Anasayfa Genel

90’lı yılların gözde mesleklerinden olan öğretmenlik, son yıllarda tercih edilen meslek sıralamasında alt sıralara doğru düşmeye başladı. Origin Akademi Kurucusu Cüneyd Baştanoğlu, YKS sınavında lisans puan barajını geçen binlerce adayın öğretmenliği tercih etmediğini söyledi. Baştanoğlu, YÖK’ün araştırmalarına göre puanı tutmasına rağmen tercih yapmayan adayların yüzde 52’si ‘Ailem ve çevrem öğretmenlik eğitimi almamı istemiyor’ ve ‘Öğretmenlik ilgimi çekmiyor’ gibi nedenleri öne sürerek, öğretmenlik mesleğini tercih etmediklerini söyledi.

Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı tarafından tercih sürecinde lisans puan barajını (180) geçmiş olmasına rağmen tercihte bulunmayan üniversite adayı öğrencilerinin tercih süreciyle ilgili görüş, beklenti ve eğilimlerinin belirlenmesine yönelik olarak geliştirilen anket 27 Ekim – 5 Kasım tarihlerinde uygulandı. YÖK’ün yaptığı tercih anketi adayların meslek ve üniversite seçimi hakkında önemli sonuçlar ortaya koydu. YÖK’ten konuyla ilgili yapılan yazılı açıklamaya göre; söz konusu anket; kayıtlarımızda e-posta adresi bulunan öğrencilere e-posta yoluyla, e-posta adresi sisteminde bulunmayan öğrencilere ise SMS yoluyla iletildi. “31.000’den fazla” aday bu anketi kimlik numaralarını kullanarak doldurdu.

İŞTE NEDENLER…
YÖK’ün araştırmasında ‘Öğretmenlik Bölümü Tercihleri’nin de detaylı incelendiğini belirten Origin Akademi Kurucusu ve Eğitim Koçu Baştanoğlu, “Çalışmada tercih sürecinde lisans puan barajını geçmiş olmasına rağmen tercihte bulunmayan üniversite adaylarının, öğretmenlik bölümünü neden tercih etmedikleri ortaya konuyor. İlgili puan türlerinde adayların taban başarı sırası şartını (300 bin) sağladığı halde Öğretmenlik Programlarını tercih etmeme nedenlerine etki eden en önemli faktör; ‘Öğretmenlik alanının adayların ilgisini çekmiyor olması’ olarak karşımıza çıkıyor. Adayların, Öğretmenlik Programlarını tercih etmeme nedenleri arasında ilk sırayı %48 ile “öğretmenlik alanının ilgimi çekmemesi”, ikinci sırayı %31 ile “bu alandan mezun olduktan sonra iş bulma imkanının kısıtlı olması”, üçüncü sırayı ise %8 ile “öğrenim görmek istediğim üniversitenin öğretmenlik programına puanımın yetmemesi” faktörü yer alıyor. Ankette “Ailemin ve çevremin öğretmenlik öğrenimi görmemi istememesi” faktörü de yüzde 4 ile sıralamada yer alıyor” diye konuştu.

ROL MODEL ÖĞRETMEN
Öğrencilerin kendilerine rol model alabilecekleri bir öğretmen figürü ile karşılaşmamış olmalarının da mesleğe olan ilgilerini azalttığını belirten Baştanoğlu, şunları söyledi : “Öğretmenlik mesleğinin öğrencilerin ilgisini çekmemesinin nedenlerinden biri de eğitim hayatları boyunca kendilerine rol model alabilecekleri bir öğretmen figürü ile karşılaşmamış olmalarıdır. Halbuki çocukların ailelerinden sonra ilk tanıştıkları kişiler hep öğretmenleri olmuştur. Küçücük yaşlarından itibaren tanıyıp, rol model alabilecekleri en muhtemel kişiler onlar iken öğrencilerin öğretmen olmayı tercih etmemelerinin nedenlerini sorgulamak gerekir. Geçmiş yıllardan farklı olarak günümüzde öğrenciler; hayat temposu ile yorulmuş, ortalama gelir düzeyinin çok az üzerinde aldıkları maaş ile mutlu olamayan, kendilerini geliştirmeye vakit bulamayan, müfredat ve sınav sisteminde yapılan sürekli değişimlerle motivasyonları zedelenen bir öğretmen kitlesi ile karşı karşıyalar. Böyle bir durumda öğretmenlik mesleğine özenmeleri de oldukça güçtür” diye konuştu

Çoğunlukla çocukluk yaşlarında başlayan tırnak yeme soru­nu, çocuklarımızın iç dünyalarında bazı şeylerin iyi gitme­diğini ifade etme yollarından biridir. Eğitmen ve Danışman Ebru Demirhan, çocuklarda tırnak yeme sorununun sebepleri ve çözüm yolları ile ilgili bilgiler verdi.

“Ebeveyn olmak tüm dünyaya, insanlığa olan sorumluluğumuzun kısa adıdır. Bir can dünyaya getirmek, büyütmek ve onun yaşam boyunca yürüdüğü her yolda, temas ettiği her insanda rolümüzün olması anlamına geliyor. Ebeveyn olmanın doğrusu yok fakat yanlışı var. Doğrusu evrensel olan, herkes için geçerli olan bilgileri içeriyor fakat çizgisi ebeveyn – çocuk arasındaki iletişimin içinde farklı renklerde yerini buluyor. Bu nedenle tek doğrudan bahsedemiyoruz. Oysaki yanlışına baktığımız zaman uzun uzun listeler çıkartabiliyoruz.

