Anasayfa SAĞLIK

Görme engelli kişi sayısının 5,5 milyon olduğu Çin’de bu rakamın 120 bini çocuklardan oluşuyor.

Çin’de görme engelli çocukların hayatını kolaylaştırmak ve daha iyi eğitim almalarını sağlamak açısından sadece görme engelli öğrencilere yönelik eğitim veren okullar büyük önem taşıyor. Büyük şehirlerde görme engelli öğrencilerin eğitim görmesi için 50′den fazla okul bulunsa da şehirden uzak yerlerde özel tesislere ve eğitimli öğretmenlere sahip olmak oldukça zor ve çocuklar genellikle toplumdan uzaklaşarak hırstan uzak bir şekilde yalnızlaşıyor.

Çin’in Hubei eyaletinde yer alan Wuhan Okulu, donanımlı eğitimcileri ile görme engelli çocukların toplumdan uzaklaşmadan, nitelikli bir eğitim almasını sağlamak amacıyla hizmet veriyor.

Okulun görme engelliler için çalışmalarını ve eğitimcilerin çabalarını hikayeleştiren BON Cloud, Çin’den seyahat, eğitim, kültür-sanat, işletme ve teknoloji gibi alanlardan hikâyeler içeren yüksek kalite içeriklerin uluslararası yayıncılara ve televizyonculara ulaşmasını sağlıyor.

Çinli içerik tedarik platformu olan BON Cloud, uluslararası olarak yayınlanması gereken bir hikâye veya olayı dünya çapında yayıncılar ve kanal yayıncıları tarafından erişilebilen ham yayın kalitesinde medya içeriği haline getirebiliyor.

Müzik, görme engelli öğrencilerin hayatını değiştirdi
2011′de Wuhan Şehri Görme Engelliler Okulunda gönüllü olarak çalışmaya başlayan Zhang Long, görme engeli olan çocuklara eğitim verme konusunda tecrübesi olmamasına rağmen öğrencilerin yaşadıkları zorlukları gördükten sonra hayatını değiştirmeye karar verdi. Öğrencilerin geleceklerinde fark yaratmaya karar veren eğitimcilerden biri olan Zhan Long, okuldaki öğrencileri müzik ile daha sosyal bireyler yapmak amacıyla birçok çalışma gerçekleştirdi.

Okuldaki öğrencilerden 150’sinin sınıfa gelme konusunda isteksiz olduklarını farketti, yılmadı. Görme engelli öğrencilerin tek kariyer seçeneğinin Çin’deki görme engelliler tarafından en fazla tercih edilen mesleklerden biri olan masaj terapisti olma düşüncesi onu yıldırmadı.

Zhang Long, okulda radyo istasyonu ve yetenekli çocuklardan oluşan bir rock grubu kurarak öğrencilerin diğer okullardaki performanslara davet edilmesi sağladı, müzik ile onların hayatlarında farkındalık oluşturdu. Çocuklar da bu yeni yaklaşıma olumlu cevap vererek müzik için saklı olan tutkularını ve yeteneklerini ortaya çıkardı. Geleceğe dair daha umut dolu olan çocukların başarı hikâyeleri de peş peşe gelmeye başladı. Okulda eğitim gören öğrencilerden biri olan Gan Wenjun, piyanoya yeteneği olduğunu ispatlayarak ulusal çapta birkaç ödül kazandı. Hatta bu başarısını bir adım daha ileri taşıyarak ünlü piyanist Richard Clayderman’ın konserlerinden birinde de performans sergiledi.

“Onlara asla görme engelli çocuklar gibi davranmadım”
Okuldaki başarılı çalışmalarından dolayı öğretmen Zhang Long’ a “Wuhan’daki En Fazla Örnek Alınan Öğretmen” ve ulusal unvan olan “Çin’deki En Güzel Öğretmen” unvanları verildi.

“Ben onlara asla görme engelli çocuklar gibi davranmadım” diyen Zhang, “Bu çocukların görememesi önemli değil. Kendilerini ifade etmek için kendi yöntemlerini kullanabilirler. Görme engelli olduklarından dolayı onlar için standartlarımı asla düşürmedim çünkü benim için onlar sadece çocuk.” Yaklaşımı işe yaramış gibi görünüyor ve şimdi öğrencilerin öğretmen, profesyonel şarkıcı ve hatta astronot olmak gibi hayalleri var.

Wuhan Şehri Görme Engelliler Okulu, görme engelli çocukların doğru yönlendirme ve kılavuzlukla en az normal çocuklar kadar becerili olabileceğine dair inancını koruyor. Kuruluşundan beri okul müzik, spor, eğitim ve diğer alanlarda yükselen bir yıldız olarak 500’den fazla çocuğun hayallerinin peşinden gitmesine yardımcı olarak Çin’deki özel eğitimlere katkıda bulundurmayı sürdürmeyi hedefliyor.

Çocuklarımızın kendi sorunlarını çözebilme yeteneklerine sahip olması hem sosyal hem de psikolojik gelişimlerinde büyük rol oynuyor. Acıbadem Bursa Hastanesi Psikoloji Uzmanı Deniz Erden, erken yaşlardan itibaren bu beceriyi sahip olan çocukların sorunların üstesinden daha kolay gelebildiklerini ve daha az kaygı yaşadıklarını söylüyor. Bu noktada ebeveyn olarak bize düşen düşen görev ise çocuklarımıza iyi bir rol model olabilmek.

Çocuğunuzla ilgili “Kendi kararlarını verebilen, sorunları karşısında çözüm üretebilen ve insan ilişkileri kuvvetli” cümleleri duyunca kendinizi nasıl hissedeceğinizi düşünün. “Mutlu” ve “başarılı” olduğunuzu hissettirecek bu cümleleri duyabilmek için çocuk yetiştirirken pek çok noktaya dikkat etmeniz gerektiğini söyleyebiliriz. Çünkü hiçbir çocuk, bu özelliklerle dünyaya gelmiyor. Biz öğretmeden çocuklarımızdan bu özelliklere göre davranmalarını beklememiz gerekiyor. Peki, ne yapmalıyız? Bu sorunun yanıtını Acıbadem Bursa Hastanesi Bursa Hastanesi’nden Psikolog Deniz Erden anlatıyor….

Çözümün sadece parçası olun
Kişisel, sosyal ve mesleki alanlarda karşılaşılan problemleri çözebilmek için, eleştirel düşünme, planlama ve organize etme, gözden geçirme ve değerlendirme becerilerine sahip olmak gerekiyor. Bu nedenle yaşamın ilk yıllarından itibaren bu becerinin desteklenmesi önem taşıyor. Psikolog Deniz Erden, anne-babalar olarak, çocuklarımızın bu becerilerinin gelişiminde çözümün tamamı değil sadece bir parçası olmamız gerektiğinin altını çiziyor. “Kendi kararlarını verebilmeleri ve problemlerin üstesinden gelmelerini öğreterek, onları başkalarına bağımlı bireyler olmaktan kurtarabiliriz” diyen Psikolog Deniz Erden, bu nedenle çocuklara uygun bir eğitimle problem çözücü düşünme biçiminin kazandırılmasının önemine işaret ediyor.

Midesi ve başı ağrıyorsa…
Çocuklarda bu yetinin gelişmesine paralel olarak kendilerine güvenlerinin de güçleneceğini belirten Psikolog Deniz Erden, “Çocuklarımız günlük yaşamında zorluk düzeyi değişken olan birçok sorun ile karşılaşabilir. Problem çözme becerisi daha zayıf olan çocuklar zor görünen durumlardan kaçabiliyor. Sorunu çözmek yerine durumdan uzaklaşmayı ya da hiç dahil olmamayı tercih ediyor. Çözüm üretemeyeceğini düşünen çocukta aynı zamanda kaygı düzeyi artıyor, baş ağrısı, mide bulantısı şikayetler de görülebiliyor” diyor.

