Anasayfa SAĞLIK

Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi tarafından ‘Zoonozlara Genel Bakış; Zoonoz Hastalıklarda Veteriner Hekimlerin Rolü’ konulu bir panel düzenlendi.

Panelde Veteriner Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sezgin Şentürk, Veteriner Fakültesi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tayfun Çarlı, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü’nden Veteriner Hekim Gonca Öztap ile Sağlık Bilimler Üniversitesi ve Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Ali Asan yer aldı.

YAKLAŞIK 200 ÇEŞİDİ VAR
Panelin ilk konuşmacısı Veteriner Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sezgin Şentürk oldu. Dünyada 200’ün üzerinde zoonoz hastalığı çeşidi bulunduğunu söyleyen Şentürk; “Henüz daha ortaya koyulmayan türleri de var. Ülkemizde bu hastalığın çeşitlerinden olan tüberküloz konusunda büyük sorunlar yaşıyoruz. Yakın zamanlarda Güney Marmara Bölgesi’nde kendisini gösteren kuduz vakası da ciddi bir zoonoz hastalık çeşididir. Yine geçen sene yaz aylarında Bursa Mustafakemalpaşa ve Karacabey ile Balıkesir’in belli bölgelerinde şarbon vakaları da gördük. Bunların hepsi çok çok önemli vakalar ve bulgulardır. Bunun dışında hayvanlardan alıp insanlara taşıyan vektörlerle ilişkili zoonozlar da ülkemizde görülmeye başlandı. Kırım Kongo kanamalı ateşi de bunların başında geliyor. Maalesef ülkemizde bu hastalık yapılan bazı araştırmalarda özellikle Tokat bölgesinde yüzde 39’a varan bir pozitiflik gösteriyor. Aynı bölgede ineklerde bu oran yüzde 17’lere kadar çıktı” diye konuştu.

DÖNEM DÖNEM DEĞİŞİKLİK GÖSTERİYOR
Zoonoz hastalıklarına karşı aşıların geliştirildiğini hatırlatan Prof. Dr. Sezgin Şentürk, “Ülkemizde en son kırım Kongo aşısı geliştirildi. Bunun dışında şarbona karşı insan için yapılan aşılar var. Ancak hayvanların korunması amacıyla bu aşıların geliştirilmesi de büyük önem taşıyor. Kuduz aşısını sadece kedi köpek için değil, koyun keçi ve sığırlara da uygulamak gerekiyor. Türkiye’de zoonoz hastalıkları dönem dönem değişkenlik gösteriyor. Ancak mesela bir bölge şarbon tehlikesiyle karşı karşıya kaldıysa, o bölgede şarbonun bakterisi en az 200 yıl kalabilir. Bu bakteriler de zaman zaman salgınlara yol açabilir. Ülkemizde 2000’li yıllardan beri devam eden izleme politikalarında hemen hemen her sene kuduz ve şarbon vakaları gözükmekte ancak bunun dışında tüberküloz ve brosella hastalıklarına ilişkin olarak çiftlik hayvanlarında saptanan yüzdelerin önemsenecek oranda yüksek olduğunu da söyleyebiliriz” şeklinde konuştu.

Gelecekte zoonoz hastalıklarının risklerinin çok daha yüksek olacağına işaret eden Şentürk; “Özellikle sivrisinek, kene ve diğer kan emici sineklerle geçen hastalıklarda artışlar olacaktır. Ülkemizde meydana gelen iklimsel değişiklikler yalnızca bizi değil tüm dünyayı kapsıyor. Giderek tropikal bölge olan yerlerimiz var. Dolayısıyla bu bölgedeki vektörlerin yayılımları daha da hızlı olabilir. Afrika’da görülen bizde görülmemiş hastalıklar ülkemizde de görülmeye başlayabilir. Vektörle mücadeleye büyük önem verilmesi gerekiyor” dedi.

İNSANLARDA GÖRÜLEN ENFEKSİYONLARIN YÜZDE 60’I ZOONOZ KAYNAKLI
Veteriner Fakültesi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tayfun Çarlı ise zoonoz hastalıklarının tüm dünyada görülebildiğini söyledi. Bu hastalıkların yüzde 60’ının insanları etkilediğini aktaran Çarlı; “Yapılan araştırmalara göre insanlarda görülen enfeksiyonların yüzde 60’ı hayvanlardan geçiyor. Zoonoz, büyük önem taşıyan bir hastalık grubu. Ölümcül vaka ile sonuçlananları da görülebiliyor. Kuş gribi, tüberküloz ve virüsler gibi çok sayıda zoonotik enfeksiyon görülebiliyor” diye konuştu.

