Anasayfa SAĞLIK

İstanbul Ayvansaray Üniversitesi Plato Meslek Yüksekokulu benimsediği uygulamalı eğitim prensibi ile kişileri iş yaşamına donanımlı bir şekilde hazırlamayı amaç ediniyor. Bu hedefle her yıl meslek eğitiminin farklı bir boyutunu ele almayı hedefleyen Plato Yüksekokulu’nun ilk teması ise “Sağlık”. Sağlık hizmetlerine olan gereksinimlerin artması ve hizmetin sunumuna yönelik hızla gelişen teknoloji, sağlık alanında çalışacak personelin eğitimini bu yeniliklere hazır olmaya zorunlu kılıyor. Bu gelişmelere yönelik sağlık personeli yetiştirmek için gerekli olan eğitim ve gelişim modellerine dair araştırmalar, İstanbul Ayvansaray Üniversitesi Plato Meslek Yüksekokulu öncülüğünde sunularak ivme kazanmayı hedefliyor.

Kongre için son kayıt tarihi 15 Mayıs 2018
Sağlık çalışanları, yöneticileri ve akademisyenlerinin sağlık eğitimini merkeze alarak bu alandaki güncel gelişmelerin, deneyimlerin ve yenilikçi yaklaşımların paylaşılmasını hedefleyen kongre için son kayıt tarihi 15 Mayıs 2018. Kongre süresince konuyla ilişkili olarak; Sağlık Eğitimi Sistemi, Sağlık İletişimi ve Eğitim, Sağlık Hukuku ve Eğitimi, Sağlıkta Kariyer Geliştirme, Sağlık Eğitimi ve Kalite ile Sağlık Eğitimi ve Güvenlik ana başlıkları altında birçok konu, alanında uzmanlarca masaya yatırılıyor olacak. Doç. Dr. Tolga Yazıcı, Prof. Dr. Sermin Örnektekin, Prof. Dr. Mehmet Vedat Atay ve Dr. Öğr. Üyesi Suat Dönmez’in Düzenleme Komitesi’nde yer aldığı kongrenin koordinatörleri ise Öğr. Gör. Bahadır Elal ve Öğr. Gör. Nesrin Özdil olacak.

Yön Koleji Okul Müdürü Sacide Hürriyet Şimşek, şiddete maruz kalan kadınların çocuklarının önce şiddetin tanığı, sonra bu şiddetin mağduru, ardından da uygulayanı olabileceğini söylüyor. Şimşek “Bunun en önemli nedeni, çocuklarda şiddetin neden olduğu duygusal travmaların, fiziksel yaralar kadar çabuk iyileşmiyor olmasıdır” diye konuşuyor

Şiddet, yaşamın her alanında karşılaşılabilen, ülkemizde hatta dünyada giderek artan önemli bir toplumsal sorun. Buna rağmen bu konuya dair farkındalık ise bir o kadar düşük. Ülkemizde birçok kadın ve çocuk, ebeveynleri veya yakın çevreleri tarafından şiddete maruz kalıyor. Kadının yaşı, sosyo-ekonomik düzeyi, eğitim durumu, medeni hali ise şiddet mağduru olmasını veya olmamasını doğrudan etkiliyor. Yön Koleji Okul Müdürü Sacide Hürriyet Şimşek, her ne kadar şiddetin uygulanmaması için önlemler alınmaya çalışılıyor olsa da şiddeti ve şiddetin etkilerini tamamen yok etmenin mümkün olmadığını söylüyor.

