Anasayfa Genel

Millî Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, Eğitim Bir-Sen tarafından Ankara’da düzenlenen “Eğitime Bakış 2018: İzleme ve Değerlendirme Raporu” programında yaptığı konuşmada, veriye dayalı eleştirel rapor yayınlamanın son derece kıymetli olduğunu, genel geçer ifadeler içermeyen, bilimsel neticeler sağlayan bu tür raporların sayısının artmasını istediklerini söyledi. Veri elde etme konusunda güçlük yaşandığına şahit olduğunu aktaran Selçuk, “Buna şahit olmuşken, Millî Eğitim Bakanlığı olarak bizim veri saklamamız mümkün değil. Biz bütün bu verileri fazlasıyla paylaşarak, bu verilerden elde edilecek sonuçların politika önerilerine dönüşmesinin bizi ne kadar rahatlatacağının farkındayız.” diye konuştu.

Selçuk, veriye dayalı yönetim, değerlendirme, izleme konuları üzerinde daha fazla durulursa birkaç sene içerisinde Türkiye´nin okullara dair il, ilçe bazlı verilerinin evrensel konulara dayalı olarak ortaya konulabileceğini ifade etti. Bakan Selçuk, gelecek süreçte Türkiye´deki sendikal hareketin öğretmenlerin lehine güçlenmesi ve öğretmenlerin daha iyi bir gelecek tasavvuru içinde mutlu hissetmesinin herkesin ortak gayesi olduğunu belirtti. 2023 Eğitim Vizyonu´nun ortaya koyduğu argümanları paylaşan Selçuk, insanla ilgili hususa felsefi bir zemin oturtulması gerektiğini söyledi. Selçuk, eğitime ilişkin yaptıkları bütün alt sistem eylemlerini bir matris üzerinde ilişkilendirdiklerini aktardı.

“Kısa süre içerisinde okul profili anlamında yeni yaklaşım ortaya koyacağız”
Bakan Selçuk, “Öğretmenlikle ilgili meseleyi sadece bazı özlük hakları açısından değil, elbette bunlar çok önemli ama öğretmenliği bir dünya nizamının inşası noktasında geniş bir çerçevede ele almak lazım. Öğretmenliğin genel kültür hayatı bakımından nasıl değerlendirileceği, hizmet içi eğitim çerçevesinde nasıl şekillendirileceği… Tüm bunlar bizim için çok daha kapsamlı bir bakışı zaruri kılan bir yaklaşım oluyor.” diye konuştu. Gelecek süreçte çok kısa süre içerisinde okul profili anlamında ortaya koyacakları yeni yaklaşımın okulları rasyonel izleme ve değerlendirme imkânı sağlayacağını anlatan Selçuk, okulların her birinin kendi fotoğrafını, geleceğini anlayabilme konusunda nesnel bir veri tabanı sağlamış olacağını anlattı. Selçuk, 2023 Eğitim Vizyonu´nun somut olarak hayata geçmesinin 3 yıllık takvim içinde olacağını hatırlatarak, “Önümüzdeki aydan itibaren çok somut çalışmaların ortaya konulduğunu hep beraber göreceğiz. Bütün bunları yaparken de akademik camiaya, sendikalarımıza, bilim insanlarıyla, kurum ve kuruluşlarla da istişare halindeyiz.” değerlendirmesinde bulundu.

Yabancı dil öğrenirken yaptığımız en büyük hatanın yanlış metotlarla öğrenmeye çalışmak olduğunu dile getiren Berlitz Dil Okulları Müdürü Çağdaş Kardaş, konu hakkında önemli bilgiler veriyor.

“Eğitsel ve psikolojik pürüzler engel oluşturuyor”
Tartışılmaz bir gerçek olan evrensel dünya ve onun dili İngilizce, bugünün modern yaşamında çok önemli bir role sahiptir. Sınırların giderek kaybolduğu ve hemen herkesin birbiriyle iletişim kurduğu dönemde İngilizce, bir gereklilikten ziyade, zorunluluk haline geldi. Her ne kadar mevcut eğitim sistemi içinde bir dil eğitimi verilse de eğitsel ve psikolojik bazı pürüzler, öğrenme sürecini sekteye uğratabiliyor. Bu noktada yabancı dil öğrenmek isteyenlerin atması gereken ilk adım, doğru metotlarla pratik temelli ve deneyime dayalı bir eğitim tercih etmeleridir.

“Konuşmaktan çekinmeyin”
Yabancı dil öğrenirken en sık sorun yaşanılan konuların başında konuşmak geliyor. Çünkü İngilizce düşünmek yerine Türkçe düşünüyor ve cümleyi Türkçeden İngilizceye çevirmeye çalışıyoruz. Bu durum normal bir diyalog fırsatını engellemekle kalmıyor, çevirmek için harcadığımız zaman da özgüvenimizi zedeliyor. Ancak İngilizceyi akıcı konuşabilmek için önce korkmadan konuşabilmeyi öğrenmek gerekir. Yanlışlara, gramer hatalarına takılmadan günlük bir akış doğrultusunda konuşmak esas alınmalı, bol bol pratik yapılmalıdır.

“Deneyime odaklanın”
Bu zamana kadar İngilizce öğrenememiş olmamamızın belki de en önemli sebeplerinden biri de ezberletilen kalıpların dışına çıkamamış olmaktır. Ancak dil yaşayan bir varlıktır ve ezberlerin çok ötesindedir. Bu noktada dil öğrenirken deneyimlere odaklanın. Ezberlediklerinizi unutun, o an ne gerekiyorsa öyle konuşun ve en önemlisi de hata yapmaktan korkmayın. Teorilere sıkışıp kalmayın, cesur olun.