Ebeveynlik çocuğun her döneminde farklılaşabiliyor. Bebekliğin getirdiği bakım sürecindeki tutum ile okul öncesi ve sürecindeki tutumlar değişiyor. Eğitim sistemimizin kendi kültürümüz ve geleceğimiz baz alınarak net ve sürdürülebilir bir forma girememesi çocuğu eğitim hayatına başlayan ebeveynlerin tutumlarını oldukça değiştirebiliyor. Herkes çocuğu için en iyiyi istiyor. En iyiyi istemek herkes için bir hak olmakla birlikte ona giden yol yorucu bir yarış halindedir. Eğitim geldiğimiz noktada oldukça pahalı ve fazlaca emek isteyen bir sürece dönüştü. Gerek anne, babalar gerekse çocuklar bu süreçte üzülüp yoruluyor.

Okul yaşamının getirdiği zorluklar, ebeveynlerin beklentilerini karşılayamamak, öğretmen otoritesi, akran zorbalığı gibi birçok konu ile karşı karşıya kalan çocuk çeşitli davranış bozuklukları ile kendisini ifade etmeye çalışabilir. Gerek ebeveynler gerekse öğretmenler olarak her davranış bozukluğunun arkasında başa çıkılamamış bir durum olduğunu bilerek dikkat etmeliyiz.

Merkezime gelen ve çocuğu ile ilgili danışan ebeveynlerin çoğu akademik başarının artmasını talep ediyor. Çocukla ilgili sorular sorduğumda tırnak yeme, alt ıslatma, kaygılı iletişimsizlik, öfke, kilo gibi çeşitli davranış bozuklukları olduğunu görüyorum ve ebeveynler ısrarla çocuğun akademik başarısına odaklanmak istiyor. Hepsinin bir bütün olduğunu anlatıyorum. Gerek davranış bozuklukları gerek akademik başarı gerekse duygudurumu ile ilgilenmek gerektiğini anlatıp seansları o şekilde planlıyorum.

Tırnak yemek, alt ıslatmak, çekingenlik ve benzeri davranış bozuklukları çocukların bir şeyleri çözemedikleri, bazı konularla başa çıkamadıklarını anlatmanın bir yoludur. Çok önemli göstergelerdir. Davranış bozukluğunu görmezden gelmek çocuğun iç dünyasındaki sorunu görmezden gelmektir. Dikkatin dışında her sorun büyür ve daha fazlasına sebep olabilir. Çocukların dünyasında minik şeyler bir davranış bozukluğuna sebep olabileceği gibi aynı değerde minik bir dokunuş sorunu ortadan kaldırır.

Konu akademik başarı iken diğer konuların da önemli olduğunu tekrar vurgulamak istiyorum. Bir yandan da akademik başarıyı kendi bilincimiz ve yapabilirliğimizle değerlendiriyor olabilir miyiz? Çocuğunuzu tanıyor musunuz? Sizin beklentilerinizin dışında o ne istiyor? Onun kendini tanımasına yardımcı oluyor musunuz? Kendi beklenti ve isteklerinizi bir elbise gibi ona giydirip içini doldurup taşımasını mı bekliyorsunuz? Tüm bu soruların cevabı çok önemli…

Sanatsal yönü daha kuvvetli olan bir çocuğu “Sen büyüyünce doktor olacaksın” diye kodladığınızda belki de işini sevmeyen, içinde özlemleri olan, insanlara yeterince hizmet edemeyen bir doktor üretmiş olabilirsiniz. Bu durum gerçekten faydalı mı?

Akademik başarıyı en verimli şekilde sağlamamıza sebep olan durum kendini tanıyan, çocuğunu tanıyan, çocuğunun kendisini tanımasına yol açan ebeveynlerdir. Her birey saygıyı hak eder. Zekası ya da aklını kullanma şekli sizler gibi olmasa da çocuğunuzun sadece varlığı saygıyı hak eder, tıpkı sizin gibi… İyi ki çocuklar anne ve babalarına kopya şekilde benzemiyorlar böylece bizi sürekli kendimizi tekrar etmekten kurtarıyorlar. Tüm çocukların kendileri olabilmelerine, kendi varlıklarına uyumlu şekilde yaşam yolunda ilerlemelerine izin vermek ve tüm ebeveynlerin bunu destekleyip yol gösterici olmaları çözüme giden yolda önemli adımlardır.”

Milli Eğitim Bakanlığı, özel eğitim ihtiyacı olan bireylerin mesleki gelişim süreçlerini güçlendirmek, mezuniyet sonrası istihdam imkanlarını artırmak, onlara iş ve mesleğe yönelik beceriler kazandırmak amacıyla çalışma yürütüyor.