Duygusal travma çabuk iyileşmez
Şimşek, her şeyden önce ‘şiddet’in doğru tanımlanması gerektiğine dikkat çekiyor: “Özel ya da kamusal alanda meydana gelebilen, kişinin fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik yönden zarar görmesi veya acı çekmesine aynı zamanda kişiye bu nedenlerle yapılan baskı ya da özgürlüğünün keyfi şekilde engellenmesine de neden olan fiziksel, cinsel, psikolojik, sözlü ve ekonomik her türlü tutum ile davranış olarak tanımlanabilir.” Şimşek, kadına yönelik şiddeti ise “Kadınlara kadın oldukları için uygulanan, cinsiyete dayalı bir ayrımcılıkla kadının insani haklarının ihlaline yol açan her türlü tutum ve davranıştır” diyor. “Şiddet mağduru kadının çocuğu; bazen annesini korumaya çalışırken babası, bazen de babaya kızan annenin öfkesini çıkarma ihtiyacına bağlı annesi tarafından şiddete maruz kalmaktadır” diyen Şimşek, şöyle devam ediyor: “Şiddete maruz kalan kadınların çocukları, büyük oranda önce şiddetin tanığı, sonra bu şiddetin mağduru ve sonrasında uygulayanı olmaktadır. Bunun en önemli nedeni, çocuklarda şiddetin neden olduğu duygusal travmaların, fiziksel yaralar kadar çabuk iyileşmiyor olmasıdır.” Çocukların her türlü olumlu ve olumsuz davranışı öncelikle ebeveyninden, sonra yakın çevresinden gözlemleyerek öğrendiğini belirten Şimşek, “Aynı şekilde çocuk öğrendiği olumlu ya da olumsuz her türlü davranışı da etrafındakilere uygulayarak öğrendiğini pekiştirir ve çevresindekilere gösterir. Böylece çocuğun davranış döngüsü de başlamış olur. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki bugünün şiddet uygulayanları, dünün şiddet tanık ya da mağdurlarıdır” diye konuşuyor.

Çocuklar her şeyin tanığıdır
Çocukların yaşanan her olayı gördüğünü, duyduğunu, fark ettiğini ve asla unutmadıklarını söyleyen Şimşek, evde şiddete maruz kalan annelerin çocuklarının da şiddet mağduru olduğunu ifade ediyor. “Bu da çocuğun hem şiddet tanığı hem de mağduru olduğunu bir kez daha göstermektedir. Fakat şiddet her zaman fiziksel olmayabilir. Zaman zaman göz ardı edilse de duygusal, psikolojik ve cinsel şiddet şeklinde karşımıza çıkmaktadır” diyen Şimşek, ev içinde şiddete maruz kalan, tanık olan çocukların ortak özellik ve davranışlarını şöyle sıralıyor: “Çevresine karşı güven duygusunda azalma ya da yok olma. Tanık olduğu şiddetten dolayı kendini suçlama. Kendinden daha güçsüz olduğunu düşündüğü kişilere bağırma ya da şiddet uygulama. Korku ve kaygı düzeylerinde yükselme. Eve gitmek istememe, evden kaçma. Madde kullanımı, bağımlılığı. İntihar eğilimi ve intihar etme. Fiziksel yakınlık kurduğu güvendiği başka yetişkinlere aşırı bağlanma ile reddetme. Uykuda düzensizlik, uyuyamama, sık sık kâbus görme. Davranışsal ve özellikle sosyo-duygusal gelişimde gerilik. Düşük benlik saygısı. İletişim ve ilişki sorunları yaşamaları…”

Erken müdahale şart
Fiziksel, duygusal, psikolojik ya da cinsel açıdan şiddete tanık olan çocuğun, fırsatını bulduğu her durumda kendinden daha zayıf olduğunu düşündüğü kişilere şiddet uyguladığını belirten Şimşek, “Şiddet mağduru olan kişilerin şiddet uygulama oranları şiddete maruz kalmayan kişilerin oranına göre oldukça yüksektir” değerlendirmesinde bulunuyor. Şiddet mağduru veya tanığı olmuş, duygusal hasar almış çocukların, benlik saygısını yeniden yapılandırabilmek, olası anksiyete ve depresyon semptomlarını ortadan kaldırabilmek adına ilgili uzman ve alanında yetkin psikologlardan destek alınması gerektiğini söyleyen Şimşek, “Çocuklar bu konularda çok az yalan söyler, onları dinlemek ve onlara inanmak çözüme kısa sürede gitmemizin anahtarıdır. Çünkü erken müdahale ile şiddetin çocuğun yaşamında oluşturduğu olumsuz etkileri silebilmek mümkündür” diyor.

Bursa Organize Sanayi Bölgesi’nde faaliyet gösteren Bosch Fabrikasında çalışan 375 kişi, Uludağ Üniversitesi Organ Nakli Merkezi’ne organ bağışında bulundu.