“Olabildiğince İngilizceye maruz kalın”
İngilizce öğrenme ile ilgili araştırma yapan bir kişinin en çok karşılaştığı önerilerin başında maruz kalma geliyor. Çünkü dil öğrenmenin belki de en kolay yolu o dile maruz kalmaktır. Öğrendiğiniz bir dili unutmanın en kolay ise o dilden olabildiğince uzaklaşmak. Bu sebeple günlük hayat içinde kendinize İngilizce öğrenebileceğiniz alanlar yaratın. Bebeklerdeki öğrenme sürecine benzer bir yol izlemek en doğrusu olacaktır. Nasıl ki bir bebek, doğduğu andan itibaren duyarak, tekrarlayarak ve taklit ederek öğreniyorsa aynı süreci takip edebilirsiniz. Bunun için İngilizce müzik ve sesli kitaplar dinleyebilir, en sevdiğiniz dizi ve filmleri alt yazısız izleyebilirsiniz. Anadili İngilizce olan kişilerle sohbet edebilir, konuşma odaklı eğitim veren dil okullarından faydalanabilirsiniz.

“Okumadan İngilizce öğrenmek çok zor!”
Öğrenme farklı prensiplerin entegre bir biçimde çalışmasıyla gerçekleşir. Konuşmak kadar duymak ve görmek de önemlidir. İngilizce öğrenmede konuşmak belirleyici bir unsur olsa da okumak, görsel olarak bir alışkanlık kazanmak için önemli bir rol üstlenir. Bu konuda; seviyenize uygun İngilizce kitaplar okuyabilir, yabancı gazeteleri inceleyebilir, blogları takip edebilirsiniz.

Çocuklar zaman zaman kendi hayal dünyalarında ‘hayali arkadaşlar’ yaratabiliyor. Araştırmalar, 3-5 yaş arası çocukların %65’inin ‘hayali arkadaş’larının olduğunu ortaya koyuyor. Peki bu durum riskli mi, bir hastalık mı? Ebeveyenler ‘hayali arkadaş’a sahip çocuklara nasıl yaklaşmalı?

‘Hayali arkadaş’ın çocuklar için dış dünyayla kurmaya çalıştıkları ilişkinin bir aracı olduğunu söyleyen Altınbaş Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölüm Başkanı Uzm. Klinik Psikolog Dila Özçelik, hayali arkadaşa sahip olmanın çocukta kendisini daha çok güvende hissetmeye ve duygularını daha rahat dışa vurmaya ihtiyacı olduğunu gösterdiğini belirtti. Kendisini yeterince güvende hissetmeyen, duygularını yansıtamayan çocuğun ‘hayali arkadaş’tan güç aldığını söyleyen Özçelik, konu ile ilgili olarak anne babalara önemli tavsiyelerde bulundu.

Bir hastalık mı?
Araştırmalara göre, ailede tek çocuk olarak büyüyen çocukların kendilerine hayali arkadaş yaratma ihtimali, kardeşle birlikte büyüyen çocuklara göre daha fazla. Çoğu ailenin çocuğun kendi kendine mırıldandığını duyduğunda kimle konuştuğu sorusuna aldıkları yanıt ise genellikle ‘kimseyle’ şeklinde oluyor. Peki ‘hayali arkadaş’ edinme bir hastalık mı?
Uzm. Klinik Psikolog Dila Özçelik, bu noktanın aileleri endişelendirse de genellikle çocukların hayal ile gerçeği tam olarak ayırt edemedikleri dönem içinde ortaya çıkan ‘hayali arkadaş’ın çok olası bir durum olduğunu söyledi. Uzm. Klinik Psikolog Özçelik, “Bu dönem içerisinde çocuk kendisine, kendisinden başka kimsenin göremediği arkadaşlar yaratabiliyor. Hayali arkadaş bazen bir insan bazen ise bir hayvan olabiliyor. Dolayısıyla hayali arkadaş edinme durumuna bir hastalık demek yanlış olacaktır” şeklinde konuştu.

Ne zaman patolojik bir sorun haline gelir?
Hayali arkadaşların, çocuk gelişiminde kimi faydaları bulunduğuna da dikkat çeken Özçelik, çocuğun hayali arkadaşıyla birlikte güncel hayatta karşılaştığı problemlerle baş edebilme becerisi kazanabildiğini ifade etti. Ancak çocuğun 7 yaşını geçmiş olmasına rağmen hala hayali arkadaşının olduğu gözlendiğinde bir sorundan söz edilebileceğine dikkat çeken Psikolog Dila Özçelik, “7 yaşını geçen çocuklarda hala varsa; bu hayali arkadaş çocuğun sosyal ortamdan kopmasına sebep oluyor ve çocuk gerçek arkadaşları yerine hayali arkadaşını tercih ediyorsa ebeveynler durumun altında yatan ciddi bir psikolojik problem olduğunu göz önünde bulundurmalılar. Bu noktada ise yapmaları gereken ilk şey konuyla alakalı olarak bir uzmanla görüşmektir” dedi.