Farklı seçenekleri olduğunu gösterin
Bazı çocukların, arkadaşı tarafından oyuncağı elinden alındığında hemen arkadaşına vurduğunu ya da bu tarz tepkiler gösterdiğine şahit olmuşuzdur. Bu tür davranışlara, problemle karşılaştıklarında nasıl yaklaşmaları gerektiğini bilemeyen çocuklarda karşılaştıklarını belirten Psikolog Deniz Erden, “Bu çocuklar dürtüsel olarak akıllarına ilk geleni yapıyor” diyor.
Çocuğa, uygulayabileceği farklı seçeneklerinin de olduğunu öğretmek gerektiğini anlatan Psikolog Deniz Erden, sözlerine şöyle devam ediyor: “Unutmayın ki; çocuklar günlük hayatta karşılaşılan problemleri çözebilmek için gerekli sosyal becerileri büyürken kazanıyorlar. Yalnızca anne ve babalarından gördükleri yöntemleri değil, öğrenerek, etraflarındaki diğer yetişkinlerden de model alıyorlar. Ayrıca zaman içinde edindikleri kendi deneyimleri de ekleyerek problemlerinin çözümü için bir repertuvar geliştiriyor ve zamanı geldiğinde kendince uygun olanı kullanıyor.”

Aşırı koruyucu ya da baskıcı olmayın
Araştırmalara göre, aşırı koruyucu ve aşırı baskı ve disiplinli olmak çocuklarda problem çözme becerilerinin gelişmesini engelliyor. Tam tersine demokratik ebeveyn tutumlarının ise çocuklarda problem çözme becerilerinin gelişmesine katkı sağladığını belirten Psikolog Deniz Erden, ebeveynler için yol gösterici olabilecek önerilerini sıralıyor…

Bu önerileri dikkate alın!

1-Çocuğunuzu cesaretlendirin: Bir sorunla karşılaştığında çözüm yolu bulması için çocuğunuzu cesaretlendirin ve onu konu hakkında düşünmesi için teşvik edin.
2-Sorunu kesinlikle siz çözmeyin: Çocuğunuzun sorununu sürekli siz çözerseniz, ileride bu konuda sıkıntı yaşayacak ve çoğu zaman da bu problemlerle baş edemeyecektir. Bu nedenle kendi kendine çözüm bulması için fırsat verin. Gerektiğinde yardıma hazır olduğunuzu belirtmekten çekinmeyin.
3-Küçük sorumluluklar verin: Kendine güveni olan çocuk sorunlarla baş ederken daha rahat olur. Bu nedenle ona ev içinde küçük sorumluluklar vererek kendine olan güveni artırmaya çalışın.
4-Düşüncelerini sorun: Fikirlerini özgürce belirtebilen bir çocuk, sorun çözerken kendi kararlarının önemini anlayabilecek ve bu doğrultuda hareket edecektir. Bu nedenle her zaman çocuğunuzun fikirlerini sorun ve neden böyle düşündüğünü anlamaya çalışın.
5-Farklı konularda kitap okuyun ya da film izleyin: Çocuğunuza kitapta ya da filmde olan karakterlerle ilgili sorular sorun. Örneğin; kitaptaki karakter bir sorunla karşılaşmıştır, siz de çocuğunuza “Eğer, sen onun yerinde olsaydın ne yapardın?” diye sorabilirsiniz. Böylece ona farklı sorunlar hakkında düşünme fırsatı vermiş olursunuz.
6-Çeşitli yollar öğretin. Ona çözümü hazır olarak sunmak yerine bir sorunla nasıl baş edilmesi gerektiği konusunda bilgi verin. Bu durumu farklı örneklerle anlatmaya çalışın.

Çocuklar biz yetişkinlere göre küçük şeylerle daha çok mutlu olabilirler. Bazen bir yapbozun parçasını bulmak, bazen bir topu kaleye isabet ettirmek sevincinin ve heyecanın sebebi olabilir. İstanbul Aydın Üniversitesi VM Medical Park Florya Hastanesi Uzman Klinik Psikoloğu Özlem Kelle, çocukların kişiliklerinin oluştuğu süreçte yetişkinlerin desteğine ve yönlendirmelerine ihtiyaç duyduklarını belirterek, çocuklarıyla kaliteli zaman geçirmek isteyen ebeveynlere önerilerde bulundu.

Ebeveynler, ancak çocuklarıyla geçirdikleri kaliteli zaman sayesinde onları gözlemleyebilir, ihtiyaç ve ilgi alanlarını keşfedebilirler. İstanbul Aydın Üniversitesi VM Medical Park Florya Hastanesi Uzman Klinik Psikoloğu Özlem Kelle ebeveynlerin, ancak bu sayede doyum sağlayabilecekleri bir yaşama sahip olmaları için çocuklarına gerekli yönlendirmeleri yapabileceğini vurgulayarak şu önerileri verdi;

“Çocuğunuzla birlikte gerçekten keyif alarak geçirdiğiniz zamanın onun zihinsel, fiziksel, duygusal ve sosyal gelişim alanlarının tümü için gerekli olduğunu unutmayın. Birlikte geçireceğiniz kaliteli zaman ve yapacağınız aktiviteler için bazı önerileri şu şekilde sıralayabiliriz:

OYUNCAĞI BİRLİKTE TASARLA, KEŞFETMEYE YÖNLENDİR
Oyun her yaş çocuk için kendini ifade etme, keşfetme ve öğrenme aracıdır. Çocuğun oynadığı oyunlara katılmak, öğrenme ve keşfetme sürecine katkıda bulunmak demektir. Örneğin; pahalı bir oyuncak almak yerine çocuğunuzla beraber ufak tefek malzemelerle kendi oyuncağını oluşturmasına yardımcı olmak, onun merak duygusu ve keşfetme ihtiyacını karşılarken birlikte bir ürün ortaya koymak ise sizle olan ilişkisini güçlendirir.

RESİMLİ KİTAPLARLA BAŞLAYIN
Kitaplar çocuğun zihinsel gelişimini destekleyen en önemli kaynaklardandır. Çocuğunuza küçük yaşta resimli kitaplarla başlayıp yaşı ilerledikçe kapasitesine uygun kitapların olduğu bir ortam sağlayın. Sizi rol model olarak gören çocuğunuza kitap okuma alışkanlığı kazandırmak için ailecek kitap okuma saatleri düzenleyin.

2 YAŞINA KADAR TEKNOLOJİYLE TANIŞTIRMAYIN
Özellikle yaz tatilinde okulların kapanmasıyla akıllı telefon, tablet, televizyon gibi uyaranlarla daha fazla vakit geçirme söz konusu olabilir. Çocuğunuz iki yaşına gelene kadar onu bu uyaranlarla temas edeceği ortamlardan uzak tutun. Yaşça büyük çocuklar için de bu uyaranlar zihinsel gelişimi olumsuz yönde etkileyeceğinden bir sınırlandırma gerekir. Çocuğunuzun bu uyaranlarla geçirdiği süre konusunda net bir sınır çizin. Bu sürenin günde 1 saati geçmemesine özen gösterin ve sınırlarınız konusunda tutarlı olun.