Uludağ Üniversitesi Organ Nakli Merkezi Koordinatörü Sahriye Keskin ile Bosch fabrikası sosyal sorumluluk projeleri sorumlusu Dilek Tilev’in organize ettiği organ bağışı ve farkındalık etkinliğine çalışanlar büyük ilgi gösterdi.

Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin de katıldığı etkinlikte çalışanlar, sıraya girerek organ bağışı formunu doldurdu.

Uludağ Üniversitesi Organ Nakli Merkezi Koordinatörü Sahriye Keskin, Türkiye de organ nakli konusunda birinciliği elinden bırakmayan Bursa Bölgesinde, vatandaşların organ bağışı konusunda duyarlı olmasından çok mutlu olduklarını, Bosch fabrikasında çalışan 375 çalışana da sorumluluk örneği davranışları dolayısıyla teşekkür etti.

Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, Uludağ Üniversitesi’nde yapımı tamamlanan Sağlık Bilimleri Fakültesi’nin resmi açılışını gerçekleştirdi.

Uludağ Ekonomi Zirvesi’ne katılmak için Bursa’ya gelen Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, daha sonra Uludağ Üniversitesi’ni ziyaret etti. Rektör Prof. Dr. Yusuf Ulcay ve üniversite yönetimi tarafından karşılanan Mehmet Şimşek, öğrencilerin ve akademisyenlerin katıldığı ‘Küresel Görünüm ve Türkiye Ekonomisi’ konferansında konuşma gerçekleştirdi.

Konferansın ardından yapımı tamamlanan Sağlık Bilimleri Fakültesi’nin resmi açılışını da gerçekleştiren Mehmet Şimşek; “Bursa’da muazzam bir yenilikçi hareket var. Bugün de üniversitede hocalarımızla, akademisyenlerle ve öğrencilerimizle bir araya geldik. Sabah da biliyorsunuz ki Uludağ Ekonomi Zirvesi’ndeydik. Dışarıdan çok fazla katılım var. Türkiye’nin en önemli zirvelerinden birisi konumuna geldi. Aslında bu Bursa’ya olan rağbeti gösteriyor. Ben inanıyorum ki bunun sayesinde Bursa’ya küresel doğrudan yatırımlar da zaman içerisinde artacak. Zaten burada muazzam bir girişimcilik ruhu var. Bir tecrübe ve birikim var. Şimdi üniversitemiz biraz daha sanayi ile birlikte çalışıp bu yenilikçilik ekosistemini güçlendirecek” diye konuştu. Bir gazetecinin; “Bursa’ya bir yatırım planı var mı?” sorusuna Şimşek; “Yatırımları özel sektör yapar, devlet sadece ön açar” diye cevap verdi.

Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Ulcay ise 3. Nesil Üniversite sloganıyla yatırımlara aralıksız devam ettiklerini söyledi. Göreve gelir gelmez başlattıkları projelerin birer birer açılışlarını yaptıklarını vurgulayan Prof. Dr. Yusuf Ulcay; “Sağlık Bilimleri Fakültemizi de daha modern ve günün eğitim ihtiyaçlarına cevap verebilecek şekilde yeniden inşa ettik. Son derece donanımlı bir fakülte yaptık. Öğrencilerimiz gerek bilimsel gerekse de akademik anlamda en iyi eğitimi burada alabilecek” şeklinde konuştu.

Konuşmaların ardından fakülteyi inceleyen Başbakan Yardımcısı Şimşek, üniversiteye yaptıkları katkılardan dolayı işadamları ve girişimcilere teşekkür plaketi takdim etti.

0 1050

Yapılan bilimsel bir araştırmaya göre her 13 dakikada bir, yani günde ortalama 78 defa telefonumuzun ekranına bakıyoruz. Avrupa ülkeleri arasında yapılan araştırmanın sonucuna göre akıllı telefon bağımlılığında birinci sırada Türkiye var. Uzmanlar dijital bağımlılığın sonuçları konusunda uyarıyor, “bebeğinizin zihinsel gelişimi olumsuz etkileniyor”, sohbet programlarındaki şüphecilik psikolojik hastalıklara neden oluyor” diyorlar.