Anne-babalar ne yapmalı?
Hayali arkadaşı olan bir çocuğun ailesine düşen görevin öncelikle konuyla alakalı olarak çocuğun üzerine gitmemeleri gerektiğini bilmek olduğunu vurgulayan Altınbaş Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü Başkanı Uzm. Klinik Psikolog Dila Özçelik şu tavsiyelerde bulundu: “Ailenin çocuğa devamlı olarak çocuğun hayali arkadaşıyla alakalı sorular sorması çocuğun hayali arkadaşını saklamaya çalışmasına ve kendini sosyal ortamdan daha fazla izole etmeye çalışmasına sebep olacaktır. Bu nedenle aile, çocuğun üzerine gitmemeli ve durumun doğasını anlamaya çalışmalıdır. Bunun yanı sıra aileler çocuklarına sosyal ve duygusal açıdan ellerinden geldiğince destek olmaya çalışmalılar. Çocuğu kendi yaşıtlarının olduğu sosyal ortamlara sokmak, çocuk için duygusal dışa vurum noktasında faydalı olacaktır. Çocuk, okula başladığında ve kendi yaşıtı arkadaşlar edindiğinde hayali arkadaşla olan ilişkisi yoğun bir şekilde devam ediyorsa ve yaşıtlarıyla sosyalleşmekten kaçınıyorsa aileler konuyla alakalı olarak bir uzmandan yardım almalılar.”

Origin Akademi Kurucusu Cüneyd Baştanoğlu, zorlu sınav maratonunda öğrencileri başarıya götürecek ders çalışma sistemini anlattı. Öğrencilerin sınava hazırlanırken en çok zorlandığı konunun ‘Ders çalışmaktan sıkılmak’ olduğunu belirten Baştanoğlu, öğrencilere, “‘Sınavı kazanamazsam, aynı dersleri tekrar göreceğim, aynı yollardan tekrar geçeceğim’ şeklinde düşünerek motivasyonunuzu artırabilirsiniz” önerisinde bulundu.

İSTEKSİZLİK SİZİ YILDIRMASIN
Gençlerin hayatlarında dönüm noktalarından biri haline gelen üniversite sınavında başarılı olmanın yollarını kendisinin danışanlarına uygulattırdığı çalışma sistemi ile anlatan Origin Akademi Kurucusu, Eğitim Koçu Cüneyd Baştanoğlu, başarıyı getiren unsurlar hakkında ayrıntılı bilgi verdi. Öğrencilerin sınavlara hazırlanırken yoğun bir çalışma temposu içerisine girdiklerini belirten Baştanoğlu, bu süreçte isteksizlik ya da yılgınlık yaşayan öğrencilerin asla çalışmaya ara vermemesi gerektiğini söyledi. Öğrencinin motivasyonunun yüksek olmasının önemine vurgu yapan Baştanoğlu, “Hayatta herkesin bir işi var. Ders çalışmak da öğrencinin işi. Tabi ki ders çalışırken sıkılabilir, bunalabilirsiniz. Her şeye rağmen ders çalışmaya devam etmelisiniz. Kendimizi genellikle olumlu şeylerle motive ederiz. Örneğin en çok gitmek istediğimiz üniversitenin kampüsünü hayal ederiz. Ancak kaybedeceklerimizi düşünmek bizi daha çok motive edecektir. ‘Sınavı kazanamazsam, aynı dersleri tekrar göreceğim, aynı yollardan tekrar geçeceğim’ şeklinde düşünerek motivasyonunuzu artırabilirsiniz. Sıkıldığımız anda, ‘Seneye tekrar hazırlanırım’ cümlesini sarf etmek bize bir fayda getirmeyecektir” dedi.

HEDEFLERİNİZ YÜKSEK, DERS ÇALIŞMA PROGRAMINIZ GERÇEKÇİ OLSUN
Öğrencilere ders çalışma programlarını oluştururken uygulamaları gereken yöntemler hakkında da tavsiyelerde bulunan Eğitim Koçu Cüneyd Baştanoğlu, “Derslerinizi çalışırken 40 – 5 – 40 – 30 sistemine çalışmanızı oturtun. Yani, 40 dakika ders, 5 dakika ara, bir kez daha 40 dakika ders, 30 dakika ara şeklinde gününüzü planlayabilirsiniz. Bu seti gün içinde en az 2 kere yapmalısınız” diye konuştu. Öğrenme başarısını artıran teoriler hakkında da bilgi veren Baştanoğlu, “Öncelikle gerçekçi olun. Uygulayamayacağınız bir ders programı hazırlamayın. Hedefleriniz yüksek ama programınız gerçekçi olsun. Zamanınızı iyi planlayın. Çalışacağınız dersler için haftalık çalışma programı/takvimi çıkartın. Haftalık takviminize o gün çözdüğünüz soruların sayısını, çalıştığınız konuların başlıklarını yazın. Bu sizin motivasyonunuzu artıracaktır. Çalıştığınız ortam düzenli olmalıdır. Dağınık bir odada ders çalışmak konsantre olmanızı engeller. Kendinizi zaman zaman ödüllendirin. Örneğin bir haftalık çalışma takviminizi başarıyla bitirdiğinizde kendinize çeşitli ödüller verin. ‘Sinemaya gitmek, arkadaşlar ile dışarıya çıkmak, sevdiğiniz diziyi izlemek gibi ödüller soru çözerken dahi sizi motive edecektir. Her gün farklı derslere çalışın” dedi.

‘BU KONU ÇOK ZOR’ DİYEREK ASLA PES ETMEYİN
Konu çalışırken ‘altını çizme’ yöntemi yerine not alınmasını öneren Baştanoğlu, “İyi bir çalışma sisteminde not almak her zaman daha sağlıklıdır. Yapamadığınız, size göre önemli olan soruları yazdığınız bir defteriniz olmalıdır. Bir konuyu çalışırken zorlandığınızda ‘Ben bu konuyu öğrenemiyorum’ diyerek asla pes etmeyin. Konunun zor olduğunu bilerek ve bu gerçeği kabullenerek konuyu çalışmanız gerekiyor. İşte öğrenme süreci de tam o sırada başlıyor. Çalışmalarınızı son ana bırakmayın. Israrcı olun. ‘Kapasitem bu kadar’ diye asla düşünmeyin. Kendi başınıza sistemli çalışarak başarıya ulaşabilirsiniz” şeklinde konuştu./.