BİYOTERÖR SİLAHI OLARAK KULLANILIYOR
Dünya genelinde yapılan biyo terör aletleri sınıflandırılmasında A kategorideki silahların 6 tanesinin zoonotik enfeksiyon hastalıklarından oluştuğunun altını çizen Çarlı; “Mesela şarbon ve kuş gribi bunlar arasında yer alıyor. Bunu önlemenin yolu konakçılarıyla mücadele etmekten geçiyor. Bazılarının da aşıları var. Dünya genelinde sürekli kuş gribi tehdidi dolaşıyor. Güvercin ve pet kuşları bakıcılığıyla ilgili enfeksiyonlar var. Avrupa ülkelerinde bunların yaptırımları var. Türkiye’de ise pek dikkat edilmiyor. Bu hastalıklarla mücadele konusunda kalıcı hükümet politikalarının yürürlüğe sokulması gerekiyor” şeklinde konuştu.

Hayvancılık Bakanlığı Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü’nden Veteriner Hekim Gonca Öztap sunumunda yasa ve yönetmeliklerde zoonozlarla ilgili hükümler hakkında bilgi verirken, Sağlık Bilimleri Üniversitesi ve Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Ali Asan ise zoonoz kaynaklı hastalıklar ile hastanelere başvuran hasta oranları hakkında sunum yaptı.

Moderatörlüğünü Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Ebru Yalçın’ın yaptığı panelin ardından Veteriner Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ülgen Günay, katılımcılara plaket takdim etti. Paneli Bursa Veteriner Hekimler Odası Başkanı Sinan Sağlam, dekan yardımcıları, akademisyenler ve çok sayıda öğrenci takip etti.

Bilim dünyasının çürük yapan bakterileri yok eden ve ‘çürümeyen dişler’ üzerinde çalışmalar yürüttüğünü belirten İstanbul Aydın Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Sertaç Aksakallı, üç boyutlu baskı teknolojisinin bu alanda etkin bir rol üstlenebileceğine işaret ediyor.

Üç boyutlu baskı (3D printing) birçok alanda kullanım alanı bulduğu gibi, sağlık alanında da tedavi amaçlı olarak yer bulmaya başladı. Tıp alanında kulak, kalp kapakçığı, eklem üniteleri gibi yapıların üretimine imkan sunan üç boyutlu baskı, geliştirilen yeni teknolojiler ve yeni malzeme seçenekleri ile ağız ve diş tedavisi için de önemli bir çözüm alanı sunuyor. Üç boyutlu baskının diş hekimliğinde de gitgide artan bir kullanım oranına sahip olmaya başladığını belirten İstanbul Aydın Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Sertaç Aksakallı, günümüzde ortognatik cerrahi, çene travması ameliyatlarında çenelerin doğru kapanış ve ilişkilerinin sağlanabilmesinde kritik bir rol üstlendiğine işaret ediyor. Yrd. Doç. Dr. Aksakallı, 3B baskının “İmplant uygulamalarında en doğru açıyla implantı yerleştirebilmek için, ağız ve diş modellerinin elde edilip tedavi planlamasının daha doğru yapılabilmesi için, şeffaf plaklarla ortodontik tedavi yapılabilmesinde ve kaplama, köprü gibi sabit-hareketli protez üretiminde kullanıldığı bilgisini paylaştı.

3B baskı ile hızlı ve az maliyetli tedavi
Üç boyutlu baskının ağız ve diş tedavisinde kolaylık getirdiğini belirten Yrd. Doç. Dr. Aksakallı, “İşlemden işleme fark etse de, üç boyutlu baskı sayesinde hem kişiye özel tedaviler yapılabilmekte hem laboratuvar aşaması aradan çıkarılarak zaman ve maliyet kazancı sağlanmakta hem de daha iyi sonuçlar elde edilebilmektedir. Örneğin basit bir köprü (sabit protez) uygulanması eğer 3B baskı ile yapılırsa laboratuvar işleri 3B baskı makinesi dakikalar içinde halledilip hastanın tedavisinin kısa sürede bitmesi sağlanabilir. Ara safhalar ortadan kalktığı için maliyetler düşebilir ve en ufak parçalar bilgisayar ortamında düzeltilebildiği için daha iyi sonuçlar alınabilir.”