DOĞA, SPOR YA DA MÜZİK…
Çocuğunuza alternatif aktiviteler bulma konusunda destek olun. Örneğin, sınırlama getirdiğiniz tablet oyunu elinden alınan çocuk kendini boşlukta hissedebilir. Keyif aldığı başka bir şey bulamayınca tableti geri almak için sizinle çatışabilir, direnebilir. Tablet oyunu yerine sunduğunuz yüzme, bisiklete binme, enstrüman çalma, doğa keşfine çıkma gibi alternatiflerle hem çocuğunuzu desteklemiş hem de kendi sınırlarınızı güvence altına almış olursunuz. Ayrıca sporun çocuğun fiziksel gelişimine katkıları olduğu gibi zihinsel, duygusal ve sosyal gelişimini de desteklediğini unutmayın. Çocuğunuzu enerjisini atabileceği, kendisinin de tercih edeceği ve keyif alacağı bir spor aktivitesine yönlendirin.

SAĞLIKLI YETİŞKİNLİĞİN TEMELİ ÇOCUKLUKTA ATILIR
Çocuklarımıza çocukluk sürecinde sunduğumuz ortam ve imkanlar, yaşamın ilerleyen aşamalarında kendine yetebilen yetişkinler olmalarının temelini oluşturur. Onlarla geçireceğimiz kaliteli zaman onları tanımamızı ve anlamamızı sağlarken ihtiyaçları olan yönlendirme desteğimizin de sağlıklı ve gerçekçi bir zemine dayanmasını sağlar. Bu sayede çocuğun gelişimini desteklerken ebeveynlik doyumunu da sağlamış oluruz.”

Uludağ Üniversitesi (UÜ) Sağlık Bilimleri Fakültesi’nden mezun olma başarısı gösteren 155 hemşire düzenlenen törenle diplomalarına kavuştu.

Uludağ Üniversitesi’nde 2016-2017 Eğitim-Öğretim Dönemi’nin son diploma töreni Sağlık Bilimler Fakültesi’nden mezun olan öğrenciler için yapıldı. Törene UÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Aslı Hockenberger, Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Berrin Tunca, Meslek Yüksekokulları Koordinatörü Prof. Dr. Mustafa Tayar, Sağlık Hizmetleri MYO Müdürü Prof. Dr. Ufuk Şekir, dekan yardımcıları, akademisyenler, öğrenciler ve aileleri katıldı.

HEDEF 3. NESİL ÜNİVERSİTE
Törende konuşan UÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Aslı Hockenberger, Türk milleti için çalışmak ve üretmekten başka bir yolun olmadığını vurguladı. Yükseköğretim kurumlarına bu noktada büyük görevler düştüğüne işaret eden Rektör Yardımcısı Aslı Hockenberger; “Üniversiteler, toplumsal kalkınmaya katkı sağlayan bilim merkezleri olarak çalışmalıdır. Ülkemizin geleceğini ancak bilim ve araştırmaların merkezde olduğu çalışmalar ile güçlendirebiliriz. Uludağ Üniversitesi olarak bu gerçekten hareketle, bilimin ekonomik değere ve toplumsal faydaya dönüştüğü hem Ar-Ge yapan hem proje üreten, sanayi ve toplumla işbirliği kuran 3. Nesil Üniversite vizyonunu belirledik. Akademisyen ve eğitimci kadromuzu arttırdık. Üniversite olarak sadece öğrenci yetiştirmekle kalmıyoruz. Sanayiye ve topluma katkı koyan projeleri hayata geçirmek için çaba gösteriyoruz” dedi.

SAĞLIK BİLİMLERİ’NDEN 2079 MEZUN
Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Berrin Tunca ise 2016-2017 eğitim öğretim döneminde 683 öğrenciye eğitim verdiklerini belirtti. Okulun kuruluşundan itibaren toplam 1602 hemşire, 120 ebe ve 357 sağlık memuru mezun ettiklerini vurgulayan Dekan Berrin Tunca; “Bugün gerçekleştirdiğimiz törenle de 155 hemşirelik bölümü mezunumuza diplomalarını vereceğiz. Burada mezunlarımızı yeni yaşamlarına uğurlamanın heyecanını yaşıyoruz. Sizlere bundan sonraki meslek hayatlarınızda başarılar diliyorum” diye konuştu.

Konuşmaların sonunda dönem birincisi Halime Aydın mezuniyet kütüğüne plaket çaktı. Yapılan hemşirelik yemininin ardından öğrenciler hep birlikte kep fırlattı.

Tedavi edilmediğinde kanser, diyabet ve kalp rahatsızlıkları gibi sağlık sorunlarına yol açan Obstrüktif Uyku Apnesi Sendromuna etkili ve kullanımı rahat yeni bir çözüm Boğaziçi Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Enstitüsü’nde görev yapan bilim insanları tarafından geliştirildi.

Bu hastalığın tedavisinde karşılaşılan önemli sorunlardan biri hastaların verilen tedaviyi uzun dönemde kullanım zorluğu nedeniyle yeterince uygulayamamaları. Öğretim üyeleri Yrd. Doç. Dr. Özgür Kocatürk, Doç. Dr. Albert Güveniş ve doktora öğrencisi Sefa Zülfikar’ın geliştirdikleri ağız içi aparat kullanımı kolay olduğundan hastalık eskisinden çok daha kolay tedavi edilebilecek. Dünyada başka bir örneği olmayan, uyku konforundan ödün vermeden kullanılabilen ürün, horlamaların şiddetini de büyük oranda azaltıyor.

Uyku Apnesi Sendromu tüm dünyada büyük kitleleri etkileyen, hasta bireyler tarafından hafife alınmasına rağmen oldukça ciddi sonuçlar doğurabilen yaygın bir sağlık problemi. Uyku süresince solunumun birçok kez durması ile tanımlanan hastalık günümüzün önemli sağlık sorunlarından birisi olarak kabul ediliyor.

Uyku sırasında, ağız iç bölgesindeki kasların gevşemesi sonucunda, yer çekiminin de etkisi ile dilin ve çenenin çökerek havayolunu tıkaması ile yaşanan uyku apnesinin pek çok ana sebebi olabiliyor. Örneğin üst solunum yollarında belirgin anatomik darlıklar, fazla kilolu olmak, büyük bademciklere ve geniz etine sahip olmak uyku apnesi nedenleri arasında gösteriliyor. Bununla birlikte uyku apnesi sadece yetişkinlerde değil, çocuklarda da görülebiliyor.

Şiddetli horlama şikâyeti olan, kendisini gün içerisinde yorgun, uykusunu alamamış hisseden, hafıza ve odaklanma problemleri yaşayan kişilere mutlaka bir uyku merkezine gidip sağlık kontrollerini yaptırmaları öneriliyor.

Boğaziçi Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi aracılığı ile patentlenen buluş şimdiden uluslararası koruma altına alındı. Sağlığa zarar vermeyecek olan tamamen biyouyumlu malzemelerden üretilecek bu yeni aparat, gerçekleştirilen klinik çalışmalarda alınan olumlu sonuçlarla, hafif ve orta şiddette uyku apnesi tedavisinde yeni ve etkili bir tedavi yöntemi olarak dikkat çekiyor.

Boğaziçi Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Enstitüsü’nde geliştirilen, Yaşam Bilimleri ve Teknolojileri Merkezi’ne (LifeSci) ait temiz oda laboratuvarlarında prototip üretim çalışmaları tamamlanan ve ağıza bir emzik gibi takılan bu aparat sayesinde uyku sırasında hastanın çene ve/veya dilinin hava yoluna çökmesi engelleniyor. Böylece hastalar uyku sırasında ihtiyaç duydukları oksijeni almaya devam edebiliyor. Ayrıca, uyku apnesinin güncel tedavisinde kullanılan maske veya solunum hortumu gibi ek cihazlara gerek duyulmadan hastanın kendi nefesiyle uyuyabilmesi sağlanmış oluyor.