Beykoz Üniversitesi ve TAV Havalimanları İşletmeciliği havacılık sektöründe iş sağlığı ve güvenliği konusunda önemli bir konferans gerçekleştirdi. Üniversitenin Rektörlük Yerleşkesi Konferans Salonu’nda yapılan ‘Havacılık Sektöründe İş Sağlığı & Güvenliği ve Emniyet Yönetimi’ konulu konferansta akademisyenler ve sektöre yön veren yöneticiler yaptıkları konuşmalarla önemli noktalara dikkat çektiler.

‘Havacılık Sektöründe İş Sağlığı & Güvenliği Yönetimi ve Uygulamaları’ adlı ilk oturumda açılış konuşmasını Beykoz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Durman yaparken, TAV Fraport Terminal İşletmeciliği Yönetim Sistemleri Müdürü Dr. Musa Güngören de moderatörlüğü üstlendi.

Bu iş birliği bizi mutlu ediyor
TAV Havalimanları olarak bugün 21 ülkede 76 havalimanında faaliyet gösterdiklerini belirten TAV İstanbul Genel Müdürü Kemal Ünlü, havacılığın tüm ülkeler için stratejik öneme ve küresel standartlara sahip bir sektör olduğunu söyledi. Ünlü, “TAV olarak, yolcularımıza iyi bir seyahat deneyimini sunmak, çalışanlarımız ve tüm paydaşlarımıza güvenli ve sağlıklı bir çalışma ortamı oluşturmak üzere en yüksek standartlarda çalışıyoruz. Beykoz Üniversitesi’yle iş birliğine giderek bu konferansa katkı sunmaktan mutluluk duyuyoruz” dedi.

Konferansı her yıl yapacağız
Rektör Durman da yaptığı konuşmada Beykoz Üniversitesi ve TAV Havalimanları iş birliği ile düzenlenen bu konferansın büyük önem taşıdığını belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü: “Üniversitemizin ve havacılıkta iş sağlığı ve güvenliği alanında çalışan sektörün değerli temsilcilerinin bir araya gelmesi ve bu konuları kamuoyunun gündemine getirmesi çok önemli. Amacımız bu konferansı düzenli bir hale getirmek ve yılda en az bir kez düzenlemek. İş sağlığı ve güvenliği gibi önemli bir konuda gerçekleştirilen bu konferansın gerçekleşmesinde emeği olan TAV başta olmak üzere herkese çok teşekkür ederim.”

TAV İstanbul Terminal İşletmeciliği İş Sağlığı & Güvenliği ve Çevre Müdürü Emrah Gürer, THY İş Güvenliği Şefi Muhammet Topçu, Bülent Ecevit Üniversitesi Öğretim Görevlisi Harun Karakavuz, SunExpress Çevre ve İSG Uzmanı Bengü Yalçın, Çelebi Hava Servisi Güvenlik, İSG ve Çevre Müdür Yardımcısı Akın Özmen Çakır, TAV Ankara Terminal İşletmeciliği İş Sağlığı & Güvenliği ve Çevre Yetkili Uzmanı Hüseyin Turhan Tok, Cumhuriyet Üniversitesi Dr. Öğretim Üyesi Gültekin Coşkun da konuşmalarını yaptılar.

Çözüm önerileri sunuldu
Konferansın öğleden sonra yapılan ‘Havacılık Sektöründe SMS (Emniyet Yönetim Sistemi) ve Uygulamaları’ oturumunun ilk konuşmasını Beykoz Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Baki Aksu yaptı. Moderatörlüğünü TAV İstanbul Terminal İşletmeciliği İş Sağlığı & Güvenliği ve Çevre Müdürü Emrah Gürer’in yaptığı oturumda sırasıyla Havaş Yer Hizmetleri Yönetim Sistemleri Müdürü Başak Helen Taşkan, Eskişehir Teknik Üniversitesi Havacılık Yönetimi Bölümü’nden Prof. Dr. Ender Gerede, TAV Ege Terminal İşletmeciliği İş Sağlığı Güvenliği Şefi – SMS Yöneticisi İsa Komi, THY OPET Çevre ve Kalite Müdürü Ceyda Ergi de kendi alanlarında önemli konuları dile getirdiler. Yapılan konuşmalarda havacılık sektöründeki iş sağlığı ve güvenliği masaya yatırılarak sorunların çözümü konusunda öneriler sunuldu.

TİAD Başkanı Hakan Aydoğdu, hükümetin meslek lisesi mezunu öğrenciler için başlattığı kısa dönem askerlik çalışmalarını sonuna kadar desteklediklerini söyledi. Aydoğdu “Meslek lisesi mezunlarının sanayide kalmalarını sağlamak için cazip bir ortam yaratılması gerekiliyordu. Bu konuda bizim de girişimlerimiz oldu. Bunların hükümetimiz nezdinde değer bulunması önemli bir durum. Çalışmanın sonuçlarını merakla bekliyoruz” dedi.