Üç boyutlu diş baskısının geleceği
Yrd. Doç. Dr. Aksakallı, üç boyutlu baskı teknolojisinin gelişiminin ağız ve diş sağlığı tedavisinin gelecek açısından pozitif gelişmeler imkan vereceğine işaret ediyor: “Dün; 3B baskı yapılamıyordu, işler insan gücüyle hallediliyordu, artık makinelerle 3B üretim yapılabiliyor. Bugün; üretilen bu ürünlerin insan sağlığına uyumlu hale getirilip hekimlerin kullanımına sunulması söz konusu. Yarın; yumuşak dokularda dahil olmak üzere daha fazla organ ve vücut parçaları üretilecek ve bu organlar her türlü geliştirmeye açık olacaklardır.”

3B diş baskısı ‘çürümeyen diş’te etkin rol alacak
Şu an çürük yapan bakterileri yok eden dişler üzerinde çalışmalar yürütüldüğünü belirten Yrd. Doç. Dr. Aksakallı, bu alanda yapılan ilk testlerde başarılı sonuçlar alındığına işaret ederek, “Dolayısıyla yakın zamanda 3B baskı teknolojisinde ‘çürümeyen dişler’in kullanıma sunulması hayal değil!” diyor.

Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Bilgisayar Mühendisliği Doktora Öğrencisi Günet Eroğlu, okul hayatında ve öğrenmede güçlük çeken disleksik çocuklara yönelik “Auto Train Brain” isimli mobil uygulamayı geliştirdi.

Sabancı Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Doktora öğrencisi Günet Eroğlu, disleksik çocuklara yönelik nörogeribeslemeye dayalı mobil telefon uygulaması geliştirdi. Mobil uygulama, özgül öğrenme güçlüğünün bir alt grubu olan ve ilaçla tedavisi henüz mümkün olmayan disleksinin etkilerini azaltıyor ve çocukların okul başarısının artmasında yardımcı oluyor.

Avrupa Disleksi Derneğine göre; okuma, heceleme ve yazma becerilerini edinmede nörolojik kökenli bir farklılık olarak tanımlanan disleksi, normal ve üstün zekalı bireylerde görülüyor. Einstein, Mozart, Leonardo da Vinci gibi dâhilerde de gözlemlenen disleksi, okuma becerisini etkilediği için ilköğretimin ilk yıllarında fark ediliyor.

Disleksinin tek ilacı eğitim
Disleksi okul çağı çocuklarının %10-15’inde görülüyor. Yapılan araştırmalara göre ilkokul 1., 2. ve 3. sınıflarda tanı ve tespiti yapılmış ve özel eğitim müdahalesinde bulunulmuş çocukların % 83’ü eğitim yaşantılarına sorunsuz olarak devam edebiliyor.

Çocukluğunda disleksik olanların, yetişkinlikte bağışıklık sorunları göreceli olarak azaldığı için okumada daha az sorunla karşılaşmalarına rağmen, ilerleyen yaşlarda Alzheimer geliştirme potansiyelleri olabiliyor. Bu sebeple yaşam boyu ve sürekli eğitim, bilişsel kapasitenin geliştirilmesi ve sağlığın korunması için önem taşıyor.

Uygulama disleksik çocukların okuma hızını artırıyor ve hata oranları düşüyor
“Auto Train Brain” adlı mobil uygulama, çocukları görsel ve işitsel oyunlarla destekliyor ve kendi beyin sinyallerini kendilerine geri besleyerek (nörogeribesleme) iyileştiriyor. 100 denek üzerinde test edilen mobil uygulamada elde edilen bulgulara göre, 20’nin üzerinde kullanımdan itibaren disleksik çocukların okuma hızı artıyor ve hata oranları düşüyor.

“Auto Train Brain” Mobil Uygulamasına TÜBİTAK ve DCP Desteği
Sabancı Üniversitesi ticarileştirme arayüzü olan INOVENT A.Ş. ortaklığı ile bir kadın girişimci olan Günet Eroğlu tarafından “TÜBİTAK 1512-BIGG” fon desteği ile kurulan HMS Health Mobile Software Sağlık Mobil Yazılım ve Eğitim AŞ, bu ay içinde Diffusion Capital Partners (DCP)’den de yatırım almayı başardı. HMS A.Ş. bu şekilde Türkiye’nin ilk teknoloji transfer ve risk sermayesi fon yöneticisi Diffusion Capital Partners’ın Türkiye’de gerçekleştirdiği teknoloji yatırımları arasına girdi.

Günet Eroğlu, kendi yaşam tecrübesinden yola çıkarak tasarladığı ve geliştirdiği yazılım konusundaki doktora çalışmasını Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi öğretim üyeleri Müjdat Çetin ve Selim Balcısoy danışmanlığında yürütüyor. Alınan fonlarla AR-GE çalışmaları yürütülecek ve uygulamanın geliştirilmesi sağlanacak.

