaların karneyle birlikte,“Eğitim dönemi boyunca çocuğumun hangi ders veya aktivitelerde zorlandığını fark ettim mi?”, “Bu sıkıntılarını, rahat ifade edebileceği duygusal olarak samimi ve güvenli bir ortam sağladım mi?”, “Bu sıkıntılar için doğru zamanda, yeterli çözüm önerileri getirdim mi?” ya da “Çocuğumla iyi bir takım çalışması yürüttüm mü?” gibi soruları kendilerine sorup, içsel bir değerlendirme yapması gerekiyor. Bu değerlendirmenin de mutlaka çocukla birlikte yapılması, onun da konu ile ilgili fikirlerinin ve duygularının sorulması da ortak çözümler üretmede önem taşıyor.

Çözüm odaklı olun
Çocuk ve ebeveyn ilişkisinin temelinde güven yatıyor ve bu da sevgi ve duyarlık üzerinden inşaa ediliyor. Bu nedenle çocuklarımızla yapacağımız görüşmelerde sevgi dolu ve sorunu çözmeye yönelik yaklaşmak gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. İrem Yaluğ Ulubil, “Örtük veya açık şiddetten kesinlikle uzak durmak,daha az sevildiğini söylemek ya da görmezden gelmek gibi travmatik davranışlardan da uzak durmak gerekiyor. Yıkım dürtüsüyle yapılan bu tarz konuşmalar fayda sağlamaktan ziyade olumsuzlukla sonuçlanıyor. Yaralayıcı, yargılayıcı tutumlar, çocuklarda kaygı ve yetersizlik duyguları yaratabildiği için sorun çözümlenemediği gibi şiddetlenebiliyor. Bunun yerine sorunlu alanlar için ortak yapılacak bir planlamayla çocuğa yalnız olmadığı hissettirerek, problemlerini çözerken gerekli motivasyon artırılabilir. Böylece gelece yönelik birlikte çözüm adımları atılabilir” diyor.

Karnenin çocuğunuzla aranızdaki ilişkiye zarar vermesini izin vermeyin
Her çocuk gibi her ailenin de özgün bir yapısı bulunuyor. Bu nedenle eğer karneyle birlikte sinyal veren bazı sorunlar varsa, çözüm arayışlarında çocuğun mizacı, duygusal yapısı ve çocuk-ebeveyn ilişkisinin özelliklerini ön planda tutmak ve esnek olmak önem taşıyor. Ayrıca, çocuğun kendisini ifade etmesinin desteklenmesi ve söylediklerine değer verildiğinin hissettirilmesi de gerekiyor. Anne ve babasının desteğini bilen ve bu mesajı alan çocuk işbirliği yaparak daha başarılı oluyor.

Başarılı karnelerde abartılı kutlama ve ödüllere gerek yok
Sorunsuz /akademik olarak başarılı karneler için de abartılı kutlama ve ödüllerden kaçınılması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. İrem Yaluğ Ulubil, “Her bireyin sorumlulukları vardır. Bir öğrencinin de ödev ve sorumluluklarını yerine getirmek için çabalamasının doğal, beklenen ve olması gereken bir süreç olduğunun hatırlanması gerekiyor. Bu nedenle de akademik olarak başarılı karneler için mütevazı ama çabalarını çok yürekten takdir eden kutlamalar yeterli olacaktır. Aynı zamanda çocuklarımıza duyduğumuz sevginin, onların başarısı ile herhangi bir ilgisinin olmadığını fark ettirmek, başarılarının da sadece onların gelecekte ‘daha mutlu, donanımlı, kendini yetiştirmiş’ bireyler olmaları için önemli olduğunu anlatmak değerlidir. Bu yaklaşım çocukların güvende hissetmelerini sağlayacaktır.”

Okul başarısını neler etkiler?
Kaygı düzeyinin farklı nedenlerle yüksek olması,
Depresif bir dönem, sürekli yorgunluk ve çocukluk çağı depresyonu,
Dikkat eksikliği ve/veya hiperaktivite, özel öğrenme bozukluğu,
İşitme, görme gibi duyusal ya da anemi gibi süreğen sağlık problemlerinin varlığı,
Doğru çalışma alışkanlıklarının kazanılmaması,
Çalışma ortamının uygun olmaması,
Uyku ve beslenme düzeninin bozukluğu,
Okul içinde, arkadaş ve öğretmenlerle yaşanabilecek iletişim problemleri, akran zorbalığı,
Anne-baba arasındaki tartışmalara çocuğun şahit olması, çocuğun taraf olmaya zorlanması,
Yetişkinleri ilgilendiren sorunların çocuk ile paylaşması,
Duygusal/ fiziksel şiddete maruz kalma, şiddete şahit olma,
Ebeveyn, kardeş hastalığı ya da kaybı,
Kardeş kıskançlığı.