Takım Tezgahları Sanayici ve İşadamları Derneği (TİAD) Başkanı Hakan Aydoğdu tarafından gündeme getirilen ‘meslek lisesi mezunlarına kısa dönem askerlik’ projesine, hükümet tarafından destek geldi. Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Hasan Büyükdede, askerlik süresi ile ilgili düzenleme kapsamında meslek lisesi mezunları için kısa dönem askerlik çalışmasının masada olduğunu belirtti. Büyükdede yaptığı açıklamada “Meslek liselerinde Milli Savunma Bakanlığı’mız ile bir çalışma içerisindeyiz. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ve Milli Savunma Bakan Yardımcılığı olarak meslek lisesi mezunlarının askerliklerinin 2 yıl kadar ötelenmesi izinli sayılması gibi seçenekler şu anda konuşuluyor. Askerliğin ötelenmesi ve bu sürecin sonunda da belli bir daha kısa süreli askerlik yapılması konusunda teklifler verdik. Hatta bizim götürdüğümüz teklif daha başkaydı. Daha önce 3 yıl süreyle işletmelerin içerisinde sigortalı olarak çalışsınlar sonra kısa dönemli askerlik yapsınlar diye biz bir teklifte bulunmuştuk. Milli Savunma Bakanlığında bunun incelendiğini görüyoruz, yeni bir değerlendirmeye tabi tutulacağını zannediyorum” dedi.

MEZUNLAR İŞ HAYATINDA KALICI OLMALI
Meslek lisesi mezunlarının, iş hayatında kalıcı olması gerektiğini vurgulayan Aydoğdu “Geçtiğimiz aylarda kamuoyuna duyurduğumuz ‘meslek lisesi mezunları için kısa dönem veya ücretli askerlik’ teklifimiz hükümetimiz tarafında karşılık buldu. Bu da bizi oldukça memnun etti. Çünkü meslek liselerinin durumu içler acısı. Okul kursanız da müfredat yeterli değil. Meslek liselerinde okuyanların yüzde 80’i sanayide çalışmak istemiyor. Yüzde 10’u askerlik nedeniyle üniversiteye gitmek istiyor. Tablo vahim! Sadece kalan yüzde 10 sanayide çalışıyor. Bu sorunu aşmak için meslek liseliye kısa dönem askerlik getirilmeliydi. Yapılacak olan bu çalışmanın doğru olduğunu düşünüyoruz” dedi.

Millî Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, hem derslerinde başarı gösteren hem de farklı alanlardaki uluslararası yarışmalarda dereceye giren öğrencilere seslenerek, “Unutmayın ki başarı elde ederek sadece kendinizle ilgili bir şey yapmıyorsunuz, sizi gören birçok gence de hayal aşılıyorsunuz ve o hayaller onların da hedefleri olmasını sağlıyor.” dedi.

Bakan Selçuk, Başkent Öğretmenevi´nde düzenlenen programda, Türkiye´nin farklı illerinden gelen, yüzme, atletizm, paralimpik oyunlar, satranç, resim, senaryo yazımı gibi farklı alanlardaki uluslararası yarışmalarda bireysel dalda ilk üç dereceye giren öğrencilerle öğle yemeğinde buluştu.

Bakan Selçuk, uluslararası yarışmalarda gösterdikleri başarılardan dolayı tebrik ettiği öğrencilerle bir arada olmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Öğrencilerin başarı hikayelerini incelediğini anlatan Selçuk, “Milyonlarca gencin arasından sıyrılıyorsunuz ve onların önüne geçerek bir başarı elde ediyorsunuz. Hala büyük heyecanınız var. Unutmayın ki başarı elde ederek sadece kendinizle ilgili bir şey yapmıyorsunuz, sizi gören birçok gence de hayal aşılıyorsunuz ve o hayaller, onların da hedefleri olmasını sağlıyor. Onların hedefleri olabilmesi için de sizin gibi örnek gençler olması gerekiyor.” ifadelerini kullandı.

Öğrencilerin güçlükleri aşıp birçok şeyi başardığını görmenin mutluluklarını daha da artırdığını belirten Selçuk, sözlerini şöyle sürdürdü: “Sizi çok özel kılan da güçlükleri ortadan kaldırıp başarı hikayesi oluşturmanız, Türkiye´nin ismini sınırlarımızın ötesine taşıyor olmanız. Hem derslerinizde hem de spordan sanata ve bilime kadar ter döktüğünüz alanlarda başarılarınızı ortaya koyuyorsunuz. Biz buna ´çift kanatlı olmak´ diyoruz. Yani sadece belirli bir alanda değil, iki alanda başarılı olmak şeklinde yorumluyoruz.”

Selçuk, öğrencilerin bu başarısının ardından anne ve babaları ile öğretmenlerinin büyük bir payı olduğuna işaret ederek, “Başarı hikayesi yazmanın arkasında çok ciddi bir azim, çok güçlü bir vatan sevgisi ve güçlü bir hayal olmalı. Eğer bunlar olmasa herkes öğretmenlik yapar. Sizde bunlar olduğu için çocuklarımızın başarılarının yanı başında sizler de yer alıyorsunuz.” değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye’nin 51 farklı kentinden Sarıyer’e gelen matematik ve fen bilimleri öğretmenleri, Sarıyer Belediyesi’nin ev sahipliğinde ‘Üst Düzey Becerilere Yönelik Soru Yazma’ eğitiminde buluştu. Öğretmenlere üst düzey beceri geliştiren sorular üretebilme ve yazabilme yetkinliği kazandırmak amacıyla Boğaziçi Kültür Sanat Merkezi’nde (BKSM) iki gün boyunca devam eden programda konuşan eğitimciler, öğretmen eğitimlerinin önemine değinerek, eğitimcilerin beklentilere cevap vermesi için olanakların iyileştirilmesi gerektiğini belirtti.