Sabancı Üniversitesi tarafından patent başvurusu yapılan “Auto Train Brain” mobil uygulaması, 31 Aralık 2017 tarihinden itibaren Google Play Store’dan, 28 Şubat 2018 tarihinden itibaren ise Apps Store’dan indirilebilecek.

Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, 3-9 Kasım tarihleri arasında çeşitli etkinliklerle organ naklinin önemine dikkat çekiyor.

Organ Nakli Merkezi’nin AKUT Öğrenci Topluluğu ile ortaklaşa yürüttüğü etkinlikler kapsamında ilk gün “Hayat Vermek Elinizde” projesinin açılışını yapan Organ Nakli Merkezi, Tıp Fakültesi Hastanesi’nin kapısına stant kurarak gönüllülerden organ bağışı aldı. Hastaneye gelen hasta ve yakınlarının büyük ilgi gösterdiği kampanyada, bir günde 100 organ bağışı yapıldı.

Organ Nakli Merkezi, Pazar günü de saat 10.00’da FSM-Heykel hattında 11 kilometrelik mesafede bisiklet turu gerçekleştirerek organ naklinin önemine dikkat çekecek.

Kampanya süresince kentin çeşitli yerlerine stant kuracak olan Organ Nakli Merkezi, halkı bilinçlendirip organ bağışı kabul edecek.

YÖK, tıp doktorlarının mecburi hizmet yükümlülükleriyle ilgili iyileştirme yapılması için Sağlık Bakanlığına bir teklif sundu. YÖK’ün bu teklifine göre tıp fakültelerini ilk sırada bitiren tıp doktorlarının mecburi hizmetlerini öncelikli olarak kendi tercih ettikleri yerde yapmaları ön görülüyor.

Yükseköğretim Kurulu Başkanı Prof. Dr. M. A. Yekta Saraç’ın Sağlık Bakanı Sayın Dr. Ahmet Demircan ile görüşerek bu teklifi ilettiği, Sağlık Bakanı Dr. Demircan’ın konuya olumlu yaklaşarak başarılı tıp fakültesi öğrencilerinin bu başarılarını desteklemenin önemine vurgu yaptığı öğrenildi.

Ayrıca Yükseköğretim Kurulu bünyesinde yapılan çalışmalarda tıp ve tıpta uzmanlık eğitimlerine ilişkin farklı konuların da masaya yatırıldığı ve iyileştirmelerin devam edeceği açıklandı.

Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Akademi kapsamında ‘Stres, Öfke Kontrolü ve Motivasyon’ eğitimine katılan Dr. Cengiz Tavukçuoğlu, öfke ve stresin insan vücudun dengesini bozduğunu söyledi.

BTSO Akademi Projesi kapsamında Yönetim Kurulu Üyesi Aytuğ Onur’un da katılımıyla düzenlenen ‘Stres Yönetimi, Öfke Kontrolü ve Motivasyon’ konulu eğitime Bursa iş dünyası temsilcileri yoğun ilgi gösterdi. BTSO Yönetim Kurulu Üyesi Aytuğ Onur, yaptığı konuşmasında 16 makro proje hedefiyle çıkılan yolda 40’a yakın projeyi hayata geçirdiklerini söyledi. BTSO Akademi ile de yaklaşık 4 yılda 200’e yakın eğitim programından 13 binden fazla kişinin faydalandığını dile getiren Onur, iş dünyasının ihtiyaçları doğrultusunda, güncel konulardan yola çıkarak eğitim programları hazırladıklarını dile getirdi. Stres ve öfkenin çağın en önemli rahatsızlıklarından birisi olduğunu da söyleyen Onur, “Bu eğitimin de iş dünyamıza önemli katkılar sunacağına inanıyorum. BTSO Akademi kapsamında üyelerimize yönelik eğitimlerimize devam edeceğiz” dedi.