SOSYAL MEDYA İLE GERÇEĞİNİZDEN KOPUYORSUNUZ
İstanbul Aydın Üniversitesi VM MedicalPark Hastanesi Klinik Psikoloji Uzmanı Özlem Kelle, rutin hayat akışını sosyal medyada paylaşan bireyler ve onları takip edenler için “özenti” uyarısı yapıyor. Kelle’ye göre takip ettiğiniz kişilerin yaşam biçimi, sizde “yoksunluk” durumunu ve beraberinde “özenti”yi getiriyor ve farkında olmadan kendi gerçekliğinizden kopuyorsunuz.

Kelle, “Eziklik duyusu, bende yok duygusu hâkim oluyor. Sosyal medya paylaşımlarında kötü anı yoktur, hep iyi yerlerde geziliyordur ya da iyi şeyler yeniyordur. Özenme durumu söz konusu. ‘O yapıyor ama ben yapamıyorum’, ‘Benim neden yok’, ‘Ben başarısız mıyım’ görüşleri kişiyi komplekslere sürükleyebilir” dedi.

“SOHBET PROGRAMLARI PSİKOLOJİK HASTALIKLARI TETİKLİYOR”
İnternet ve akıllı telefonun yaygınlaşmasıyla hayatımıza giren bir diğer teknoloji ürünüyse sosyal sohbet hesapları. Artık insanlarla yüz yüze görüşmektense sosyal medya üzerinden konuşan çağın insanında “sabır” ve “ön yargı” kavramları içerik değiştirdi. Yazılan bir mesaja anında yanıt bekleyen, yanıt almadığında dakika sayan hatta karşısındakine hesap soran bir “iletişim” modeli gelişti, işte uzmanlar bu noktaya da dikkat çekiyor.

Kelle, “İlişkileri zedeleyecek noktada bir kullanım söz konusu. Aşırı şüpheci dediğimiz psikopatoloji diye tanımlanan noktaya doğru ilerleyebiliyor. Beliren düşünce şu oluyor, “bana cevap vermiyor demek ki bana önem vermiyor” , altta yatan o olumsuz düşünceleri tetiklediği için olumsuz tablolar oluşuyor gençlerde, arkadaşlıklar, ilişkiler bitme noktasına gelebiliyor” ifadelerini kullandı.

“AKILLI TELEFON ZİHİNSEL GELİŞİMİ OLUMSUZ ETKİLİYOR”
Kelle, ebeveynlerin kullandığı teknolojik cihazlardan, çocukların bebeklik çağından itibaren olumsuz etkilendiğini söyledi, “Ne kadar geç tanıştırılırsa çocuklar, telefonla o kadar avantajlı. Bebeklik dönemi de göz önünde bulundurulmalı, çocuğun zihinsel gelişimi söz konusu. Bebeğin insani iletişime, sohbete, muhabbete ihtiyaç duyduğu bir dönem. Bu kritik dönemde teknolojiye maruz kalması ne yazık ki zihinsel gelişimine negatif etki ediyor, dil gelişimi sekteye uğrayabiliyor” dedi.

Kelle, çocuğunun telefon ile ilişkisini sınırlayan ebeveynin kendini sınırlaması gerektiğine vurgu yaptı, “Pek çok ailede ‘Ödev yapmıyor, sürekli şikâyet ediyor, telefonuyla geçirdiği zamanı kısıtlayamıyoruz’ gibi ifadelerle karşılaşıyoruz. Çocuğa sınırlama konuyorsa nedeni anlatılmalı ve aynı zamanda çocuğunu sınırlayan veli de telefonla ya da teknolojik cihazlarla arasına sınır koymalı. Çocuğa getirilen sınırlamaya tüm aile bireylerin uymasını bekliyoruz, aksi tutarlı bir durum olmuyor” ifadelerini kullandı.