Eğitim vizyonu ve profesyonel kadrosuyla alanında lider olan Sarıyer Akademi ve yaratıcı çözümlerle öğrencilerin matematiksel becerilerini geliştirmeye yönelik çalışmalar yürüten MATBEG, matematik ve fen bilimleri öğretmenlerini, “Üst Düzey Becerilere Yönelik Soru Yazma” eğitiminde buluşturdu. BKSM’de gerçekleşen eğitime 51 ilden onlarca öğretmen katıldı. İki gün süren etkinliklerde öğretmenlere üst düzey beceri geliştiren sorular üretebilme ve yazabilme becerisini kazandırmak, öğretmek ve üretmek amaçlı atölye çalışmaları yapıldı. Sarıyer Belediye Başkanı Şükrü Genç’in açılış konuşmasını yaptığı etkinlik Boğaziçi Üniversitesi, Ege Üniversitesi ve Bahçeşehir Üniversitesi’nden 5 akademisyenin yer aldığı “Öğretmenlik Mesleğinden Beklentiler ve Gerçekler” paneli ile başladı. Panelde konuşan uzmanlar öğretmenlik mesleğinden beklentilerin çok yüksek olduğunu belirtti. Öğretmen eğitimlerinin önemine değinen panelistler, eğitimcilerin bu beklentilere cevap vermesi için olanakların iyileştirilmesi gerektiğinin altını çizdi.

EĞİTİMİN TEMEL TAŞI ÖĞRETMENLER
Programın açılış konuşmasını yapan Sarıyer Belediye Başkanı Şükrü Genç, “Bizim temel aldığımız bir prensibimiz var: Eğitimde fırsat eşitliği. Sarıyer ülkemizin en güzel ilçelerinden biri. Burada yaşamın daha da güzelleşmesi için belediyenin klasik hizmetlerinin yanı sıra yaşamın her bir kanadına tutulabilecek projelere imza attık. Biz eğitimin önemini biliyoruz ve çalışmalarımızı bu bilinçle yapıyoruz. Eğitimin temel taşları öğretmenler. Öğretmenlere öğrencelerini yetiştirmek için uygun olanaklar sağlanmalı. Biz bunun için çalışıyoruz”dedi.

GÖREVİNİZİN ÖNEMİ ANLAŞILMALI
Başkan Genç konuşmasının devamında, “Sarıyer’de iki öğretmen arkadaş çok önemli bir projenin başlamasına vesile oldu, Sarıyer Akademi… Sarıyer Akademi bizim eğitim anlayışımıza bir yön verdi. Eğitim sadece çocukların sınavlara hazırlanması değildir, bilinçli ve donanımlı bireyler yetiştirmektir. Buradan gösterdikleri özveri için tüm öğretmenlerimize teşekkür ediyorum. Çok zor şartlarda çok önemli şeyler yapmaya çalışıyorsunuz. Eğitim için canını veren, Van depreminde yitirdiğimiz 75 canımızı asla unutmuyorum. Sizin görevlerinizin önemini ve kutsallığını herkesin anlaması gerekiyor” ifadelerini kullandı.

ÖĞRETMENLİK MESLEĞİNDEN BEKLENTİLER MASAYA YATIRILDI
Açılış konuşmasının ardından Doç. Dr. Ebru Oğuz moderatörlüğünde Öğretmenlik Mesleğinden Beklentiler ve Gerçekler paneli düzenlendi. Okan Üniversitesi’nden Doç. Dr. Aytaç Göğüş, Boğaziçi Üniversitesi’nden Doç. Dr. Serkan Özel, Ege Üniversitesi’nden Doç. Dr. Oğuz Başokçu, Bahçeşehir Üniversitesi’nden Dr. Öğrt. Ü Zerrin Doğança Küçük, veli Kemal Kazaz ve öğrenci Kaan Yaman’ın konuşmacı olarak yer aldığı panelde günümüzde öğretmenlik mesleğinden beklentiler ve öğretmenlerin yaşadığı sorunlar masaya yatırıldı.

HEP BAŞARI BEKLENİYOR
Panelin moderetörlüğünü üstlenen Doç. Dr. Ebru Oğuz, öğretmenlerden beklentinin çok yüksek olduğunu vurgulayarak, “Öğretmenden Milli Eğitim Bakanlığı çok şey bekliyor, veliler çok şey bekliyor, öğrenciler çok şey bekliyor. Peki biz öğretmenler bu beklentileri ne kadar karşılayabiliyoruz. Bu beklentileri gerçekleştirmek için biz onlara neler sağlıyoruz. Bu büyük beklentinin altında birçok konu var. Hep başarı bekleniyor ve bu başarı tanımı herkes için çok farklı. Bunlardan çok öğretmene bu başarıyı sağlamak için ne gibi olanaklar veriliyor bunu konuşmalıyız” dedi.

NİTELİKLİ EĞİTİMCİLER YETİŞMELİ
Öğretmenlerin nitelik olarak çok iyi yetişmesi gerektiğini söyleyen Okan Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Aytaç Göğüş, “ Biz öğretmen adaylarını da yetiştiriyoruz. Dolayısıyla işimiz çok zor. Biz sadece öğretmen değil, nitelikli eğitimciler yetiştirmek için çaba sarf ediyoruz. Öğretmenlere eğitim fırsatlarının yaygınlaştırılması gerekiyor” diye konuştu. Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Serkan Özel, “ Toplumun, kurumların, meslektaşların, öğrencilerin, velilerin öğretmenlerden beklentileri var. Bir de insanın kendinden beklentileri var. Bizim değiştirebileceğimiz en önemli nokta kendimiz. Neyi hedefliyoruz ve ne için yapıyoruz? Biz kendi beklentilerimizi değerlendirelim” dedi.