Özel eğitim mesleki eğitim merkezlerinde eğitim gören hafif düzeyde zihinsel yetersizliği bulunan öğrencileri aktif iş gücü piyasası programlarına yönlendirmek için başlatılan proje kapsamında, çeşitli kamu kuruluşlarıyla iş birliğine gidildi. Bu çerçevede, Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü ile Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) arasında 5 Mayıs 2017´de özel eğitim ihtiyacı olan öğrencilerin mezuniyet sonrası istihdam imkanlarını artırmaya yönelik iş birliği protokolü imzalandı.

Protokol ile öğrencilerin iş yerlerinde beceri eğitimi alarak hem mesleki becerilerini geliştirmeleri hem de sosyal hayat içerisindeki varlıklarını sürdürmeleri için özel eğitim mesleki eğitim merkezlerinde iş ve meslek danışmanlığı uygulaması başlatıldı.

Protokol kapsamında, koordineli çalışma yürütülebilmesi için 25-28 Eylül 2017´de özel eğitim meslek okulu bulunan 69 ilde İŞKUR İl Müdürlüklerinde görevli iş ve meslek danışmanının katılımıyla Ankara´da bir bilgilendirme eğitimi gerçekleştirildi.

Öncelikle İzmir, Konya, Bursa ve Kocaeli´de başlatılan uygulama ile iş verenlere yönelik ziyaretler gerçekleştirildi ve öğrencilerin yeterlilikleri ve yetenekleri konusunda bilgilendirme yapıldı.

Ayrıca, öğrencilerin yeterlilikleri konusunda eğitim almış iş ve meslek danışmanları ile okul rehberlik öğretmenleri tarafından her öğrenci için portföy dosyası hazırlandı. Öğrencilere en uygun istihdam alanları da belirlendi.

Çalışmalar sonucunda 4 ilde 50´ye yakın mezun öğrenci, tekstil, yiyecek içecek, matbaa gibi sektörlerde beceri eğitimi için istihdam olanağına kavuştu. Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından belediye mehter takımında çalışmak üzere 30 mezun öğrenciye de istihdam sağlandı.

İllere resmi yazı ile duyuruldu
Zihinsel engellilerin istihdamının ülke geneline yaygınlaştırılması için düzenli iş yeri ziyaretleri yapılacak, öğrencilerin yeterlilikleri belirlenecek ve işbaşı eğitimleri düzenlenecek.

Uygulama, Türkiye´deki 68 ilde bulunan 146 özel eğitim meslek okulunda sürdürülecek. Projenin ülke geneline yaygınlaştırılacağı illere gönderilen yazı ile duyuruldu. Bu kapsamda yapılacak çalışmaların istenen düzeyde gerçekleşebilmesi için İŞKUR il müdürlükleri ve özel eğitim meslek okulları arasında güçlü iletişim mekanizması kurulması istendi.

Öğrencilerin işgücü piyasasına kazandırılması için il milli eğitim müdürlüklerinde özel eğitimden sorumlu şube müdürleri, İŞKUR il müdürlükleriyle irtibata geçecek. İŞKUR iş ve meslek danışmanları, illerdeki özel eğitim meslek okulu müdürleri ve rehber öğretmenlerinin katılımıyla toplantılar düzenlenecek.

İllerde öğrencilerin yeterlilikleri konusunda işverenlere yönelik bilgilendirme yapılacak, her öğrenci için portföy dosyası hazırlanacak ve istihdam alanları belirlenecek.

Bursa Uludağ Üniversitesi, 2019 Prof. Dr. Fuat Sezgin Yılı’nda önemli etkinliklere imza atacak. İslam Bilim Tarihi Araştırmaları Vakfı (İBTAV) ve koordinatör Kırıkkale Üniversitesi ile imzalanan protokol çerçevesinde Bursa Uludağ Üniversitesi’nde yıl içerisinde gerçekleştirilecek etkinlikler sayesinde Prof. Dr. Fuat Sezgin ve eserleri gelecek kuşaklara anlatılacak.

Bursa Uludağ Üniversitesi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından 2019 yılının Prof. Dr. Fuat Sezgin Yılı ilan edilmesinin ardından İslam Bilim Tarihi Araştırmaları Vakfı (İBTAV) tarafından işbirliği yapılan 22 üniversiteden birisi oldu. Bu kapsamda 2019 yılı içerisinde çok sayıda etkinlik planlayan Uludağ Üniversitesi, üniversite öğrencilerine İslami bilimlere büyük katkılar sunan Prof. Dr. Fuat Sezgin’i tanıtacak.

FUAT HOCA GELECEK KUŞAKLARA ANLATILACAK
Yürütecekleri çalışmalar hakkında bilgiler veren BUÜ Rektörü Prof. Dr. Yusuf Ulcay, Kırıkkale Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ersan Arslan’ın koordinatörlüğünü yürüttüğü programlar kapsamında makale yarışması, panel, konferans, gezi ve özel bir dergi yayınının yapılacağını açıkladı. Prof. Dr. Fuat Sezgin’in İslam bilimine bakış açısının Müslümanlara yeni bir yol çizdiğine işaret eden Rektör Yusuf Ulcay; “2018 yılı Haziran ayında Hakk’ın rahmetine kavuşan kıymetli Fuat Sezgin hocamız için Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından alınan kararla 2019 Prof. Dr. Fuat Sezgin Yılı ilan edildi. İslam Bilim Tarihi Araştırmaları Vakfı da 22 üniversite ile protokol imzalayarak çeşitli etkinliklerle Fuat hocamızı genç nesillere anlatmak için harekete geçti. Bursa Uludağ Üniversitesi de bu 22 üniversiteden birisi seçildi. Bizler de Kırıkkale Üniversitesi’nin koordinatörlüğünde 2019 yılı içerisinde çok sayıda etkinliğe hem ev sahipliği yapacağız hem de diğer üniversitelerde gerçekleştirilecek organizasyonlara katılacağız. İnşallah önümüzdeki yıl düzenleyeceğimiz çok sayıda panel, konferans, makale yarışması ve özel gezilerle Fuat hocamızı öğrenci kardeşlerimize en iyi şekilde anlatmaya çalışacağız” diye konuştu.