13 YAŞIN ALTINDAKİ ÇOCUĞA TELEFON ALMAYIN!
“Yapılan araştırmalar çocuğun 12-13 yaşından önce telefon sahibi olmaması gerektiğini gösteriyor. Ama burada çocuğun içinde bulunduğu sosyal çevrenin de önemi var, yoksunluk duygusu çocuk-ebeveyn arasında gerilime, kopukluğa da neden olabilir” diyen kelle, ebeveynlerin, çocuklarına telefon kullanımı konusunda da rehberlik etmesi gerektiğini söyledi.

Klinik Psikoloji Uzmanı Özlem Kelle, çocuğun telefonla ilişkisini sınırlandırmak isteyen ebeveynlere “Çocukla güç mücadelesine girmeden, mantıklı sebepleri açıklayarak sınırlandırın” uyarısını yaptı.

Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde Çocuk Kardiyoloji ve Genetik Anabilim Dalı işbirliğiyle yeni bir poliklinik hizmete açıldı. ‘Kalıtsal Ritim Bozuklukları Polikliniği’ adıyla hizmete açılan poliklinikte, ritim problemi olan çocuklar ile doğuştan ritim bozukluğu şüphesi olan hastalara bakılacak.

Çocuk Kardiyoloji Bilim Dalı öğretim üyeleri Prof. Dr. Özlem Mehtap Bostan ve Doç. Dr. Fahrettin Uysal ile Tıbbi Genetik Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Şehime Gülsün Temel, Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi olarak Türkiye’de çocuklarda kalıtsal ritim bozuklukları ile ilgilenen nadir merkezlerden biri olmayı hedeflediklerini, bu nedenle iki farklı disiplinle bir araya gelerek böyle bir polikliniği hizmete açtıklarını söyledi.

Doç. Dr. Fahrettin Uysal, kalbin elektriksel iletisinin bozulduğu ve ani ölümle sonuçlanabilen kalıtsal ritim bozukluğu olan hastalarda, bu hastalığa neden olan genlerin ve mutasyonların tespit edilmesinin son derece önemli olduğuna dikkat çekerek, erken dönemde yapılacak tanıyla hastalığın tedavisinin mümkün olduğunu söyledi.

İLK BELİRTİ BAYILMA
Doğuştan ritim bozukluğu olan çocuklarda ilk belirtinin genelde bayılma olduğunu belirten Doç. Dr. Uysal, bayılması olan her çocuğun mutlaka ritim bozuklukları açısından araştırılması gerektiğini kaydetti.

‘Kalıtsal Ritim Bozuklukları Polikliniği’nde doğuştan ritim bozukluğu şüphesi olan hastalarda genetik tanı için çok ayrıntılı bir inceleme yapılacağını, aynı zamanda ailede genç yaşta ani ölüm öyküsü olan bireylerde de ani ölümle ilişkili genlere bakılacağını ve böylece erken tedavinin mümkün olabileceğini söyledi.

GEBELİKTE TESBİT EDİLECEK
Tıp Fakültesi Çocuk Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Fahrettin Uysal, erken teşhisin önemli olduğu ritim bozukluklarında gebelik sırasında prenatal tanı ya da doğumdan önce PGT (Preimplantasyon genetik tanı) yapılması da mümkün olacağını, ritim bozukluklarına yol açabilecek neredeyse tüm genlere bakılacağını bildirdi.

Doç. Dr. Uysal ve Doç. Dr. Temel, yeni açılan poliklinikte ayrıca, kalıtsal ritim bozukluğu bulunan çocuklara ve ailelerine genetik danışmanlık hizmeti de vereceklerini de sözlerine ekledi.

Uludağ Üniversite ile Medicana Sağlık Grubu ve Ceylan International Hospital hastaneleri arasında imzalanan protokol sayesinde 2018-2019 yılında Tıp Fakültesi ve Sağlık Bilimleri Fakültesi’ni tercih edecek en yüksek puanlı 5’er öğrenci aylık 500 TL burs almaya hak kazanacak. Öğrenciler burslarını mezun olana kadar alabilecek.