Hâlihazırda 12 gönüllü katılımcı ile Acıbadem Kozyatağı Hastanesi’nde Doç. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu gözetiminde yürütülen klinik çalışmalardan beklentilerin üzerinde sonuçlar aldıklarını bildiren buluş sahipleri, bu sonuçları iki senede bir defa yapılan ve bu yıl Fransa’nın Marsilya kentinde gerçekleştirilen ‘’Uyku ve Nefes 2017’’ Kongresi’nde, alandaki uzman hekimlerin dikkatine sunduklarını belirtiyorlar.

Tedavi edilmeyen uyku apnesi sendromu, uyku sırasında meydana gelen oksijenlenme eksikliğine ve kalitesiz uykuya sebep oluyor. Hastalar kendilerini gün boyu yorgun hissederken, odaklanma, hafıza problemleri yaşıyor. Uzun yıllar boyunca devam eden oksijenlenme sorunu diyabet, kanser, hipertansiyon ve kardiyovasküler problemler gibi çok daha ciddi sağlık problemlerine yol açabiliyor. Günümüzde neredeyse her 10 erkekten 4’ünde uyku apnesine rastlıyoruz. ABD’de 25 milyon teşhis konmuş hasta var, Türkiye’de bu sorunu yaşayan hastaların çoğu ne yazık ki hastaneye gitmiyor. Aktif tedavi alan hasta sayısı ise 500 bin civarında.

Hastalığın birincil tedavisi olarak dünyaca kabul gören ve en sık uygulanan yöntem, hastaların havayollarına bir maske ve hortum yardımıyla basınçlı hava gönderen CPAP cihazlarıdır. Bu cihazlar tedavideki yüksek etkinliğine rağmen kullanıcılarda yarattığı rahatsızlıklar ve yan etkiler nedeniyle uzun vadede tercih edilmemektedir.

Pozitif havayolu basıncı içeren tedaviler, devlet tarafından karşılanmasına rağmen hastaların yaklaşık yüzde 53’ü ilk yıl içerisinde cihaz kaynaklı problemlerden dolayı tedaviyi bırakıyor. Hastaların bu kararındaki etken faktörler, priz bağlantısı gerektiren ve ses çıkaran bir cihaza ömür boyu bağlı kalmak, gittikleri her yere ek bir çanta taşımak istememeleri üzerine yoğunlaşıyor. Hastalar, geliştirilen ağız içi aparatı ceplerinde taşıyarak istedikleri her yere rahatça götürebilecek ve diledikleri yerde güç kaynağına ihtiyaç duymadan kullanabilecekler. Geliştirilen aparatın dünyadaki tüm hastaların kullanımına sunulabilmesi için gereken tüm çalışmalar devam ediyor.

İnsan sağlığını tehdit eden ve birçok gıda kaynaklı zehirlenmelerin nedeni olan bakteriler ve onların toksinleri özellikle hava sıcaklıklarının arttığı yaz günlerinde üremek için uygun sıcaklığı yakalıyor. Havaların ısınmasıyla sağlığa zarar verebilme potansiyeli olan mikroorganizmaların daha da hızlı üreme ve çoğalma için fırsat bulduğuna işaret eden uzmanlar, mikroorganizmaların yiyecekleri yaşam alanı olarak seçtiğinde de ‘gıda zehirlenmelerinin’ kaçınılmaz hale geldiğine işaret ediyor.

Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi Gıda Hijyeni ve Teknolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Tayar, yaz aylarında enfeksiyon hastalıklarının büyük bir kısmını gıda zehirlenmelerinin oluşturduğunu açıkladı. Prof. Dr. Mustafa Tayar; “Mikroorganizmalar gerekli rutubet, besin öğesi, sıcaklık ve zaman koşulları oluştuğunda hızla üreyebilir. Ne kadar çok mikroorganizma varsa, enfeksiyon ve hastalık riski de o kadar yüksek olur. Ancak buradan sadece yaz aylarında arttığı düşünülerek diğer mevsimlerde gıda zehirlenmelerinin olmayacağı sonucunu çıkaramayız. Genellikle hafif seyirli ve kısa süreli hastalıklar olmalarına karşın, zehirlenmeye sebep olan gıda ve kişiye özgü bazı faktörler, zehirlenmenin sebep olduğu hastalığın daha ağır seyretmesine hatta ölümcül olmasına yol açabilir. Gıda zehirlenmesine herkes yakalanabilir. Ancak bağışıklık sistemi zayıf olan kişiler, hamileler, bebekler, çocuklar ve yaşlılar daha duyarlıdır” diye konuştu.

GIDA ZEHİRLENMELERİNDEN KORUNMAK İÇİN YAPILMASI GEREKENLER
Gıda zehirlenmelerine karşı çok sayıda önlemin bulunduğunu vurgulayan Mustafa Tayar, gıda zehirlenmesi belirtileri gösteren birinin başkaları için yiyecek hazırlamaması gerektiği uyarısında bulundu. Tayar, zehirlenmelere karşı alınabilecek önlemleri şöyle sıraladı: “Tuvaleti kullandıktan, çocukların bezini değiştirdikten sonra ve yemekten veya yiyecek hazırlamadan önce ellerinizi sabun ve akarsu ile en az 15 saniye iyice yıkayın ve temiz bir havlu ile kurulayın. Her türlü gıda maddesini satın alırken etiket bilgisini okuyun, üretim, son kullanma tarihi ve saklama koşullarına dikkat edin. Soğuk gıdaları raflarından alışverişin sonunda alın. Satın aldığınızda eve dönüş süresini olabildiğince kısa tutun ve alışverişten döner dönmez buzdolabına yerleştirin. Donmuş gıdalar buzdolabında veya mikrodalga fırında çözülmelidir. Çiğ yiyecek oda sıcaklığında ne kadar uzun süre bırakılırsa bakteriler o kadar çabuk çoğalır ve zehirler oluşabilir. Zararlı bakterileri öldürmek için eti doğru şekilde çözüp pişirdiğinizden emin olun ve çiğ ve yemeye hazır gıdalar için farklı kesme tahtaları kullanın. Aynı kesme tahtası kullanılıyorsa, yeniden kullanılmadan önce sıcak sabunlu su ile iyice yıkayın. Çiğ et sularının diğer gıdalarla temas etmesine engel olun. Kaynağından emin olamadığınız suyu tüketmeyin. Mecbur kalırsanız muhakkak kaynattıktan sonra tüketin. Pişirme uyguladığınız gıdanın merkez sıcaklığı 75°C dereceye ulaşamazsa mikroorganizmalar üremeye devam edebilir. Pişirip, daha sonra tüketeceğimiz yemekleri oda sıcaklığında asla 2 saatten fazla bırakmayın. Havanın çok sıcak olduğu durumlarda ise bu sınır 1 saat olmalı. Bir kereden fazla tekrar ısıtma işlemi yapmayın. Eğer yemek yeniden ısıtılacaksa yiyeceğiniz kadarını ısıtın. Çiğ olarak tüketilen meyve ve sebzeleri sirkeli suda 15 dakika beklettikten sonra akan bol su ile yıkayın. Çiğ ve pişmiş gıdaları birbirine temas etmeyecek şekilde muhafaza edin. Mutfakta kullanılan bezler ve süngerler mikropların bir yerden başka bir yere taşınması için en iyi araçlardır. Bu yüzden her kullanım sonrası bezleri çamaşır suyu ile dezenfekte edin, ıslak halde bırakmayın. Belirli bir yiyeceğin kalitesi veya güvenliği konusunda kuşkuya düşerseniz, yemeyin. Kuşku varsa, o yiyeceği atın gitsin.”