BUÜ KÜTÜPHANESİ’NİN YENİ İSMİ PROF. DR. FUAT SEZGİN KÜTÜPHANESİ OLDU

BUÜ Rektörü Prof. Dr. Yusuf Ulcay, düzenlenecek etkinliklerin yeni sıra Prof. Dr. Fuat Sezgin’in adının Bursa Uludağ Üniversitesi’nde anılmaya devam edilmesi için üniversite senatosunda mevcut kütüphanenin adının değiştirilmesi kararını aldıklarını açıkladı. 93 yaşında hayata veda eden bilim insanı Prof. Dr. Fuat Sezgin’in örnek alınması gereken bir kişilik olduğunu kaydeden Rektör Yusuf Ulcay; “Yönetim olarak kıymetli hocamızın adının kentimizde ve üniversitemizde yaşatılmasını istedik. 13 Aralık 2018 tarihli oturumda Üniversite senatosu olarak, Merkez Kütüphanemizin isminin bilim, sanat, hizmet, teşvik ve başarı ödülleri yönergesi gereği Prof. Dr. Fuat Sezgin Merkez Kütüphanesi olarak değiştirilmesinin uygun olduğuna oybirliğiyle karar verdik. Kıymetli hocamızın adı, çok değer verdiği bilimin merkezi olan kütüphanemizde yaşamaya devam edecek” şeklinde konuştu.

MAKALE YARIŞMASI İÇİN BAŞVURULAR BAŞLADI
2019 Prof. Dr. Fuat Sezgin Yılı kapsamında ilk olarak makale yarışması başlattıklarını kaydeden Rektör Ulcay; “Yıla yayılacak etkinliklerin ilkini makale yarışması ile başlattık. Fuat hocamızın çalışma hayatı, eserleri ve bilim dünyasına katkılarını yansıtacak bir makale yarışması olacak. 25 Şubat’ta başvurular son bulacak. Şimdiden başvurular almaya başladık. Ocak ve Şubat ayında çok daha fazla başvuru olacağına inanıyorum. Başvuru tarihinin sonlandırılmasının ardından gönderilen makaleler değerlendirmeye alınacak. 18 Mart’ta gerçekleştireceğimiz Prof. Dr. Fuat Sezgin Ar-Ge Günleri etkinliğinde de dereceye girenlere ödüllerini takdim edeceğiz. Bunun yanı sıra yine yıl içerisinde paneller, konferanslar ve özel geziler düzenleyerek hocamızı en iyi şekilde gelecek kuşaklara aktarmanın gayreti içerisinde olacağız” diye konuştu.

BUÜ Rektörü Prof. Dr. Yusuf Ulcay, makale yarışmasıyla ilgilenen öğrencilerin ve akademisyenlerin detaylı bilgileri üniversitenin ve fakültelerin internet sitelerinden edilebileceklerinin altını çizdi.

Türkiye’de ilkokulda başlayan İngilizce dil eğitimi, lise ve üniversiteyi de kapsayacak şekilde en az 12 yıl boyunca devam ediyor. Buna rağmen ülkemiz, global İngilizce yeterlilik sıralamasında 88 ülke arasında 73. sırada yer alıyor. İngilizce öğrenme platformu WEXT, Oxford University Press içerikleriyle yapay zekayı birleştirerek yeni nesil kişiselleştirilmiş İngilizce öğrenme metodu ortaya koyuyor.

Türkiye, İngilizce dil eğitimi süresinde dünyanın en cömert ülkelerinden biri konumunda bulunuyor. Bir öğrenci, ilkokuldan itibaren 12 yıl boyunca 1.000 saatten fazla İngilizce eğitimi alıyor. Buna rağmen, uluslararası dil okulu EF Education First tarafından ana dili İngilizce olmayan 88 ülke arasında gerçekleştirilen İngilizce yeterlilik sıralamasına göre, Türkiye 73. sırada “çok düşük yeterlilik” bandında yer alıyor. Yapay zeka destekli İngilizce öğrenme platformu WEXT’in kurucusu Ali Uzunyolcu, bu durumun temel nedeninin bireylerin öğrenme farklılıklarını dikkate almayan yöntemler, motivasyon düşüklüğü, zaman ve mekan zorunluluğu, öğrenme sürecinde bireye özgü geri bildirim olmayışı olduğunu ifade ediyor.