Üniversite yönetiminin başarılı öğrencileri Uludağ Üniversitesi’ne çekebilmek adına başlattıkları burs kampanyası 2018 yılında da hız kesmiyor. Üçüncü yılına giren kampanya sayesinde Uludağ Üniversitesi’ndeki birçok fakülte, meslek yüksekokulu ve bölüme kayıt yaptıran yüksek puanlı öğrenciler burs alabiliyor. Kampanyanın son destekçileri Medicana Sağlık Grubu ve Ceylan International Hospital oldu. İmzalanan protokoller ile UÜ Tıp Fakültesini ve Sağlık Hizmetleri Fakültesi’ni 2018-2019 döneminde tercih eden ve yerleşen en yüksek puanlı 5’er öğrenciye mezun oluncaya kadar her yıl 9 ay boyunca aylık 500 TL’lik burs verecek. Protokole göre ilk senenin sonunda en yüksek not ortalamasını yakalayan 3 öğrenciye de aylık 750 TL başarı bursu verilecek.

Düzenlenen protokol imza törenine Rektör Prof. Dr. Yusuf Ulcay, Medicana Bursa Hastanesi Genel Müdürü Dr. Necip Kozalı, Ceylan International Hospital Kurucusu Uzm. Dr. Mustafa Erdem Ceylan, Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ekrem Kaya, Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Berrin Tunca, rektör yardımcıları, üniversite ve hastane yöneticileri katıldı.

ARAŞTIRMA ALANINDA BİLİMSEL İŞBİRLİĞİ TALEBİ
Uludağ Üniversitesi’nin tüm fakülte ve meslek yüksekokulu programları için etkili bir burs kampanyası yürüttüklerini kaydeden Rektör Prof. Dr. Yusuf Ulcay, kendilerine destek olan firmalar ve kurumlarla aynı zamanda bilimsel işbirliğine gittiklerini vurguladı. üniversitelerin eğitim, uygulama ve araştırma fonksiyonları bulunduğunu belirten Rektör Yusuf Ulcay; “Bugüne kadar araştırma kısmında biraz eksik kalmışız. Bizim dönemimizde ise bu konuya özel olarak eğiliyoruz. Son 3 yıl içinde yaptığımız çalışmalar sayesinde Türkiye’deki 15 araştırma üniversitesi arasına girdik. Burs protokolü yaptığımız tüm kurum ve kuruluşlar ile de araştırma ve bilimsel işbirliği içerisinde hareket ediyoruz. Çünkü bir takım şeyleri kendimiz geliştirmediğimiz sürece, dışarıdan transfer veya satın alma yoluna gidiyoruz. Aslında araştırma maliyetli gibi görünse de kendi kontrolümüzde yapılan her şey, kendi öz malımız oluyor. ötekilerini kullanmak ve öğrenmek için daha fazla zaman harcıyoruz. Özellikle tıp alanında bu işi kendimiz üretmiyorsak, yurtdışına gidip öğrenmek zorunda kalıyoruz. Araştırma konusu bu kapsamda her şeyden daha fazla önem taşıyor” dedi.

GELECEĞİN SAĞLIKÇILARINA HASTANELERDEN BURS DESTEĞİ
Ceylan International Hospital Kurucusu Uzm. Dr. Mustafa Erdem Ceylan burs kampanyasına destek olmaktan mutluluk duyduklarını söyledi. Gelecekte sağlık sektöründe çalışacak öğrencilere şimdiden yardımcı olmak ve Uludağ Üniversitesi’nin başlattığı kampanyaya bir nebze katkıda bulunmak için gelen teklife hemen evet dediklerini kaydeden Medicana Bursa Hastanesi Genel Müdürü Dr. Necip Kozalı da protokolün öğrencilere, üniversiteye ve fakültelere hayırlı olması temennisinde bulundu.

DEKANLARDAN TEŞEKKÜR
Törende konuşan Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ekrem Kaya da verdikleri burs desteğinden dolayı hastane yöneticilerine teşekkür etti. Dekan Kaya, fakültenin çekiciliğini arttırmak için yapılan çalışmaların son derece önemli olduğuna işaret etti. Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Berrin Tunca ise burs kampanyasının dışında firmalardan ve hastanelerden staj imkânları için de destek beklediklerinin altını çizdi.

Kış aylarına ayak bastığımız bu günlerde havaların giderek soğuması ve güneşin etkisinin azalması hastalıkları da beraberinde getiriyor. Özellikle çocukların toplu olarak kullandığı mekanlarda bakterilerin ve virüslerin yayılma oranı oldukça fazla.