ÖFKELENDİĞİNİZDE 10’A KADAR SAYIN
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi (ETÜ) SEM Öğretim Görevlisi Cengiz Tavukçuoğlu, stres, öfke kontrolü ve motivasyon konusunda bilgiler verdi. ‘Öfkeyle kalkan zararla oturur’ sözüne dikkat çekerek öfkenin insana zarar verdiğini söyleyen Cengiz Tavukçuoğlu, öfkelenmenin durumsal ve sürekli öfke olmak üzere ikiye ayrıldığını kaydetti. İnsanın öfkelendiği zaman kalp atışının hızlandığını, nabzının ve kan basıncının arttığını, kas, sırt ve boyun ağrılarının görüldüğünü ifade eden Tavukçuoğlu, “İnsan öfkelendiği zaman mutlaka öfkelenmesine yol açan konu ile yüzleşmeli, çevredekilerinden yardım almalıdır. Öfkelenen insan tepki vermeden önce 5 kere derin nefes alıp vermeli ya da içinden 10’a kadar saymalıdır. Bu yöntem onun sakinleşmesine yardımcı olacaktır” açıklamalarında bulundu.

KAPALI HAVAYA DİKKAT
Hayatın her alanında stres ile karşı karşıya kalınabileceğini dile getiren Tavukçuoğlu, stresin insana fiziksel ve psikolojik olarak zararlar verdiğini söyledi. Aile içi sıkıntılar, trafik, iş yükü, uykusuzluk, gürültü, baskı, umutsuzluk ve dedikoduların strese yol açan bazı sebepler olarak sıralanabileceğini ifade eden Tavukçuoğlu, özellikle yağmurlu ve kapalı havanın bazı insanlarda strese yol açtığını belirtti. Kapalı havalarda havadaki negatif iyonların arttığını belirten Tavukçuoğlu, “Negatif iyonlar, insan vücudundaki dengeyi bozarak, strese girmesine yol açabilir” diye konuştu.

TATİLE GİTMEK DE STRES YAPIYOR
Stresin kaynakları hakkında bilgiler de paylaşan Tavukçuoğlu, “Yapılan bir araştırmada strese yol açan en önemli 20 sebep tespit edildi. Bu sıralamada dikkat çekici sebepler de var. Mesela bazı tatile gitmek de aşırı strese yol açabiliyor. Tatil masrafları, süresi, konaklama gibi konular bazı insanların ruh yapısını etkileyebiliyor” şeklinde konuştu

TELEFONDA İLETİŞİM TEKNİKLERİ EĞİTİMİ
BTSO Akademi kapsamında ayrıca ‘Telefonda Etkili İletişim Teknikleri’ konulu eğitim gerçekleştirildi. BTSO Çok Amaçlı Salon’da düzenlenen ve Türkiye’nin en önemli İletişim ve Davranış Bilimleri Uzmanları arasında yer alan Adnan Erbaş tarafından verilen eğitime Bursa iş dünyası büyük ilgi gösterdi. Telefon görüşmelerinde kişilerin kendine güvenli, doğal ve canlı bir ses tonuyla konuşmalarının önemli olduğunu kaydeden Adnan Erbaş, çalışanların hizmet verdikleri kişilere telefonda güven verebilmelerine, ikna yeteneklerini kullanabilmelerine ve profesyonel anlamda iletişim kurabilmelerine yardımcı olacak önemli tüyolar verdi.

Geçen yıl yaptığı çeşitli kampanyalar sayesinde geçmiş yıllara göre en fazla sayıda organ bağışını alan Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, ikna yeteneği ile en fazla katkıda bulunan ve geçtiğimiz aylarda dağ tırmanışında hayatını kaybeden AKUT Topluluğu’ndan Eren Gürbüz adına AKUT Topluluğu üyelerine teşekkür plaketini verdi.

Hastane Başhekimi Doç. Dr. Yakup Canıtez, Başhekim Yardımcısı Doç. Dr. Şaduman Balaban Adım, Organ Nakil Koordinatörü Sahriye Keskin, AKUT Topluluk Başkanı Yasemin Azgın, AKUT Topluluğu üyeleri Yavuz Zengin, Kerim Necati Ünlü, Furkan Kademer, Uğur Arslan ve Mahsum Düşünüklü, Başhekimlikte toplanarak Eren Gürbüz’ün 5 yıldır organ bağışı konusunda yaptıklarını anlattı.

Başhekim Doç. Dr. Canıtez, Bursa bölgesinde organ bağışı konusunda başarılı olmalarında AKUT topluluğu öğrencilerinin çabalarının önemli katkısı olduğunu belirterek, “Gülümseyen yüzü ve ikna yeteneği ile Eren Gürbüz, birçok organın çürüyüp gitmesi yerine ihtiyacı olanlara hayat verilmesine vesile olmuştur. Onun gibi birçok insanımız sayesinde Bursa bölgesi Türkiye’de en fazla bağış alan bölge oldu. Onu genç yaşında kaybettik ama yaptığı iyilikler asla unutulmayacak” dedi.