Yabancı dil eğitiminden yapay zeka destekli model
Geleneksel öğretim metotlarının “one-size-fits-all” (her bireyi aynı kabul etmek ve aynı ders materyalini sunmak) yaklaşımı dil öğrenmenin önündeki engellerden biri olmaya devam ediyor. Öte yandan hızla gelişen yapay zeka teknolojileri eğitim süreçlerine de dahil oluyor. WEXT, dünyanın en köklü üniversitelerinden Oxford Üniversitesi’ne ait Oxford University Press içerikleriyle yapay zekayı birleştirerek yeni nesil kişiselleştirilmiş İngilizce öğrenme metodu ortaya koyuyor. Türk mühendisler ve Sakarya Üniversitesi Teknokent’in akademik iş birliğiyle geliştirilen yapay zeka destekli yapısıyla WEXT, seviye tespitinin ardından kullanıcıların ilerleme hızına ve dil gelişimlerine bağlı olarak en uygun ders materyallerini, anlık geri bildirimlerle destekleyerek kişiye özel bir eğitim süreci sunuyor. Platform, öğrenme analitiği sayesinde objektif değerlendirmelerle, kullanıcının öğrenme hızına ve biçimine uygun olarak 1000’den fazla farklı interaktif ders planı oluşturuyor.

Yabancı dil eğitiminde dinleme ve konuşma, okuma ve yazma, dil bilgisi ve kelime bilgisi becerilerinin bir bütün olduğunun altını çizen Ali Uzunyolcu, “Türkiye’de İngilizce öğrenimi söz konusu olduğunda akla gelen ilk beceri konuşma pratiğidir. Bu noktada göz ardı ettiğimiz husus ise yeterli düzeyde dil bilgisi, kelime bilgisi, dinleme ve okuma becerilerimizi geliştirmedikçe istenilen seviyede konuşma yetilerine sahip olamayacağımızdır. Bu çerçevede tüm dil becerilerinin bütünleşik olarak sunulduğu, teknoloji destekli kişiselleştirilmiş bir dil öğrenme yöntemi ile daha hızlı ve etkili bir şekilde başarının yakalanması mümkün. Bu noktada yapay zeka sayısıyız veriyi analiz ederek bireylerin farklılıklarını tespit ederek yol gösterici oluyor.” dedi.

Hedef, yerli kaynaklarla dünyaya İngilizce öğretmek
2018 yılının Eylül ayında hizmete sunulan WEXT’in, ilk 4 ay içerisinde 10.000 binden fazla kullanıcıya ulaştığını belirten Ali Uzunyolcu şunları aktardı: “Bu hızlı büyüme sonucunda uluslar arası pazarlara açılmak için çalışmalara başladık. Gelen talepler doğrultusunda öncelikle Rusya, İtalya, Malezya ve Slovakya’ya odaklandık. Yenilikçi öğrenme modeliyle WEXT, Türkiye’den çıkıp uluslararası pazara açılan İngilizce dil öğrenme platformlarından birisi olmaya aday.”

Millî Eğitim Bakanlığı, Türkçenin korunması ve geliştirilmesi için iki önemli proje başlattı. Millî Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, öğrencilerin dört temel dil becerisi yeterliliklerinin tespit edilmesi ve Türkçe söz varlığının tespitine yönelik Bakanlıkça yürütülen çalışmalara çok önem verdiğini belirterek, “Bu çalışmalar, Türkçeye Kutadgu Bilig´den beri nefes verenlerin ruhunu şad edecek.” dedi.

Eğitim 2023 Vizyonu´nda Türkçe dil yeterlilikleri konusuna ayrı bir başlık açarak Türkçe´nin korunması ve geliştirilmesini temel eğitimin omurgası olarak ele alan Millî Eğitim Bakanlığında, ana dil eğitimi üzerine iki önemli proje yürütülüyor. Bu projelerle okul öncesinden lise 12. sınıfa kadar her sınıf düzeyinde Türkçenin söz varlığı gün yüzüne çıkartılacak, ayrıca ana dilde dört temel becerinin farklı araçlarla ilk defa ölçülmesi sağlanacak.

Türkçe eğitimi ve öğretimi çalışmalarından bir tanesi Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığınca yürütülen “Söz Varlığını Tespit ve Geliştirme Projesi”. Proje kapsamında, okul öncesinden 12. sınıfa kadar öğrencilerin sahip oldukları yazılı ve sözlü Türkçe varlıklarını tespit etmek üzere bir yaklaşım ortaya koymak amaçlanıyor. Bu kapsamda, her sınıf kademesi için Türkçe söz varlığı listeleri oluşturulacak.

Böylece örgün eğitimdeki tüm öğrencilerin tüm sınıf düzeylerinde bilmeleri gereken kelimeler, bilimsel metotlarla tespit edilecek. Proje ile öğrencilerin ana dilleri ile kendilerini doğru ifade etmeleri ve iletişim yöntemlerini geliştirmeleri amaçlanıyor. Bakanlığın Türkçe üzerine yürüttüğü ikinci proje ise Ölçme, Değerlendirme ve Sınav Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen “Türkçe Dil Yeterliliklerinin ve Düzeylerinin Belirlenmesi Projesi”. Bu projede öğrencilerin Türkçe dil yeterliliklerinin tespit edilmesi için çeşitli ölçeklerin geliştirilmesi amaçlanıyor.