Yüksek ateş, öksürük, hırıltı gibi şikayetler genellikle solunum hastalıklarının habercisi oluyor. Önemsenmediği takdirde, eğer çocuğunuzun alerjik bir bünyesi varsa, bronşit ataklarına ve kulak iltihaplarına dahi sebep olabiliyor. Emsey Hospital Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ramazan Yüksel Gürsel kış aylarında çocuklar ile ilgili gelen şikayetlerin çoğunun üst solunum enfeksiyonu ile ilgili olduğunu belirtti.

Çocuklar günün büyük kısmını okulda geçiriyor. Enfeksiyonun bir numaralı dostu ise hijyen eksikliği olan ortamlar. Okul ortamında yayılan enfeksiyonlara karşı hijyenin öneminden bahseden Gürsel, “Kalabalık ortamlarda hijyen pek mümkün olmuyor. Bu yüzden aşılama oldukça önemli. Grip aşısı ile hastalıklardan korunmak etkili bir yöntem. Ayrıca sınıf ortamının sık sık havalandırılması gerekiyor. Çocuklara öksürürken, hapşırırken ağızlarını elleri ile değil kolları ile kapatması gerektiği öğretilmeli” diyerek kış aylarında bulaşıcı hastalıklardan korunmanın püf noktalarına değindi.

Çocuğun hem çevresi hem de kendi sağlığı için hastalık dönemlerinde okula gitmemesi gerektiğini belirten Uzm. Dr. Ramazan Yüksel Gürsel “Aileler çocuklarını bu dönemde okula göndermemeli. Bu durum diğer çocuklar için de risk teşkil ediyor. Hastalık tamamen düzeldikten sonra eğitime devam edilmeli” diyerek hastalığın bulaşma aşamasında önlem alınması gerektiğini ve ancak bu şekilde korunabileceğimize dikkat çekiyor.

Özellikle kış aylarında, hastalık ve salgından korunmanın bir diğer yolu ise beslenmeden geçiyor. Beslenme konusunda ailelere önerilerde bulunan Emsey Hospital Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları hekimi Uzm. Dr. Ramazan Yüksel Gürsel ‘’ Kış aylarında vitamin ve mineral yönünden zengin sebze, meyve tüketilmeye özen göstermeli ve bol sıvı tüketilmesine dikkat edilmeli .’’ Yağ, karbonhidrat ve proteinlerin dengeli bir şekilde alınarak vücut direncinin sağlam tutulması gerekiyor” diyerek aileleri uyardı.

Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyeleri, öğrencilerin temel tıp bilgileriyle gerçek yaşam ve kliniklerde problem çözme becerilerini geliştirebilmeleri, “öğrenmeyi öğrenme”leri ve bunu ömür boyu sürdürebilmelerini sağlamak amacıyla eğitimden geçiyor. Bugüne kadar toplam 38 öğretim üyesi, “Probleme Dayalı Öğrenme Eğitici Eğitimi”ni tamamladı.

Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Eğitimi / Aile Hekimliği Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Züleyha Alper ve Aile Hekimliği Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Yeşim Uncu tarafından düzenlenen Probleme Dayalı Öğrenme (PDÖ) Eğitici Eğitimlerinin ikincisi, İyi Hekimlik Uygulamaları ve Simülasyon Merkezi’nde (USİM) gerçekleştirildi.

Prof. Dr. Yeşim Uncu ve Doç. Dr. Züleyha Alper ile birlikte Marmara Üniversitesi Tıp Eğitimi Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Ali Gülpınar, Aile Hekimliği Anabilim Dalı öğretim üyeleri Prof. Dr. Arzu Uzuner ve Prof. Dr. Mehmet Akman’ın katkıları ile verilen ikinci eğitimde Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 18 öğretim üyesi daha PDÖ eğitimi aldı. Böylece PDÖ yöntemi konusunda eğitim alan eğitici sayısı 38’e ulaştı.