Özyeğin Üniversitesi’nin ve Antalya Bilim Üniversitesi’nin birlikte düzenlediği Uyuşturucu ile Mücadele Hukuk Sempozyumu’nda uzmanlar uyuşturucu kullanım yaşının 6′ya düştüğü gibi bilimsel olmayan açıklamalara karşı uyarıda bulundu. Özyeğin Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Dr. h.c. Yener Ünver “Bu yayınlar gençler ve çocuklar arasında uyuşturucu maddeye karşı merak uyandırmaktadır” dedi.

Özyeğin Üniversitesi Alman Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi ile Antalya Bilim Üniversitesi Karşılaştırmalı Hukuk Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin ortaklaşa düzenlediği “Uyuşturucu ile Mücadele Hukuk Sempozyumu” Antalya Bilim Üniversitesi’nin ev sahipliğinde gerçekleşti. Sempozyumda, Türkiye için en önemli sorunların başında gelen uyuşturucu ile mücadele teknik alandan ve hukuk alanından uzmanlar tarafından masaya yatırıldı. Sempozyumda ayrıca, hem kanuni düzenlemeler, hem bu konuda yapılan adli soruşturmalar hem de kamu sağlığı ve sosyal medya tarafında ne gibi çalışmalar yapılması gerektiğine ilişkin somut örnekler de ortaya koyuldu.

Sempozyumda konuşma yapan Özyeğin Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Dr. h.c. Yener Ünver, sıklıkla Türkiye’de uyuşturucu kullanım yaşının çocuklar arasında 6, 8, 10 yaşa düştüğü gibi bilimsel olmayan açıklamaların yapıldığına dikkati çekerek, “Bu çalışmaların sonuçları uyuşturucu ile mücadele eden güvenlik birimleri hakkında yanlış algılara ve bilimsellikten sapmaya da yol açabilir. Bu yayınlar gençler ve çocuklar arasında uyuşturucu maddeye karşı merak uyandırmaktadır.” dedi.

“Gençlerin korunması için etkin mücadele şart”
Türkiye’de uyuşturucu madde kullanımının önemli bir sorun olduğunun altını çizen Prof. Dr. Ünver, şunları söyledi: “Özellikle gençlerin korunması bakımından etkin bir mücadelenin yapılması şart. Türk polisi ve jandarması bu konuda inanılmaz derecede çaba sarf ederken, çok da önemli başarılara imza atıyor. Ancak Türkiye transit bir ülke. Hem Türkiye üzerinden Avrupa’ya hem de Avrupa’dan Türkiye ve komşu ülkelere son derece tehlikeli boyutta yapay uyuşturucu naklediliyor ve ticareti yapılıyor.”

“Terör örgütlerinin çok önemli bir finans kaynağı”
Uyuşturucu ticaretinin terör örgütlerinin çok önemli bir finans kaynağı haline geldiğine vurgu yapan Prof. Dr. Yener Ünver, terör örgütlerinin bu pastadan pay almak için birbirleriyle iş birliği yaptığını belirtti. Türkiye’nin bu önemli güvenlik sorununun bir halk sağlığı sorunu haline geldiğini aktaran Ünver “Bu konuda hem dünyadaki önemli ülkelerin uyuşturucu madde mevzuatından ve yargı uygulamalarından hem de Birleşmiş Milletler gibi uluslar üstü kuruluşların projelerinden ve bu konudaki polis teşkilatından yararlanmak gerekir” diye konuştu.

Çocukların gelişim dönemlerinin hemen hemen hepsinde çeşitli sorunlarla karşılaştıklarını belirten Özel Teknoloji Okulları Rehberlik ve Psikolojik Danışmanı Sena Girgin, oysaki dönem özelliklerine göre bütün durumlar çocuğun yaşaması gereken, tecrübe edinmesi gereken durumlar olduğunu söyledi.