İki proje için çalıştay
Millî Eğitim Bakanlığınca hem “Söz Varlığını Tespit ve Geliştirme Projesi” hem de “Türkçe Dil Yeterliliklerinin ve Düzeylerinin Belirlenmesi Projesi” için Türkiye´den ve yurt dışından 120 eğitim ve dil bilimi uzmanının katılımıyla iki ayrı çalıştay düzenlendi.

Talim Terbiye Kurulunun merkez binasında düzenlenen çalıştayların açılışını yapan Millî Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, Türkçe söz varlığının tespit edilmesine ve Türkçe dil yeterliliklerinin belirlenmesine verdiği önemi akademisyenlerle paylaştı. Akademisyenlerin sunumlarını da tek tek dinleyen Selçuk, konuya ilişkin beklentilerini dile getirdi.

2023 Eğitim Vizyonu´nun merkezi bir noktasında Türkçe söz varlığının tespitinin bulunduğunu ifade eden Selçuk, “Öğrencilerimizin dört temel dil becerisi yeterliliklerinin tespit edilmesini ve bu doğrultuda dil düzeylerinin belirlenmesi çalışmalarını son derece önemsiyorum. Türkçe söz varlığının tespitine yönelik çalışmalara çok önem veriyorum. Bu çalışmalar, Türkçeye Kutadgu Bilig´den beri nefes verenlerin ruhunu şad edecek.” değerlendirmesini yaptı. Bu çalışmaların millete hizmet etmenin de güzel bir yolu olduğunun altını çizen Selçuk, “Bir makamda bulunan, yetkisi olan bir kişi, sadece söz varlığı ile ilgili bir çalışma yürütse bile bu ona yetecektir.” diye konuştu.

“Dünyanın en büyük dili Latince öldü”
Bakan Selçuk´un daveti üzerine çalıştaya katılan; dil, eğitim, öğrenme, çok dillilik üzerine araştırmalarıyla tanınan KKTC vatandaşı Norveç Oslo Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kamil Özerk, “söz varlığının önemi” konulu bir sunum yaptı. Özerk, “Diller ölmez, diller gerilemez, diller ancak öldürülür. O nedenle dilimize sahip çıkmamız lazım.” ifadesini kullandı.

Avrupa´da son 120 yılda 12 dilin yok olduğunu, hala bu tehlike altında olan diller bulunduğunu bildiren Özerk, dünyanın en büyük dillerinden biri olan Latincenin de öldüğüne işaret etti. Özerk, dile sahip çıkmak için siyasetçilerin, eğitimcilerin, medya kuruluşlarının, ailelerin, ders kitabı yazarlarının, öğretmenlerin kısaca toplumun her kesiminin bilinçlenmesinin önemine dikkat çekti.

Özerk, dünyada konuşulan 8 bin dil olduğunu, her konuşulan dilin bir de işaret dilinin bulunduğunu anlattı. Dört temel dil becerisine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Özerk, “dinleme ve anlama/kavrama, anlaşılabilen konuşma, anlayarak okuma, anlaşılacak şekilde yazma” şeklindeki bir anlayışın doğru bir yaklaşım olacağını vurguladı. Türkçeye yabancı dillerden geçen kelimelerin halkın geneli tarafından kabul edilmiş olması gerektiğini ifade eden Özerk, “Küçük yaşlarımda öğretmenlerimden biri ´kalem değil yazaç diyeceksin´ derdi. Ben hiçbir zaman bu kelimeyi kullanmadım. Bu konuda hazır mayalar tutmuyor, çalışmaların halktan kopuk olmaması lazım.” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, TÜBİTAK ve TÜBA Ödülleri Töreni’nde yaptığı konuşmada, “Günümüz dünyasında gerçek anlamda bağımsızlığın ilk şartı teknolojiyi tasarlayan, geliştiren, üreten ve ihraç eden ülke konumuna ulaşmaktır. Ülkemizin millî teknoloji hamlesinin başarıya ulaşması, teknoloji üreten bir toplum hâline dönüşmemizle mümkündür” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezinde düzenlenen TÜBİTAK ve TÜBA Ödülleri Töreni’ne katıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, törende bir konuşma yaptı.

“BİLİM VE TEKNOLOJİDEN MAHRUM BİR KALKINMA ÇABASININ MENZİLE VARMASI MÜMKÜN DEĞİLDİR”
Konuşmasında bilim ve teknolojiden mahrum bir kalkınma çabasının menzile varmasının mümkün olmadığını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, bilim, kültür ve sanat adamlarına destek olmayan bir devletin, beklediği atılım sürecine girmesinin ham bir hayal olarak kalacağını belirtti.

Kültür ve medeniyet kökleri ile manevi hazinelerinden kopuk yürüyen bilimsel çabaların da eksik ve yarım kalacağını hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye olarak her açıdan müstesna bir kültür, ilim ve tarih havzasının üzerinde oturuyoruz. Asırlardır farklı kültürleri, farklı medeniyetleri ve inançları bünyesinde başarıyla meczetmiş bir coğrafyanın kavşak noktasında yer alıyoruz” diye ekledi.