Başhekim Doç. Dr. Canıtez daha sonra, AKUT Topluluğu üyelerine teşekkür plaketi verdi.

Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne bu yıl başlayan öğrenciler, beyaz önlüklerini giyerek hekimlik yolunda bir adım daha attılar.

Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde birinci sınıfa başlayan 327 öğrenci, Mete Cengiz Kültür Merkezi’nde düzenlenen törenle beyaz önlüklerini giydi. Ailelerin ve öğretim üyelerinin de katıldığı törende öğrencilere seslenen Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Selim Gürel, “Temizlik, dürüstlük, çalışkanlık, insana saygı anlamına gelen beyaz önlükler sizin en değerli hazinenizdir. Bilgi sahibi olun, yeniliklere açık olun, insanları sevin ve Atatürk’ün söylediği ‘Beni Türk hekimlerine emanet edin’ sözüne layık birer hekim olun” dedi.

Yrd. Doç, Dr. Sezer Erer Kafa ise, beyaz önlüğün kökeni ve anlamını içeren bir sunum yaptı. Ortaçağ’da kir ve kan lekesi görünmediği için siyah renk tercih edilirken, 19. yüzyıla gelindiğinde tam tersi düşünülerek beyaz önlüğün giyilmeye başlandığını anlatan Sezer Erer Kafa, “Önlüğünüz sık sık kirlenebilir, bu lekeler yıkanınca çıkar; önemli olan önlüğünüze manevi kir bulaştırmamaktır. Bu da mesleki bilginizi kullanırken, etik değerlere bağlı kalmakla mümkün olacaktır” dedi.

Konuşmaların ardından öğretim üyeleri öğrencilere beyaz önlüklerini giydirdi.

Sağlık eğitiminde sadece Türkiye’de değil dünyada da söz sahibi bir üniversite olma hedefiyle 10 yıl önce kurulan Acıbadem Üniversitesi, düzenlediği açılış töreniyle 2017 – 2018 Akademik Yılı’na merhaba dedi. Mütevelli Heyeti Başkanı Mehmet Ali Aydınlar; Mütevelli Heyeti Üyesi ve Kerem Aydınlar Vakfı Başkanı Seher Aydınlar ve diğer Mütevelli Heyeti üyelerinin de katılımıyla düzenlenen törenin ardından; yeni akademik yılın açılış dersi, dünyaca ünlü Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Tuzcu tarafından verildi.
Acıbadem Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Mehmet Ali Aydınlar törende yaptığı konuşmada öğrencilere, “Bilgisi yüksek, ileri teknoloji kullanabilen, bilim üretebilen, yenilikçi, etik değerlere sahip, dünyanın her yerinde çalışabilecek nitelikte öğrenciler yetiştirmeyi hedefliyoruz. Sizin yapmanız gereken ise olanaklarınıza sahip çıkmak ve çok çalışmak” mesajı verdi.

“Tüm dünyada çalışabilecek nitelikte olacaksınız”
Öğrencilerin meslek olarak sağlık sektörünü ve Acıbadem Üniversitesi’ni seçerek gelecekleri için çok doğru bir karar verdiklerini belirten Mehmet Ali Aydınlar öğrencilere hitaben şunları söyledi; “Çok gelişmiş kampüsümüzde; simülasyon merkezimizle, araştırma laboratuvarlarımızla, her branş için dizayn edilmiş uygulama laboratuvarlarımızla, modern derslik ve amfilerimizle sizlere eğitim vereceğiz. Yine Acıbadem Sağlık Grubu’nun çok gelişmiş, dünyadaki en son teknoloji ile donatılmış hastanelerinde uygulama ve staj yapma imkanı bulacaksınız. Burada geçireceğiniz yıllar sonrasında, tüm dünyada çalışabilecek nitelikte sağlık çalışanları olacaksınız. Burada size düşen tek görev, çok çalışmak!”