PROBLEME DAYALI ÖĞRENME NEDİR?
Probleme dayalı öğrenme, öğrenci merkezli ve etkin öğrenmeyi geliştiren ve genellikle tıp fakültelerinde tercih edilen bir yöntem… Bu yöntemde öğrenciler, problemin çözümü ya da anlaşılması yoluyla uygulama sürecinden sonuç çıkararak öğreniyor. Öğrenciler problemle ilk kez öğrenme sürecinde karşılaşıyorlar. Probleme dayalı öğrenme modelinin uygulandığı sınıflarda öğrenenler aşamalı olarak ve giderek daha çok kendi eğitimleri için sorumluluk alıyor, giderek daha bağımsız oluyor ve yaşam boyu öğrenmeye devam edebilen bağımsız öğrenenler haline geliyor.

Eğitim sonunda Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi eğitimden sorumlu dekan yardımcısı Doç. Dr. Halil Sağlam ve Düzenleme Kurulu tarafından eğiticilere teşekkür belgesi, katılan tüm öğretim üyelerine ise katılım belgesi verildi.

Başarılı öğrencileri Uludağ Üniversitesi’ne çekmek amacıyla iki yıl önce başlatılan “başarı bursu” uygulaması, Bursa’da faaliyet gösteren firma ve kurumların desteğiyle 2018-2019 eğitim döneminde de sürecek.

Uludağ Üniversitesi ile Aritmi Sağlık Grubu arasında imzalanan protokol ile Tıp Fakültesi ve Sağlık Bilimleri Fakültesi’ni tercih edecek en yüksek puanlı 5’er öğrenci, eğitim hayatı boyunca aylık 500 TL burs almaya hak kazanacak.

Burs protokolü, Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Ulcay, Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ekrem Kaya, Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Berrin Tunca ve Aritmi Sağlık Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Opr. Dr. Nuri Daştan tarafından imzalandı.
Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Ulcay, burs uygulamasının başarılı öğrencileri çektiğini ve bunun da eğitime yansımalarının görülmeye başlandığını söyledi.

Kentin bu uygulamaya desteğinin giderek arttığını ve bundan büyük mutluluk duyduklarını ifade eden Rektör Prof. Dr. Ulcay, “Başlangıçta biz firmalara gidip burs isterdik, şimdi ise firmalar bizi arayıp burs vermek istediklerini bildiriyor. Bu bursları veren firmaların isimleri sınav kitapçığına da konuyor. Öğrenciler eğitim hayatları boyunca destek aldığı gibi, firmalar da prestijli bir uygulamaya imza atmış oluyor” dedi.

Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ekrem Kaya da, “Bu gibi bağışlar sonunda fakültemizi seçecek öğrencilerin ne kadar şanslı olduğunu söylemek istiyorum. hem bu güzel şehirde hem de bu kadar kaliteli bir eğitim kurumunda burs alarak öğrencilik yapmak çok büyük bir şans” diyerek Aritmi Sağlık Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Nuri Daştan’a teşekkür etti.

Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Berrin Tunca, halen hemşirelik, ebelik, acil yardım ve afet yönetimi, beslenme ve diyetetik, fizyoterapi ve rehabilitasyon, sosyal hizmet bölümlerinin bulunduğu fakültede, tıp fakültesini tamamlayıcı bir eğitim verdiklerini, sektörden gelen talepler doğrultusunda eğitim programlarında düzenlemeler yaptıklarını söyledi.

Aritmi Sağlık Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Operatör Dr. Nuri Daştan, uzmanlık eğitimi aldığı Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde öğrencilere burs vermenin kendisi için övünç kaynağı olacağını belirterek, 7-8 yıllık özel hastane deneyimlerini, Tıp Fakültesi ve Sağlık Bilimleri Fakültesi ile daha iyi düzeylere taşımak istediklerini ifade etti. Sağlık hizmetlerinin doktoru ve hemşiresiyle, yardımcı sağlık personeliyle bir bütün olduğunu vurgulayan Daştan, nitelikli ve uygulamanın içinde yetişen öğrencilerin mezun olduktan sonra işlerinde başarılı olduklarını, özel sektör olarak bu tür elemanlara her zaman ihtiyaçları olduğunu söyledi.

Sosyal Medya

0BeğeniBeğen
0TakipçiTakip Et