“İSLAM DÜNYASI ENERJİSİNİ İÇ ÇATIŞMALARLA TÜKETİYOR”
“Bugün İslam dünyasına söyle bir baktığımızda enerjisini ilmi, akademik, kültürel çalışmalara sarf etmek yerine daha çok iç çatışmalarla tüketen bir manzaraya şahit oluyoruz” ifadelerini kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü: “Yakın çevremize baktığımızda gelir dağılımından adalete, diplomasiden demokrasiye, ekonomiden hak ve özgürlüklere kadar birçok alanda sorunlarla boğuşan bir coğrafyayla karşılaşıyoruz. Aynı fotoğrafta kendi ülkesinin bekasını, küresel silah tüccarlarına haraç ödeyerek sağlamaya çalışan devletlere rastlıyoruz.”

Sadece güvenlik konularında değil; teknolojide, mimaride, sanayide, diplomasi ve ekonomide de dışa bağımlılığın bugün İslam dünyasının en acı gerçeği olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Âdeta bir öğrenilmiş çaresizlik sendromuyla karşı karşıyayız. Biz, bu durumun değişeceğine yürekten inanıyoruz” şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerinin devamında şunları kaydetti: “Günümüz dünyasında gerçek anlamda bağımsızlığın ilk şartı teknolojiyi tasarlayan, geliştiren, üreten ve ihraç eden ülke konumuna ulaşmaktır. Ülkemizin millî teknoloji hamlesinin başarıya ulaşması, teknoloji üreten bir toplum hâline dönüşmemizle mümkündür.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın katıldığı törende, 2018 yılı TÜBİTAK Bilim, Özel, Hizmet ve Teşvik Ödülleri’ni kazanan bilim insanları şu isimlerden oluşuyor;

BİLİM ÖDÜLLERİ
*Mühendislik Bilimleri
Prof. Dr. Mustafa Erdik
Prof. Dr. Cengiz Kahraman

*Sağlık Bilimleri
Prof. Dr. Ertuğrul Kılıç

ÖZEL ÖDÜLLER
*Temel Bilimler
Prof. Dr. Mehmet Acet
Mühendislik Bilimleri
Prof. Dr. Tanju Karanfil

*Sağlık Bilimleri
Prof. Dr. Ömer Küçük

TEŞVİK ÖDÜLLERİ
*Temel Bilimler
Doç. Dr. Mustafa Emrullahoğlu
Prof. Dr. Veysi Erkcan Özcan
Doç. Dr. İmren Hatay Patır
Doç. Dr. Hasan Şahin
Doç. Dr. Mehmet Zahmakıran

*Mühendislik Bilimleri
Doç. Dr. Nadir Dizge
Doç. Dr. Engin Durgun
Doç. Dr. Sedat Nizamoğlu

*Sosyal Bilimler
Doç. Dr. Cengiz Erişen
Doç. Dr. Eren İnci
Dr. Ahmet Şensoy
Prof. Dr. Mustafa Sami Topçu

MEB Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğünce, hayat boyu öğrenmeye katılım oranlarını artırmaya yönelik teşvik edici, ilham verici ve özgün örnekler içeren “Hayat Boyu Öğrenmede İyi Uygulama Örnekleri” ödül töreni gerçekleştirildi.

Başkent Öğretmenevinde düzenlenen törene, Millî Eğitim Bakan Yardımcımız Reha Denemeç, Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürü Mehmet Nezir Gül katıldı.

Törende konuşan Millî Eğitim Bakan Yardımcımız Reha Denemeç, ödüle layık görülen katılımcıları tebrik etti. Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürü Mehmet Nezir Gül ise konuşmasında, hayat boyu öğrenmenin ‘beşikten mezara’ devam eden bir süreç olduğunu ve bu öğrenme sürecinin insan hayatında büyük bir öneme sahip olduğunu kaydetti.

Konuşmaların ardından 81 ilden 195 örnek çalışma arasından Ağrı Merkez Halk Eğitimi Merkezi, Ankara Kızılcahamam Halk Eğitimi Merkezi, Balıkesir Burhaniye Halk Eğitimi Merkezi, Bingöl Halk Eğitimi Merkezi, Çanakkale Yenice Halk Eğitimi Merkezi, İstanbul Gaziosmanpaşa Halk Eğitimi Merkezi, Diyarbakır Kulp Halk Eğitimi Merkezi, Manisa Halk Eğitimi Merkezi, Mardin Derik Halk Eğitimi Merkezi, Muğla Bodrum Halk Eğitimi Merkezi ile Sinop Halk Eğitimi Merkezi ödüle layık görüldü.

Ödüle layık görülen halk eğitimi merkezi müdür ve öğretmenlerine ödülleri Bakan Yardımcısı Reha Denemeç tarafından verildi.

Tanınmış modacıları ve tasarımcıları mezun ederek ünlülerin okulu ünvanını kazanan moda ve tasarım okulu Istituto Marangoni’ye her yıl Firenze Eğitim aracılığı ile birçok Türk öğrenci İtalya’da master ve İtalya’da üniversite eğitimi almak için gidiyor. Istituto Marangoni’nin dünyadaki ilk yetkili temsilcisi Firenze Yurtdışı Eğitim İtalya’da eğitim almak isteyen Türk öğrencileri bu ünlü okul ile buluşturuyor.