”Hedefimiz eğitimde gidilebilecek en son noktaya ulaşmak”
Acıbadem Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Şahin üniversitenin 10. yılına girdiğini belirterek, “Bir üniversite için 10 yıl, tüm gelişimlerin tamamlanması için aslında çok kısa bir zaman. Ancak biz hem idari, hem akademik hem de kampüs gelişimi olarak 10 yılda çok önemli adımlar attık ve Türkiye’nin sağlık eğitimi konusunda referans üniversitelerinden biri haline geldik” dedi. Hem kısa hem de uzun vadede gelişimin hız kesmeden devam ettiğini belirten Prof. Dr. Ahmet Şahin, gelecekte sağlık hizmet sunumunun çok farklı olacağına değinerek bu değişeme rahatlıkla adapte olabilecek sağlık çalışanlarının yetiştirildiğini söyledi. Üniversite olarak sağlıkta ve tıbbın tüm alanlarında gelecekte meydana gelebilecek bütün değişimlere hazırlandıkları mesajını veren Prof. Dr. Şahin, “Sağlık hizmetine katkı sağlayacak bireyler yetiştiren bir üniversite olarak neler yapmamız gerektiğini sürekli olarak masaya yatırıyoruz. Burada önemli olan nokta, yapılması gereken değişiklikleri zamanında yakalamak. Acıbadem Üniversitesi olarak simülasyon merkezimizle Türkiye’deki sağlık eğitimine ciddi katkılarda bulunduk. Şimdi sanal gerçeklik simülasyonları üzerine çalışıyoruz. Bu da simülasyon eğitimlerimize yeni bir boyut kazandıracak. Geçtiğimiz sene kurduğumuz Kuluçka Merkezimizle de sağlık alanında üniversite-endüstri işbirliğini geliştirmek için önemli adımlar attık. Hedefimiz, sağlık eğitiminde gidilebilecek en son noktaya ulaşmak” dedi.

“Dünya tıbbına katkı sağlamak için çabalıyoruz”
Acıbadem Üniversitesi Öğrenci Konseyi Başkanı Ömer Faruk Erdil de törende yaptığı konuşmada, öğrencilerin Acıbadem Üniversitesi’nde bilimsel anlamda çok fazla seçeneğe sahip olduğunu belirterek şunları söyledi: “Alanında uzman hocalarımız, dünya standartlarında teknik altyapımız ve eğitim kurumu olarak vizyonumuzla dünya tıbbına önemli katkılar sağlamak için çabalıyoruz. Bu çatı altında kendimizi hayata her anlamda hazırlayabiliyoruz ve aldığımız teknik eğitimin yanında, iletişim ve liderlik vasıflarımızı da geliştirebiliyoruz.”

Dünyaca ünlü Kardiyolog Prof. Dr. Murat Tuzcu’dan yılın ilk dersi
Acıbadem Üniversitesi’nin 2017-2018 akademik yılının ilk dersini, dünyaca ünlü Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Tuzcu verdi. “Geleceğin doktorları ve sağlık çalışanlarının en sık karşılaşacağı sağlık sorunları” başlıklı sunumunda, günümüzde kronik rahatsızlıkların sürekli olarak artış gösterdiğine dikkat çeken Prof. Dr. Murat Tuzcu, “Son 30 yılda bulaşıcı hastalıkların görülme sıklığı azalırken, kronik hastalıkların görülme sıklığı sürekli artıyor. 90’lardan bu yana baktığınızda Kalp – Damar hastalıkları, Diyabet, Kanser ve KOAH, hastalık kaynaklı ölüm nedenleri içinde ilk sıralarda yer almaya başladı” dedi.

Binlerce öğrencinin ilk kez okul heyecanı yaşayacağı yeni eğitim yılı başladı. Aileler çocuklarının ilk sosyal ortamını geçireceği yer olan okula uyumunun hızlanması için çaba gösterirken bazı aileler okul reddi sorunu nedeniyle bu dönemi oldukça zor geçiriyor. Uzm. Dr. Fırat Hamidi, her 100 çocuktan 1’inde görülen okul reddi sorununa karşı önemli tavsiyelerde bulundu.

Uzun bir hazırlık döneminin son erdiği, heyecanın ve tatlı bir telaşın başladığı yeni eğitim yılı bu hafta okulların açılmasıyla başladı. Hazırlıklar yapılırken her şey yolunda gitse de okulun ilk günlerinde ve ilk haftalarında bazı şeyler ailelerin planladığı gibi olmayabiliyor. Özellikle çocukların ailelerinden ayrılmak istemeyişi ve okula gitmeye karşı tepki göstermesi bazı ailelerin oldukça zor bir dönemden geçmesine neden oluyor. Ancak doğru yaklaşımların belirlenmesi ve sorunun çözümüne dönük analizlerin yapılmasıyla bu dönemi kolayca atlatmak mümkün. Emsey Hopital’dan Uzm. Dr. Fırat Hamidi her 100 çocuktan 1’inde görülen okul reddi sorununa dikkat çekti. Bu dönemin hassas bir süreç olduğunu belirten Hamidi, sorunun her zaman okulunu reddeden çocukta olmadığını, ailelerin bu duruma hazır olmaları, okul reddinin nedenlerini araştırmadan kızma, suçlama ve öfkeyle yaklaşmamaları gerektiğini ifade etti.