GÖNÜLLÜLÜK ESAS
Ege Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Oğuz Başokçu, “ Öğretmen yetiştirmenin, bir ülkenin eğitim politikasını belirlemenin bir takım kuralları var. Öğretmenlik bir meslek değil, bir uzmanlık alanı. Öğretmenden beklenti çok ama o öğretmenin bu beklentileri karşılayacak kadar donanımı var mı? Bu mesleği sevmiyorsanız yapamazsınız. Öğretmen neyi öğreteceğine, neyin eksik olduğuna, neyi geliştirebileceğine karar verir. Buna göre bir eğitim modeli uygulanması gerekir. Öğretmenler bu beklentileri karşılayabilmek için uygun şartlar altında çalışmalı. Bu meslekte gönüllülük esas. Bütün çocukları aynı anda kurtarabilmek için yapılacak şeyler var. Biz bir çocuk daha kurtarmak için çalışıyoruz” diye konuştu.

Türkiye’nin bu alanda önde gelen uzmanları tarafından verilen, atölyeler, geri bildirim toplantıları, sunumların yapıldığı etkinlik, öğretmenlere yönelik eğitimler, matematik – fen çalıştayları ve soru geliştirme çalışmalarıyla devam etti.

Millî Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, “Proje sayesinde hem okullarımızın altyapısını güçlendireceğiz hem de geçici koruma altındaki çocuklarımızın mesleki ve teknik eğitim yoluyla hayata hazır hale gelmesini sağlayacağız.” dedi.

Millî Eğitim Bakanlığınca, 2023 Eğitim Vizyonu açıklandıktan sonra mesleki eğitimi güçlendirmek için başlatılan projelere yenisi eklendi. Millî Eğitim Bakanlığı bu kapsamda, Türkiye´de geçici koruma altındaki Suriyelilerin, eğitim, sosyal ve ekonomik uyum alanlarında desteklenmesi amacıyla, Avrupa Birliği ve KFW iş birliğinde “Mesleki ve Teknik Eğitim Yoluyla Sosyal ve Ekonomik Uyum Projesi”ni hayata geçirdi.

Projenin, Bakanlıkta düzenlenen tanıtım toplantısına katılan, Millî Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, 2023 Eğitim Vizyonu´nda mesleki ve teknik eğitimin kalitesinin artırılması ve güçlendirilmesinin önemli bir yer tuttuğunu belirtti. Selçuk, sektörle birlikte süreçleri yürüten, ülkenin önceliklerine göre kendini şekillendiren dinamik bir mesleki ve teknik eğitim inşası için çalıştıklarını ifade ederek, “Ülkemizde halen Suriye ve diğer ülkelerden gelen geçici koruma altındaki yaklaşık 12 bin öğrenci, mesleki ve teknik ortaöğretim kurumlarımızda kayıtlı bulunmaktadır. Bu sayının artırılması amacıyla birçok projeyi hayata geçiriyoruz. Bu proje de bunlardan sadece bir tanesi.” dedi.

Mesleki eğitim okullarının alanları yeniden belirlenecek
Mesleki eğitim veren okulların alanlarının illerin ihtiyaçlarına göre yeniden ele alınacağını söyleyen Selçuk, “Proje sayesinde hem okullarımızın altyapısını güçlendireceğiz hem de geçici koruma altındaki çocuklarımızın mesleki ve teknik eğitim yoluyla hayata hazır hale gelmesini sağlayacağız. Bu çerçevede proje kapsamındaki illerdeki sektör kümelenmesi ve kapasitesini göz önüne alarak, bu illerimizdeki mesleki eğitim okullarımızın eğitim verdikleri alanları da hızla yeniden yapılandıracağız.” ifadelerini kullandı.

8 ilde 50 mesleki eğitim veren okulun altyapısı yenilenecek
Yaklaşık 300 milyon liralık bütçeye sahip projenin iki yılda tamamlanması planlanıyor. Proje kapsamında 100 binin üzerinde Suriyelinin yaşadığı illere öncelik verilerek, pilot olarak İstanbul, Bursa, Mersin, Adana, Hatay, Kilis, Gaziantep ve Şanlıurfa illeri belirlendi. Üç çalışmayı içeren projede, en büyük bütçeyi, pilot illerde seçilen mesleki ve teknik eğitim veren okulların altyapı ve laboratuvarlarının iyileştirilmesi oluşturuyor. Bu kapsamda, proje bütçesinin yüzde 80´i, 8 ildeki 50 okulun atölye, laboratuvar, diğer donatım ve altyapısının iyileştirilmesi ve güçlendirilmesine ayrılacak.

Geçici koruma altındaki 10 bin Suriyeli öğrenci ile imkânı kısıtlı Türk öğrencilere ulaşım, eğitim materyali, temrinlik malzeme, iş kıyafeti ve öğle yemeği desteği verilecek. Proje bütçesinin yaklaşık yüzde 5´i de mesleki ve teknik eğitimin farkındalığının artırılması ve tanıtımı için kullanılacak. Proje ile geçici koruma altındaki Suriyelilere ve Türk çocuklara, kaliteli ve erişilebilir mesleki ve teknik eğitimin sağlanması, eğitim ortamlarının iyileştirilmesi, eğitime devamı artıracak desteklerin sağlanması ve mesleki ve teknik eğitimin sunduğu fırsatlar konusunda farkındalığın artırılması hedefleniyor.