Firenze Yurtdışı Eğitim Danışmanı Neslihan Çebi; birçok Türk öğrencimiz Istituto Marangoni’de moda ve tasarım eğitimi alırken okulun bağlantıları sayesinde birçok ünlü marka ile proje bazlı çalışmalar yapıyor, tasarımın ve modanın büyülü dünyasına adım atıyorlar dedi. Ayrıca Istituto Marangoni Milano kampüsü dışında Floransa, Londra ve Paris kampüslerinin üniversite, master ve sertifika programlarının Türk öğrencilerin ilgilisini çektiğini ve Marangoni’nin sanatın ve tasarımın başkentleri olan bu kampüslerinde de başarı gösterdiklerini sözlerine ekledi.

Bu yıl itibarı ile Milano, Floransa, Paris, Londra, Miami ve Mumbai kampüslerinde moda eğitimleri ve Milano ve Londra kampüslerinde modanın yanı sıra tasarım bölümleri sunuluyor. Londra kampüsündeki İç Mimarlık üniversite programı en çok tercih edilen programlardan biri oluyor. Istituto Marangoni’nin Üniversite ve Master programları dışında yoğun sertifika programları bir senede moda tasarımcısı veya iç mimar yetiştiriyor. Çalışanlar için de kısa dönem programlar bulunuyor. Türkiye’de üniversite okuyan öğrenciler de bir dönemlerini Istituto Marangoni’de geçirebilirler. Moda ve Tasarım dünyasının yıldızları Istituto Marangoni’de eğitim alıyor ve Türk öğrenciler de bu yıldızların arasında yerlerini alıyorlar.

Yüksek lisans yapmanın iş gücüne katılmayı kolaylaştırdığı günümüzde Beykoz Üniversitesi lisansüstü eğitimlerine ağırlık veriyor. Üniversite bünyesinde açılan İşletme, Uluslararası Ticaret ve Lojistik, İletişim Tasarımı ve Göstergebilim ile İş ve Örgüt Psikolojisi Yüksek Lisans Programları’na Bahar Dönemi başvuruları başladı. Sınırlı kontenjan ile öğrenci alacak bu programlara başvuru için son gün 11 Ocak 2019

Günümüz iş dünyasında lisans eğitimini iyi bir yüksek lisans programıyla devam ettiren bireyler rakiplerine karşı birkaç adım birden öne geçebiliyor, kariyer basamaklarını çok daha hızlı ve sağlam adımlarla tırmanabiliyor. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) göstergelerine göre eğitim düzeyinin iş gücüne katılma ve yükselmedeki etkisi tahminlerin çok daha üzerinde.

Lisans diploması olanların iş gücüne katılım ortalaması OECD 2018 raporuna göre yüzde 84, AB22’de yüzde 83 iken Türkiye’de yüzde 77. Yüksek lisans diploması olanların iş gücüne katılım ortalaması OECD’de yüzde 88, AB22’de yüzde 87, Türkiye’de ise yüzde 85.
Yüksek lisans iş gücüne katılımı kolaylaştırıyor

Bu rakamlara baktığımızda açıkça görülüyor ki Türkiye’de lisans diploması olanların iş gücüne katılma oranı OECD ve AB22 ortalamalarının altındayken, yüksek lisans da ise neredeyse aynı seviyede ilerliyor. Yüksek lisans yapmak iş gücüne katılabilme yüzdesini OECD’de ve AB22’de 4 puan arttırırken Türkiye’de 8 puan arttırıyor. Kısacası Türkiye’de yüksek lisans yapmak iş gücüne katılmakta OECD ve AB22’ye göre 2 kat daha fazla fırsat yaratıyor.

Tüm bunların farkında olan ve öğrencilerine de aktaran, önlisans ve lisans eğitimindeki kalitesini kanıtlayan Beykoz Üniversitesi, lisansüstü eğitimlerine de ağırlık veriyor. Lisansüstü Programlar Enstitüsü’nde Bahar Dönemi kayıtlarını başlatan Beykoz Üniversitesi; İşletme (Tezsiz), Uluslararası Ticaret ve Lojistik (Tezli/Tezsiz), İletişim Tasarımı ve Göstergebilim (Tezli/Tezsiz) ile İş ve Örgüt Psikolojisi (Tezsiz) Yüksek Lisans Programı’na öğrenci alacak.

Son gün 11 Ocak 2019
11 Ocak 2019’a kadar sürecek başvuru sürecinde adaylardan öncelikle en az 4 yıllık bir yükseköğretim programından mezun olduklarını gösteren lisans diploması veya mezuniyet belgesi istenecek. Tezsiz yüksek lisans programları için Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitim Giriş Sınavı (ALES) puanı ya da yabancı dil şartı aranmayacak. Tezli yüksek lisans programlarında ise adayların ALES Eşit Ağırlık (EA) türünde en az 55 standart puanı almış olması gerekecek. Adaylar, başvurdukları programlara kabul için gerekli diğer sınav ve mülakatlara da katılmak zorunda olacak. Tüm değerlendirmeler sonunda ilan edilen sonuca göre kesin kayıt hakkı kazanan adayların kayıt tarihlerinde belge teslimi yapmaları gerekecek. Kayıt sırasında tüm işlemler belgelerin asılları ile yapılacak.

Sosyal Medya

0BeğeniBeğen
0TakipçiTakip Et