Okul reddi kızlarda ve erkeklerde aynı oranda görülüyor
Uzm. Dr. Fırat Hamidi “Okul reddi; okul çağına gelmiş çocuklarda okula gitmek istememe, gitmemek için karşı koyma ile birlikte fiziksel, duygusal, davranışsal bir takım bulguların eşlik ettiği bir durumdur. Okul zamanı geldiğinde çocuk okula gitmek istemediğini sözel olarak ya da davranışlarıyla ifade eder. Evden ısrarlı bir şekilde ayrılmak istemez. Yataktan kaldırmak, uyandırmak güçtür. Bu durum okul çağına gelmiş her 100 çocuktan 1’inde ve okul hayatının herhangi bir döneminde olabiliyor. Her sosyoekonomik basamakta aynı zamanda erkek ve kız çocuklarda eşit olarak görülmektedir. Okula gitmeyi reddeden çocuklarda bu durumun altında yatan nedenin araştırılması çocuğa yardımcı olmanın temel şartıdır.” şeklinde konuştu.

Sorun aile ya da okul kaynaklı olabilir
Okul reddi sorununun kaynağının anlaşılması gerektiğine değinen Hamidi, şunları söyledi: “En sık yapılan yanlış tutumlardan biri okul reddinin nedenlerini araştırmadan kızma, suçlama ve öfkeyle çocuğun baskı yoluyla okula gitmesini sağlamaktır. Böyle bir durumda sorun illa çocuktan kaynaklanıyor diyemeyiz. Çocuk dışında aile ya da okul kaynaklı da olabilir. Çocuğun okulunun ya da sınıfının değişmesi, öğretmeni ile varsa bir problemi, arkadaş ilişki sorunları ve ya üstesinden gelemeyeceği kadar ağır bir yüklenme varsa okul reddi görülebilir.”

Nasıl bir yol izlemeli?
Okul reddi durumunda doğru bir yöntemle yaklaşılmadığında çocukta keyifsizlik, mutsuzluk, sık sık ağlamalar ve en nihayetinde depresyonun gelişebileceğini, okula gitmesi konusunda durumun anlamadan sadece baskı yaparak gitmesi için zorlandığında ise bağırma, çağırma, öfke nöbetleri, okuldan kaçma, kendine zarar verme gibi durumların yaşanabileceğini belirten Uzm. Dr. Fırat Hamidi, ailelere şu tavsiyelerde bulundu:

1-Okula yeni başlayacak olan çocuklarda heyecan, kaygı gibi duyguların görülebileceği, bu durumun çocuğunuza özel olmadığını ve altta yatan soruna göre çözümünün varlığını bilmek ailelerin rahatlamasını sağlar.
2-Çocuğunuzla okula gitmek istememesinin nedenlerini konuşmanız ve onun bu konuda kendi duygularını anlatmasını sağlamanız, anlaşıldığını hissettirecektir ve sizinle daha kolay iletişim kurmasını sağlayacaktır.
3-Bazen çocuklar çok kolay anlatmayabilirler, böyle durumlarda resim çizdirme, hikaye anlatma ya da insan figürlü oyuncaklar yardımıyla farklı bir iletişim kanalı kullanabilirsiniz.
4-Sorun ev içi, aile içi kaynaklı ise bu alanda düzenlemeler, aile içi iletişimi güçlendirmeye ve çocuğun yaşına ve bilişsel gelişimine uygun becerileri geliştirmesine yönelik destekleyici yaklaşımlarda bulunulmalıdır.
5-Okul kaynaklı ise, okul alanında düzenlemeler yapılmalıdır. Okul içindeki bireylerle arasında bir sorun varsa, rehberlik servisinin ve idarecilerin de devreye sokulması işe yarar. Okul nedenli sorun aşılamıyorsa son aşamada sınıf ya da okul değişikliği de yapılabilir.
6-Çocuk kendini rahat hissedinceye kadar ebeveyn sınıfta bekleyebilir, aşamalı olarak çocuğun ebeveyni ile kaldığı süre azaltılıp, fiziksel yakınlık mesafesi arttırılmalıdır.
7-Ebeveyn tarafından okula bırakılıyor ise, ayrılma süreleri kısa tutulmalı, ne zaman tekrar almaya geleceği ve tam olarak nerede bekleyeceği bilgisi açık ve net bir şekilde çocuğa ifade edilmelidir.

Sosyal Medya

0BeğeniBeğen
0TakipçiTakip Et