Tanıtım toplantısına, MEB Bakan Yardımcısı Mahmut Özer, Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürü Kemal Varın Numanoğlu, Avrupa Birliği Türkiye´deki mülteciler için Mali Yardım Programı (FRIT) Projeler Bölüm Başkanı Emma Clua Vandellos, TOBB, HAK-İŞ, TÜRK-İŞ ve TİSK yöneticileri ile Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, AB ve KFW yetkilileri katıldı.

Altınbaş Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Öğr. Üy. Dr. Gaye Hafez, Altınbaş Çocuk Üniversitesi bünyesinde, “Şifayı Kapmak: İlacı Nasıl Doğru Kullanırız” başlıklı bir atölye düzenledi. Atölyede çocuklar sağlık ve doğru ilaç kullanımı konusunda renkli bir çalışmayla bilinçlendirildi.

Altınbaş Çocuk Üniversitesi tarafından ilkokul öğrencilerine yönelik olarak, “Şifayı Kapmak: İlacı Nasıl Doğru Kullanırız” başlıklı bir atölye düzenlendi. Türkiye’de sağlık okur-yazarlığının yeterince gelişmemiş olmasından hareket ettiklerini belirterek atölye hakkında bilgi veren Altınbaş Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Öğr. Üy. Dr. Gaye Hafez, “Bu konuda bilinen yanlışlıkları yetişkinlerde düzeltmek daha zor, ama çocukken sağlık konusunda doğru eğitim verirsek, o yanlışlar yapılmaz veya sayısı azaltılır. Biz de bundan yola çıkarak, ilkokul çağında sağlık ve ilaç konularını anlatmayı, onların daha en baştan doğru cümleleri duymalarını sağlamayı amaçladık” dedi.

“Basit bir anlatım dili kullandık”
Eczacı olarak çocuklara atölyede daha basit bir anlatım dili kullandıklarını vurgulayan Hafez, atölyenin işleyişi hakkında şu bilgileri paylaştı: “Üniversitede ders vermekten daha zor ve heyecanlıydı. Çalışarak geldim. Bir şeyi anlatırken, ders anlatmayı değil de, küçük denemeler yaparken, aralara bilgi serpiştirmeyi seçtim. İlaç formlarını gösterdim. Bildikleri formlar “hap” ve “iğne” kelimelerinden ibaretti; tablet, kapsül, supozituvar, şurup, enjektabl, damla formlarını ve farklarını öğrendiler. Tek tek gösterdim. İlaçların standart dozda etken madde içerdiğini ve ölçülerek kullanılması gerektiğini anlattım. Yemek kaşığı ve şurup ölçeği arasındaki farkları gösterdim. Laboratuar malzemeleriyle 5 ml hacim ölçümleri yaptık. Pisete su doldurup, minik balon jojeleri, flakonları onların doldurmasını, ölçmesini, flakonların kapaklarını kapatmalarını ve kulak damlası yapmalarını istedim. İlaç saklama koşullarını, son kullanım tarihlerine bakmanın önemini anlattım, kutuları ellerine verip, kendilerinin bulmalarını ve o ilacı kullanıp kullanamayacağımızı sordum. Onlara verilen ilaçlar hakkında soru sorma hakları olduğunu, bilgilenmek için kimlere sorabileceklerini, ilaçların yan etkileri olabileceğini ve bunları da sormaları gerektiğini anlattım ki herhangi bir yan etki gördüklerinde büyüklerine bunu iletebilsinler. Biz de ilacın güvenliğini takip edebilelim.”

Erişkin yanlışları çocukları etkiliyor
Çocukların atölye sonrasındaki kazanımlarını değerlendiren Gaye Hafez, “Çocuklar zaten bir üniversiteye gelmiş olmanın heyecanı içindeydi. Bir tanesi, büyüyünce eczacı olmak istediğini söyledi. En son gelen sorular ve aldığım cevaplara göre ne anlattıysam anlamışlardı. Buna sevindim. “Her şey paylaşılınca güzel, ama ilaç değil” diye bitirmiştim, sanırım önemli bir farkındalıkla çıkmış oldular” diye konuştu. Atölyeye Florya Zeynep Bedia Kılıçlıoğlu İlkokulu 3. sınıftan 31 öğrencinin öğretmenleriyle katıldığını, kendisine de Altınbaş Üniversitesi Psikoloji Bölümü öğrenci ve araştırma görevlilerinin eşlik ettiğini belirten Gaye Hafez, çocuklarda ilaç kullanımında en fazla yapılan yanlışları aktardı. Çocukların en çok kullandıkları ilaç gruplarının ateş düşürücüler ve antibiyotikler olduğunu belirten Gaye Hafez, şunları söyledi: “ Çocukların hepsi “antibiyotik” lafını duymuşlar. İlaç deyince, hemen “antibiyotik” diyorlar. Bu kötü bir şey. Gereksiz yere o kadar çok kullanılıyor ki çocuklar da öğrenmiş. Doktora gitmeden, ateş yükselir yükselmez antibiyotiğe başlamak, çocuk hastada yapılan yanlışların başında geliyor. Ölçülere dikkat etmemek, süspansiyonları gerekmediği halde dolapta saklayıp, çökmelerine sebep olmak, birden fazla ilacı aynı anda kullanmak da yapılan yanlışlıklar arasında. Ama bunların hepsi erişkin yanlışı. Artık onlar, kendi ilaçlarını sorgulamayı ve bu konuda hasta sorumluluğu almayı öğrenmeye başlayacaklar.”

Sosyal Medya

0BeğeniBeğen
0TakipçiTakip Et