GIDA ZEHİRLENMESİ DURUMUNDA NE YAPILMALI?
Gıda zehirlenmelerinin çoğunda 24-48 saat içinde zehirlenmenin neden olduğu belirtilerin hafiflediğini ya da ortadan kalktığını söyleyen Prof. Dr. Mustafa Tayar, ancak bazı gıda zehirlenmelerinin ölümlere neden olabileceğinin de unutulmaması gerektiğini aktardı. Kusma ve ishal şikâyetlerin başlamasını takiben 24 saat içerisinde kesinlikle bulantı ve ishali önleyici ilaç kullanılmaması gerektiğini belirten Tayar; “Bu tablonun vücudun toksinlere karşı verdiği tepki olduğunu unutmayın. İshal ve kusmayı arttıracak diye hiçbir şey yiyip içmemek büyük yanlıştır. En iyi İshal tedavisi dinlenmek ve bol miktarda sıvı tüketmektir. İshal geçene kadar yoğurt, haşlanmış pirinç veya pirinç lapası, yağsız yayla çorbası, haşlanmış patates gibi besinler tüketin. Bağırsak hareketliliğini arttıran kayısı, incir, üzüm, erik, karpuz çiğ sebze, gibi posalı gıdaları tüketmeyin. Belirtiler hafiflemiyorsa, şiddetleniyorsa, dışkıda kan görülüyorsa, ishal 5 günden uzun (çocuklarda 2 gün) sürdüyse, baş dönmesi varsa, ateş varsa ve kusma 2 günden uzun sürdüyse, vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurun” şeklinde konuştu.

Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hematoloji ve Erişkin Hematoloji, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çocuk Hematoloji bilimdalları ile Bursa Hemofili Derneği, hasta ve yakınları için “Hemofili Yaz Kampı” düzenledi.

Hasta ve yakınlarına hemofili ​tedavisi, hemofili ile sağlıklı yaşama ve tedaviye uyumu artırmak amacıyla İznik DSİ Sosyal Tesisleri’nde gerçekleştirilen yaz kampında, Uludağ Üniversitesi ve Çapa Tıp Fakültesi öğretim üyeleri tarafından konferanslar verildi. Hastalar ve yakınları, uzman psikologla birlikte hastalık ile mücadele etme yollarını tartıştı.

Ayrıca hastaların, spor, ortopedi ve diş hekimleri tarafından tek tek muayeneleri yapılarak önerilerde bulunuldu. Deneyimli hemşireler tarafından evde tedavi için damar yolu açma ve ilaç hazırlama-uygulama eğitimleri verildi.

Yaz kampına katılan 45 hasta, yakınları ve hekimlerle birlikte geçirdiği dört gün boyunca sosyal ve spor aktiviteleri de yaparak bol bol eğlendi.

Anne babaların çocuk yetiştirirken güçlük yaşadığı konulardan biri çocuğun uyku düzeni ve alışkanlıklarıdır. Pek çok ailede çocuğun odasını ayırmak ve çocuğa kendi başına uyuma alışkanlığı kazandırmak büyük bir mücadeleye dönüşür. Peki, bu konuda doğru olan nedir? Çocukla beraber uyumak mı yoksa odaları ayırmak mı gerekir? Yalnız uyuyamayan çocuğa yaklaşım nasıl olmalıdır? Liv Hospital Klinik Psikoloji Uzmanı Ceren Aydın anlattı.

Gerektiğinde destek alın
Pek çok ebeveyn çocuğun odasını ayırma ve yalnız uyutma konusunda uzmanlara başvuruyor. Uzmanlar arasında ise zaman zaman konuyla ilgili fikir ayrılıkları olması dikkat çekiyor. Bu nedenle, en çok merak edilen sorulara göz atmadan önce, belirtmek gerekir ki her aile ve bebek için geçerli tek bir doğru yanıttan bahsetmek pek de mümkün değil. Çocuğun mizacı, ihtiyaçları, ailenin içinde bulunduğu koşullar, kültürel etmenler ve olağan dışı (örn. hastlalık vb.) durumlar gibi pek çok faktör bu sorulara verilecek cevapları şekillendiriyor. Ve bu nedenle en sağlıklısı, detaylı bir değerlendirme ve gerektiğinde uzman desteğine başvurmak olacaktır.

Çocuklar neden ebeveyniyle yatmak ister?
Bebeklik dönemi çocuğun gelişimi için en kritik evrelerden biridir. Savunmasız ve bağımlı olarak dünyaya gelen bebek, girdiği etkileşimler sayesinde kendini, diğerlerini ve dünyayı keşfeder, öğrenir. Bu süreçte temel bakım verene figüre (ki bu çoğunlukla annedir) bağımlıdır. Hayatta kalmak, güvende hissetmek, yatışmak, dünyayı tanımak ve algılamak için ebeveynlerine ihtiyaç duyar. İlerleyen dönemlerde bu tabloya farklı nedenler eklenebilir. Travmatik deneyimler, korkular, önemli yaşamsal deneyimler (kreşe başlamak, eve hırsız girmesi, kardeş doğumu vb.) gibi pek çok faktör çocuğun ebeveyni ile yatma isteğini tetikleyebilir. Anne, bebeğin ihtiyaçları karşısında ne kadar duyarlı ve tutarlıysa, bebeğine ilgi, yakınlık ve sıcaklık duygularını ne ölçüde iyi iletebiliyorsa bebek de kendini bir o kadar değerli, dünyayı ve diğer insanları ise olumlu algılar. Temel fizyolojik ihtiyaçlardan biri olan uyku esnasında, annenin, bebeğinin yanında olması, ona dokunması, varlığını hissettirmesi, bebeğin annenin sıcaklığını duyumsaması işte bu ilişki kalitesini yükselterek bebekte güvenli bağlanma gelişmesine katkı sağlar. Uzun vadede, bu güvenli bağlanma, psikolojik iyilik halinden, gelişmiş problem çözme becerilerine, akademik başarıdan sağlıklı kişilerarası ilişkilere kadar çok sayıda değişkenle pozitif bir ilişki gösterir. Bir diğer artısı, annenin yanı başındaki bebeği emzirmesi daha kolay olduğundan, uyku kalitesinin iyileşmesi olabilir. Bunun yanında fiziksel yakınlık bebeğe daha çabuk erişmeyi, dolayısı ile bebeğin yaşadığı stres süresini kısaltmayı sağlayabilir. Ek olarak birlikte uyumak çeşitli endişelerle boğuşan yeni anneleri rahatlatan ve güvende hissettiren bir tercihtir. Bununla birlikte elbette ki birlikte uyuma davranışı beraberinde önemli birtakım olumsuzlukları da getirebilir. Bebek açısından değerlendirdiğimizde bu olumsuzlukların en başında aynı yatağı paylaşma halinde bebeğin farkında olmadan ezilmesi, yere düşmesi, boğulması gibi hayati riskleri belirtmek gerekir. Bu nedenlerle de aynı yatak yerine anneye yakın bir beşikte uyutmak çok daha sağlıklı bir tercihtir. İkincisi, bazı araştırmacılara göre birlikte uyumak, ayrışma-bireyselleşme sürecine yönelik bir tehdit oluşturmakta ve çocuğun bireyselleşmesini zorlaştırmaktadır. Oysaki yaşam boyu devam eden gelişim sürecinde yerine getirilmesi gereken önemli gelişimsel görevlerden biri de ebeveynden ayrışma ve bireyselleşmedir. Bu görevin sağlıklı bir şekilde yerine getirilmemesi çocukta düşük benlik saygısı, kaygı, insiyatif alamama, karar vermede güçlük çekme ve yüksek onay ihtiyacı gibi pek çok soruna yol açabilir. Bu nedenle pek çok araştırmacı bağımlı yapıyı destekleyeceği gerekçesi ile birlikte uyumanın olumsuz etkilerini vurgulamaktadır. Vurgulanması gereken bir diğer olumsuzluk ise birlikte uyuma sürecinin olması gerekenden fazla uzamasının ilerleyen dönemde odaları ayırmayı daha da güçleştirmesi, uyku sorunlarını tetikleyebilmesi ve karşılıklı olarak mahremiyeti zedelemesidir.