Davranış bozukluklarının ele alınması durumunda çocuklar gelişim dönemlerinde ki sorunların çözümünde engellerle karşılaşabileceğini belirten Özel Teknoloji Okulları Rehberlik ve Psikolojik Danışmanı Sena Girgin, “Engellerin çözümü sonraki gelişim dönemine ertelenmesi ile ortaya çıkan durumdur. Kardeş kıskançlığı, saldırganlık, tırnak yeme bu duruma örnek gösterilebilir. Aile olarak nasıl bir yol izlememiz gerektiğini bilemiyoruz. Her zaman söylediğimiz gibi anne-babanın ortak bir yol izlemesi gerekmektedir. Kardeş kıskançlığı konusunda değinecek olursak fiziksel zarar vermedikleri sürece anne-baba tartışmalarına müdahale etmemeli. Karşılıklı olarak fikirlere saygı duymaları gerektiği baskı kurmadan anlatılmalıdır. Büyük olan kardeşin eşyaların onun izni olmadan bebeğe verilmemelidir. Artık o bir birey, saygı duyulduğunu hissetmek istiyor. Saldırganlık genellikle kendi akranlarına ve anne babaya öfkelenince zarar vermeyi hedefleyen davranışlarda bulunması ile oluşuyor. Sadece fiziksel olarak değil, özellikle aile bireylerine karşı “seni sevmiyorum” cümlesi ile duygusal olarak zarar verme eğilimi vardır. Ailenin bu gibi durumlarda vermesi gereken tepki “şuanda sinirli olduğun için bu cümleyi kuruyorsun, biz senin anne ve babanız, bunu değiştiremeyiz ve biz seni çok seviyoruz.” olmalıdır” dedi.

Anne babanın tutumlarına şiddet eğilimli olmaması gerektiğini belirten Rehberlik ve Psikolojik Danışmanı Sena Girgin, “Unutmamalıyız ki çocuğunuz kaç yaşında olursa olsun sizleri rol model almaktadır. Kendi içinizde (aile içi eğitim) uyguladığınız yöntemler baskıcı eğitim olmamalıdır. Çocuğunuz saldırgan tavırlar sergilerken onunla ısrarcı bir şekilde konuşma, tartışma ortamı yaratılmamalıdır. Sosyal olgunluğa uygun bir şekilde çeşitli sorumluluklar verilip, başarma duygusu yaşanması sağlanmalıdır. Baskıcı tutumlar, çocuğun ihtiyacı olan güven ve sevgi almaması gibi birçok etmeni vardır. Aile olarak “tırnağını yeme” uyarısında bulunmak, bu konuda çocukta daha çok ilgi uyandıracaktır. Bu gibi uyarılar yerine ellerini meşgul edecek uğraşlar verilmeli, çocuğun hangi durumlarda tırnak yeme davranışında bulunduğu belirlenmeye çalışılmalıdır. Genellikle okul, ortam, ev değişikliği, kardeşinin doğumu bu davranışı tetiklemektedir” diye konuştu.

Çok fazla kural koymak çocukları daha çok belirsizliğe ve kaygı durumuna sürüklediğini ifade eden Girgin, “Okul çağı çocuklarımıza okul – aile işbirliği içerisinde uyulması gereken kurallar ortak dille vermelidir” şeklinde konuştu.

Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Sağlık ve Etik Düşünce Topluluğu tarafından 1999’dan beri düzenlenen Çadır Projesi’nin 20.’si Orhaneliye bağlı Göynükbelen köyünde gerçekleştirirdi.

İki gün boyunca proje kapsamında 400′den fazla hastanın EKG, solunum fonksiyon testi, akciğer röntgeni ve göz muayenesi gerçekleştirirdi. Prof. Dr. Yeşim Uncu’nun danışmanlığında gerçekleştirilen projede hem köylüler iki gün boyunca ücretsiz muayene edildi hem de hasta olanlara gerekli ilaçlar dağıtıldı. Ayrıca 1. sınıftan 6. sınıfa kadar tıp fakültesi öğrencileri mezuniyet sonrasında mesleklerini icra ederken karşılaşabilecekleri durumları pratik yapmış oldu.

Sağlık ve Etik Düşünce Topluluğu Başkanı Barış Yıldız, yıllardır senede 1 kere gerçekleşen bu projeyi artan talep ve öğrenci sayısı sebebiyle senede 2 kere düzenlemeye başladıklarını, Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi’ndeki tüm hekim adaylarının mezuniyet öncesinde bu tecrübeyi edinmelerini istediklerini belirtti.

Sosyal Medya

0BeğeniBeğen
0TakipçiTakip Et