Uyku eğitimi nasıl olmalı, ebeveynler nelere dikkat etmelidir?
Her şeyden önce çocuğun içinde bulunduğu koşulları, duygu durumunu ve gelişimsel özelliklerini hesaba katarak işe başlamak gerekir.
Uyku eğitimi sabır, kararlılık, tutarlılık yanında anlayışlı olmayı da gerektirir. Uykuyu bir ceza olarak uygulamak, korkan bir çocuğun duygularını görmezden gelip yalnız uyumasına zorlamak gibi hatalı tutumlar beraberinde yeni problemler de getirir.
Uyku eğitimi için doğru zaman geldiğinde, tekrar etmek gerekirse 2-3 yaş öncesinde, aşamalı bir geçiş süreci oluşturmak faydalıdır. Bu süreçte ilk olarak çocuğa anlayacağı dilde yapılacak olan değişikliği açıklamak, ihtiyaç duyarsa ilk günler yanında uzanmak, ardından odada ama yanına yatmadan uykuya dalana kadar beklemek, kısa aralıklarla odadan çıkıp geri gelmek ve en nihayetinde tamamen yalnız uyumaya alışmasını sağlamak gibi ardışık basamaklar izlenebilir. Süreci kolaylaştırmak için bu uygulamaya gece geçemeden önce gündüz uykularında yer verilebilir.
Çocuğun odasını sevmesi, odasına alışmasını sağlamak için odasını keyifli hale getirmek, çocukla odasında oyunlar oynamak, karanlığa karşı loş bir ışık yerleştirmek faydalı olur.
Bunların dışında uyku öncesinde çocukla yeterli vakit geçirmek, rahatlaması için masal okumak, sevdiği bir şarkıyı söylemek, banyo yaptırmak tercih edilebilir.
Uyku ritüelleri oluşturmak da yine izlenebilecek yollardan bir diğeridir. Bunun için dişlerin fırçalanması, pijamaların giyilmesi, kucaklaşma gibi davranışlarla bir uyku öncesi ritüeli oluşturulabilir.
Uyku disiplini ve hijyeni içinse anne- baba hem kendi içinde hem de zaman içinde tutarlılık göstermeli, aynı saatte çocuk yatmaya alıştırılmalı, odanın fiziki koşulları uygun seviyede tutulmalıdır.

Çocuklar ne zaman kendi odalarında yatmaya başlamalılar?
Güncel çalışmalar bebekliğin ilk dönemlerinde bahsettiğimiz artılardan ötürü aynı yatakta değil ama annenin uyuduğu yatağa yakın bir mesafede, bebeğin kendi beşiğinde uyumasının olumlu katkılarını vurgulamaya başlamışlardır. Odaları ayırma zamanı için tam bir görüş birliği bulunmasa da normal şartlarda emzirme dönemi sonlandıktan sonra çocuğun kendi odasına geçirilmesinde pek sakınca görülmemektedir. Bu ayrılma sürecinin en geç 2-3 yaş civarında tamamlanmış olması önerilir. Burada önemli olan, durumsal analizlerin doğru yapılması, ihtiyaçların gözetilmesi ve ayrılma süreci ertelendikçe güçlüklerin artacağının akıldan çıkartılmaması gerektiğidir.

Çocukların sağlıklı beslenme alışkanlıklarını erken kazanmaları; yetişkinlik döneminde bu alışkanlığı bir yaşam biçimi haline getirmelerine yardımcı oluyor. Bu noktada çocukların sadece yemek yemeleri değil, neyi, ne kadar ve ne zaman yedikleri de önem kazanıyor. Çocukluk çağı beslenmesinin de yetişkinler gibi bazı ilkelere dayandığını söyleyen Acıbadem Kadıköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Neşe Ceylan, özellikle okul döneminde ipin ucunu kaçıran ve besin değeri düşük fastfood gıdalara ve abur cubura yönelen çocukların yaz tatilinde ailelerinin kontrolüyle sağlıklı beslenme alışkanlıklarını yeniden kazanabileceklerine dikkat çekiyor ve çocukların neyi ne kadar yemesi konusunda önerilerde bulunuyor…

Çocuklar için en önemli kazanımların başında sağlıklı beslenme alışkanlıkları geliyor. Bu nedenle gelişimleri devam eden çocuklarda günlük ortalama almaları gereken kalori miktarı ve alacakları besinlerin sıralamasına dikkat etmek son derece önemli. Her çocuğun vücut yapısının ve gelişiminin farklı olduğunu belirten Acıbadem Kadıköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Neşe Ceylan, “Çocukların beslenme alışkanlıklarının genetik yapı, cinsiyet, vücut yapısı ve şekline göre belirlenmesi gerekiyor. Enerjilerini karşılamak ve sağlıklı büyüme ve gelişmelerini sürdürmeleri için, günlük olarak karbonhidratlar, proteinler, yağlar, vitamin ve mineralleri içeren besin gruplarından yaşlarına ve fiziksel aktivitelerine uygun miktarlarda tüketmeleri gerekiyor” diyor.

Yaz döneminde harcanan kalori artıyor
Çocuklarda günlük enerji ihtiyacının yüzde 55-60‘ının karbonhidratlardan, yüzde 15-20’sinin proteinlerden, yüzde 30’unun da yağlardan karşılanması gerektiğini söyleyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Neşe Ceylan; “Çocukların farklı yaşlarda farklı miktarlarda belirli besin ögelerine gereksinimleri vardır. Ayrıca harcadıkları günlük enerji miktarları da fiziksel aktivitelerine göre değişiyor. Özellikle yaz döneminde çocukların harcadığı kalori miktarı önemli ölçüde artabiliyor. Bu nedenle 4-6 yaş grubu için ortalama günde 1400-1600 kcal, 9-12 yaş grubu içinse günde ortalama 1800-2000 kcal enerji almaları öneriliyor” diyor.
Yoğun fiziksel aktivitesi olan çocukların büyüme ve gelişmesi için besinsel ihtiyaçlarının daha da arttığını söyleyen Dyt. Neşe Ceylan, “Ebeveynler, besin çeşitliliğini arttırarak düzenli ana ve ara öğünlerle birlikte kurulu bir düzen oluşturmalıdır. Eğer çocukların besin alımında ciddi eksiklik olduğu düşünülüyorsa mutlaka bir uzmandan destek alınmalıdır” diyor.

Peki, çocukların sağlıklı büyüme ve gelişme sürecinin devam etmesi için hangi gıdalardan ne kadar tüketmeleri gerekiyor? Beslenme ve Diyet Uzmanı Neşe Ceylan bu konuda ebeveynlere yol gösterecek önerileri sıralıyor…

1.Doğru karbonhidratı seçin
Zihinsel ve fiziksel çalışma için vücuda gerekli enerjiyi sağlayan besin ögesi olan karbonhidratlar, çok hızlı sindirilip kısa sürede enerjiye dönüşüyor. Ancak, çocukların günlük enerjilerinin yaklaşık yüzde 50’sini karşılayan karbonhidrat içeren ürünler arasından da doğru tercihleri yapmak gerekiyor. Bu ihtiyacın, beyaz undan yapılmış gıdalar, beyaz şeker, şuruplu gıdalar gibi basit karbonhidratlar yerine, tam buğday veya tam çavdardan yapılmış tüm gıdalar, yulaf ezmesi, bulgur, baklagiller, meyve ve sebzeler gibi kompleks karbonhidratlardan karşılanması gerekiyor.

2.Günlük enerjinin yüzde 30’u yararlı yağlardan alınmalı
Çocukların günlük aldıkları enerjinin yaklaşık yüzde 30’unun yararlı yağlardan sağlanması gerekiyor. Omega-3, omega-6 ve omega-9 gibi doymamış yağ asitleri çocuklarda göz ve beyin gelişimini, bağışıklık sisteminin kuvvetlenmesini ve kalp-damar hastalıkları riskinin azalmasını sağlıyor. Bunun için; balık, ceviz, fındık ve bademle birlikte, lahana, brokoli, karnabahar ve tüm yeşil yapraklı sebzelerin düzenli olarak tüketilmesi gerekiyor.

3.Sağlıklı gelişim için 2-3 porsiyon protein şart
Vücut dokularını oluşturan, devamlılığını sağlayan ve onaran proteinler, çocukların büyüme ve gelişmesi için de çok büyük önem taşıyor. Bu nedenle çocukların, oldukça iyi bir protein kaynağı olan et, balık, beyaz et, süt ve süt ürünlerinden günlük 2-3 porsiyon tüketmelerine özen göstermek gerekiyor.

4.Büyüme ve gelişimin olmazsa olmazı, vitamin ve mineraller
Çocukluk çağı boyunca büyüme ve gelişmeyi vitamin ve mineraller de destekliyor. Süt ve süt ürünleri ile koyu yeşil yapraklı sebzelerde bulunan kalsiyum özellikle küçük yaştaki çocukların beslenmesinde etkili bir mineral olarak yer alıyor. Güçlü kemikler ve diş sağlığı için son derece önem taşıyan kalsiyum miktarı, çocuklar ergenlik dönemine yaklaştıkça günlük önerilen alım miktarının çok altında kalabiliyor. Yetişkinleri etkileyen kemik hastalığı olan osteoporoz riski kalsiyumdan zengin beslenemeyen çocuklarda da ortaya çıkabildiği için 1-3 yaş arasında günlük 700 mg, 4-8 yaş arasında günlük 1000 mg kalsiyum, 9-18 yaş arası çocuklarda ise günlük 1300 mg kalsiyum alınması gerekiyor. Ortalama kalsiyum ihtiyacını karşılamak için günlük 500 ml süt veya yoğurt, 1-2 kibrit kutusu peynir ve 2 porsiyon sebzelerden tüketmek yeterli oluyor.
Meyve ve sebzeden yetersiz beslenen çocuklarda B kompleks vitaminler başta olmak üzere birçok vitaminden yetersiz beslendiği için vitamin eksikliği görülebiliyor. Özellikle iştah azaldığında ve çocuklar yeterince sağlıklı beslenemediğinde aileler vitamin-mineral takviyesi kullanma konusunda tereddütte kalabiliyor. Ancak, günlük 2-3 porsiyon sebze ve meyve, 500 ml süt veya yoğurt, 7-8 porsiyon ekmek grubundan tüketildiğinde vitamin ve mineral takviyesine ihtiyaç duyulmuyor.

5.Kızların gelişiminde demir çok önemli!
Kanda oksijen taşımakla görevli olan demir, hızlı büyüme periyodu sırasında kan hacminin genişlemesi için gerekli bir mineral. Ancak, demir eksikliğine bağlı olarak ortaya çıkan anemi, bazı çocuklar için problem yaratabiliyor. Özellikle ergenliğe giren kızların mensturasyon döneminde kanla birlikte kaybettikleri demir için fazladan demire ihtiyaçları bulunuyor. Erkekler günlük 10 mg ve kadınlar ise günlük 18 mg demire ihtiyaç duyuyor. Kırmızı et, balık, beyaz et ve demirden zenginleştirilmiş ekmekler ve gevrekler, kuru üzüm gibi kuru meyveler, pekmez, yumurta gibi besinler demirin en iyi kaynakları arasında yer alıyor.

Araştırmalara göre baba ve çocuk arasındaki bağın kalitesi çocuğun gelişiminde çok önem taşıyor. Peki, babalar iyi bir örnek olmak, çocuğuyla ilişkinin kalitesini artırmak için neler yapmalı? Çünkü çocukların babalarıyla kurduğu ilişki, kelime dağarcığından analitik zekâya kadar pek çok noktayı biçimlendirmede kritik rol oynuyor.

Çocukların ruh sağlığının gelişiminde anne kadar babanın rolünün de çok önemli olduğunu anlatan DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü’nden Uzman Klinik Psikolog Ece Eryılmaz, “Babalar ile yapılan bazı yeni çalışmalar, babanın doğum sonrasında devam edecek ilgisinin doğum öncesindeki ilgisi ile bağlantılı olduğunu göstermektedir. Her ne kadar en başından beri kadınların biyolojik ve hormonal olarak anneliğe hazır olduğu bilinse de, bebeğin anne rahmine düşmesi ile erkeklerde de bazı hormonal değişimler olmaktadır. Buna rağmen erkeklerin bebeği kucağına alır almaz babalık duygusunu hissetmeleri beklenmez. Yapılan araştırmalarda özellikle çocuklarıyla daha çok zaman geçiren, fiziksel temas halinde olan ve öz bakımı konusunda yardımcı olan erkeklerde baba rolünün gelişiminin daha kolay olacağı belirtilmektedir” diyor.

Yapılan araştırmalara göre babanın ilgisi ve yakınlığı ile büyüyen çocukların akademik performanslarının daha yüksek olduğunu anlatan Eryılmaz, “Bazı çalışmalar, babaların çocuklarına akademik yönden ilgi göstermesinin çocuğa; anne ilgisinden daha fazla akademik başarı getirdiğini belirtiyor. Nitekim, bu çocuklarda okula karşı olumlu tutumun, motivasyonun ve bilişsel becerilerin baba ilgisinden yoksun olanlara göre daha yüksek olduğu bulunmuştur.

Babadan ilgi görmenin çocukların öz güveninin artmasına ve kendi iç kontrol mekanizmalarına doğru orantılı bir katkı sağladığı saptanmıştır. Bazı araştırmalar ise çocukları ile daha fazla etkileşimde bulunan babaların çocuklarının matematik zekâlarının olumlu etkilendiğini ve daha geniş bir kelime dağarcığına sahip olduklarını ortaya koymuştur” diyor.

Eryılmaz, “Çocuğun duygusal ve fiziksel ihtiyaçları baba tarafından da karşılanmalıdır. Mesela çocuğa sevdiğini söyleyebilir, sarılabilir, ona gülümseyerek ve şakalaşarak sevgisini somut bir şekilde ifade edebilir. Aynı zamanda onun yaşadığı problemleri dinleyerek, onu yargılamadan birlikte çözüm yolları bulmaya çalışarak ve duyguları hakkında konuşarak iletişim kurabilir.

Bunlar çocuğun kendini değerli görmesine ve güvende hissetmesine yol açar. Ayrıca beslenme konusunda da babaların rolü oldukça büyüktür. Çocuğunu besleyen bir baba aralarında yakın bir ilişki kurulmasını sağlayacaktır” dedi.

Dış dünyanın rehberi baba
Babaların bir diğer önemli rolünün de ev içinde ve dış dünyada bir rehber görevi üstlenmesi olduğuna dikkat çeken Eryılmaz, “Okul öncesi dönemde babanın çocuğu dış dünyaya hazırlamak için fiziksel oyunlar oynamaya teşvik etmesi, bir yandan da çocuğun özerkliğini kazanması için küçük adımlarla özgüven inşa etmesi önemlidir. Bu nedenle babalar okul öncesi dönemdeki çocuklarına nasıl giyinmeleri gerektiğini, eve gelen misafirleri karşılamayı ve günlük yaşamdaki hayal kırıklıklarıyla nasıl başa çıkabileceklerini öğretebilirler. İlkokul çağında ise çalışmaya teşvik etmek için para yönetimini ya da bir spor / sanat dalını öğretme konusunda destek olabilirler. Kendi okul deneyimlerini anlatabilirler. Ergenlik döneminde ise babaların ergen ile konuşmak için hevesli olduğunu göstermesi, onun kendisi ve hayat hakkındaki düşüncelerini merak etmesi, hayat tecrübelerini öğüt vermeden anlatması, diyaloglarının sürekliliği yakın ilişki içinde kalmalarına destek olacaktır. Ev dışında birlikte yapacakları aktiviteler, sosyal sorumluluk projelerine ya da babanın kendi işine bunaltıcı ve yorucu olmadan ergeni dâhil etmesi de ergene kendini değerli ve güvende hissettirecektir. Bunların yanı sıra, ergenlik döneminde alkol, madde kullanımı, arkadaşlık ilişkileri, şiddet hakkında da babaların çocukları ile konuşmaları gerekir” dedi.

Babaların kendini kontrol etmeyi öğrenmesinin de kritik rol oynadığını anlatan Eryılmaz’a göre konu hakkında yapılan çalışmalar; yaramaz, üzgün ya da kontrolünü kaybeden çocukların davranışları karşısında sakin bir şekilde davranan babaların erkek çocuklarının daha az saldırgan olduğunu, kız çocuklarının ise arkadaşları ile daha az sorun yaşadığını gösteriyor. Öte yandan, babanın çocuklarına karşı disiplin de sağlaması gerekiyor. Peki, bu nasıl yapılmalı?

“Öncelikle babanın kendi duygularını ve beden dilini özellikle ellerini kontrol altına alması gerekmektedir” diyen Eryılmaz, “Çocuğuna bağıran, döven, vuran ya da bir eşyaya zarar veren babalar aslında disiplin vermekte başarısız olup sadece kötü davranışın modeli haline gelir. Çünkü kontrolü kaybettiklerinde çocuklarının saygısını da kaybederler. Ne yazık ki birçok baba çocuklarını kontrol edemediğinde hüsrana uğrar, kendi öfkesini kontrol edemez ve aslında ne yapacağını da tam olarak bilemez. Baba olmak demek çocukla arkadaş olmak demek değildir. Çocuğun kendini güvende hissedebilmesi için sınırlara da ihtiyacı vardır. İstenmeyen söylemleri ya da davranışları olduğunda ona fiziksel ya da duygusal şiddet uygulamadan ancak kararlı ve tutarlı bir şekilde, anne ile ortak bir tutumla sınır koyması gerekmektedir” dedi.

İYİ BABA OLMAK İÇİN BUNLARA DİKKAT…
Sevginizi gösterin: Çocukların ebeveynleri tarafından istenilmesi, kabul edilmesi ve sevildiğini bilmesi onları güvende hissettirir. Özellikle babaların çocuklarına sarılmaya istekli olmaları ve bu konuda kendilerini rahat hissetmeleri önemlidir. Her gün çocuğunuza ilgi ve yakınlık göstermeniz çocuğun sevildiğini bilmesinin ve hissetmesinin en iyi yoludur.

Çocuğun annesine saygı gösterin: Babaların yapabilecekleri en iyi şey çocuğun annesine saygı göstermeleridir. Eğer evliyseniz evliliğinizi güçlü ve canlı tutmaya çalışın. Eğer boşanmışsanız, hala anneye karşı saygılı ve destekleyici olmanız önemlidir. Birbirine saygı duyan anne babalar çocuklarına da güvenli bir dünya sağlar ve böylece çocuk kendini de saygı duyulan ve kabul edilen bir birey olarak görür.

Çocuklarınızla birlikte zaman geçirin: Çocuğunuzla vakit geçirdiğinizde, sizin için ne kadar önemli ve değerli olduğunu hissedecektir. Eğer sürekli yoğunsanız ve onunla vakit geçirmiyorsanız, o da sizin söylediklerinizi dinlemeyecektir. Çocuklar çok hızlı büyürler, şimdi kaçırdığınız fırsatlar ve birlikte yapmadıklarınız hem şimdi hem de ilerleyen zamanda çok şeyi de beraberinde götürecektir.

Onu dinlediğinizi hissetmesini sağlayın: Özellikle ülkemizde çocuklar ile babanın arasında köprü kurmaya çalışan kişiler annelerdir. Bu yüzden babalar çocuğun yaşadığı problemleri ya da yaptığı davranışları anneden öğrenirler. Çocuklarınızın düşüncelerini veya problemlerini dinleyin ve bunun için zaman yaratın.

Sevgi ile disiplin verin: Her çocuğun rehberliğe, disipline ve sınıra ihtiyacı vardır. Ancak cezalara değil. Çocuğun olumsuz davranışlarının sonuçlarının ne olacağına yönelik konuşun ve gerekirse hatırlatma yapın. Olumlu, istenilen davranışlarını ise manevi ödüllerle (sarılmak, aferin demek gibi) pekiştirin. Açık, net, tutarlı ve sakin şekilde sınır koyan babaların çocukları, nerede ne zaman durmaları gerektiğini bilir, sevilen biri olduklarını hisseder ve güvende olduklarını bilirler.

Rol model olun: Babaları ile birlikte vakit geçirerek büyüyen kız çocukları erkekler tarafından saygı görmenin nasıl olduğunu bilir ve gelecekteki eşlerini de bu şekilde seçerler. Erkek çocukları ise, hayatta en önemli üç şeyi yani dürüstlüğü, alçakgönüllülüğü ve sorumluk sahibi olmayı babalarından öğrenirler.

Çocuğunuzun öğretmeni olun: Babaların hayata yönelik öğreteceği birçok şey vardır. Çocuğa doğruyu yanlışı göstermek, yapabileceklerinin en iyisini yapmaları için cesaretlendirmek ve iyi seçimler yapmayı öğretmek babaların görevidir.

Birlikte yemek yiyin: Öğünleri birlikte yemek sağlıklı aile yaşamının en önemli parçasıdır. Bu yemekler sırasında tüm aile üyelerinin birlikte sohbet etme ve paylaşma şansları da olur. Bu zamanlar aslında babaların çocuklarını dinleme, anlama, konuşma ve öğüt vermeleri için iyi fırsattır.

Çocuklarınıza kitap okuyun: Günümüzde televizyon, tablet ve telefonlar, bizim olduğu kadar çocukların da hayatını ele geçirmiş durumda. Çocuklar, okuyarak, görerek, yaparak ve duyarak en iyi şekilde öğrenirler. Çocuklarınız daha çok küçük yaştayken onlara kitap okuyun. Büyüdüklerinde kendi kendine okumaları için cesaretlendirin. Onlara okumayı sevmeyi aşılamak kişisel ve kariyer gelişimlerinde ömür boyu katkı sağlayacaktır.

Unutmayın babaların işi hiç bitmez: Çocuklar büyüyüp evden ayrıldıklarında bile babalarının öğütlerine ve bilgeliğine ihtiyaçları vardır. Okula gitmek, yeni bir işe başlamak ya da evlenmek. Konu ne olursa olsun babalarının kendi hayatlarında ve geleceklerinde her zaman önemli bir yeri vardır.

Sosyal Medya

0BeğeniBeğen
0TakipçiTakip Et