Anasayfa Genel

Millî Eğitim Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği bünyesinde faaliyet gösteren İletişim Merkezi “MEBİM 147″ye, Öğretmenler Günü dolayısıyla öğrencilerine gösterdikleri ilgi, sevgi ve sabır nedeniyle 25 binin üzerindeki öğretmen için teşekkür mesajı geldi.

Millî Eğitim Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği bünyesinde faaliyet gösteren “MEBİM 147″, eğitimde fırsat eşitliğini sağlamak amacıyla başta öğrenci, veli, öğretmen, idareci olmak üzere bütün vatandaşlardan gelen bilgi edinme, soru, talep, görüş, öneri, ihbar veya şikayeti etkin ve hızlı bir şekilde çözüme kavuşturmak amacıyla 1 Mart 2012´de hizmete başladı. Kurulduğu günden bu yana öğretmen veya idareciler için toplam 20 bin 308 teşekkür alan “MEBİM 147″ye sadece bu yılın kasım ayında gelen teşekkür çağrısı, yapılan tanıtım etkinlikleri sonucu son 5 yılın üzerine çıktı. Öğretmenler Günü dolayısıyla son üç haftada MEBİM 147´ye veli ve öğrencilerden öğretmenlere iletilmek üzere 25 bin 177 teşekkür mesajı geldi. Bakanlık çalışanlarınca tek tek kağıda dökülen mesajlar, okul müdürleri aracılığıyla öğretmenlere resmi yazı ile iletildi.

Ameliyata öğretmeni ikna etti
Adana İmamoğlu Atatürk İlkokulu 2-D sınıfı öğrencisi Aysima Demirci´nin velisinin, ameliyatı için öğrencisini ikna eden Güzin Er öğretmene teşekkür etmesi dikkati çekti. Bademcik ameliyatı olması gerekirken öğretmeninden ayrılmak istemeyen Aysima´nın, öğretmeni Güzin Er´in “Gerekirse ben öğle arası ya da okul çıkışı gelir derslerinden geri kalmaması için elimden gelenin fazlasını yaparım.” sözleri üzerine ameliyat olmayı kabul ettiği aktarıldı. İzmir Buca Çamlıkule İlkokulu öğrencilerinden Muhammed Deniz Başaran´ın öğretmeni Nazan Aktaş Köksal´a iletilmek üzere MEBİM 147´ye aktardığı duygu dolu mesaj ise şöyle: “Diğer çocuklardan farklıydım. Onlar gibi yürüyemesem de bana olan sevgini, merhametini esirgemedin benden. Annem ve babamdan sonra en çok sevgiyi sen bana verdin öğretmenim. Yeri geldi terimi sildin, yeri geldi düştüğümde elimi tuttun. Bana kendime güvenmem gerektiğini, benim de herkes gibi başarılı olabileceğimi sevginle öğrettin. Küçük kalbimde ışığınla yol gösterdin.”

“O dersin gelmesini dört gözle bekliyorum”
Bursa Yıldırım Yahya Kemal Beyatlı Ortaokulu öğrencilerinden Zeynep Kahrıman´ın Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi öğretmeni olan Tuğba Özcanoğlu´na iletilen mesajında şu ifadeler öne çıktı: “Bir ders var ´Allah´ım hiç bitmesin´ dediğim ve o dersin gelmesini dört gözle beklediğim, o dersi anlatan siz değerli öğretmenim ´Hiç gitmesin´ diye dua ettiğim, canım öğretmenim öğretmenler gününüz kutlu olsun.”

“İyi ki öğrencilerimiz sizin gibi bir idareci ile eğitim görüyor”
Kırşehir Kaman Alparslan İlkokulu öğrencilerinden Hatip Efe Haykır ile Eylül Haykır kardeşlerin velisinden okul müdürü Ferhat Çelik´e iletilen mesajda şunlar yer aldı: “Tatil olduğu günlerde bile belki ailesini bile kenara bırakarak okul içerisinde öğrencilerin daha kaliteli eğitim alabilmesi için eksikleri tespit etmekte ve eksik malzemeleri tamamlamak için mücadele eden, okulu sadece işi olarak görmeyen, o okulun parçası olarak hareket eden Ferhat beyin Öğretmenler Günü´nü kutlarım. İyi ki öğrencilerimiz, sizin gibi bir idareci ile eğitim görmektedir.”

Hiperaktif çocuğunun velisinden öğretmenine vefa
İstanbul Esenler Ayvalıdere İlkokulu öğrencisinin velisinden öğretmen Ferit Özkaya´ya gelen mesajda şu satırlar öne çıktı: “Dikkat dağınıklığı ve hiperaktivite bulunan çocuğumu, ilaç almadığı dönemlerde öğretmenini rahatsız etmemesi ve sınıf düzenini bozmaması için okula göndermek istemiyordum. Öğretmeni ise ´Çocuk, derslerinden geri kalmasın, ben idare ederim´ diyerek onu eğitime kazandırıyor. Çocuğuma karşı olan sabırlı, merhametli davranışından dolayı teşekkürlerimin iletilmesini talep ediyorum.”

“365 günde bir değil, bir günde 365 defa hürmet etsek hakkınızı ödeyemeyiz”
Çanakkale Biga Ekrem Ergün İlkokulu öğrencilerinden Beyza Aslan´ın öğretmeni Ergün Kılınç için bıraktığı mesaj şöyle: “Bir öğretmeni unutulmaz yapan şey, öğrencinin yüreğine dokunmasıdır. İyi kalpli, sevgi dolu, güler yüzlü, kocaman yürekli öğretmenimiz iyi ki varsınız. Size 365 günde bir değil, bir günde 365 defa hürmet etsek hakkınızı ödeyemeyiz. İyi ki bizimlesiniz, başarılarınızın devamını dilerim.”

“Okulunuza evladımı gözüm kapalı gönderiyorum”
Adana Ceyhan Sakarya İlkokulu öğrencisi Mustafa Çapan´ın ailesi tarafından öğretmeni Niyazi Gezer´e ulaştırılan mesajda şu ifadeler yer aldı: “Çocuk yetiştirmek bence bir sanat. Sizlerin sayesinde o sanatın temellerini atıyoruz. Öz güveni yüksek ve şahsiyetli çocuklar yetiştirmek için sizlerle beraber bu yolculuğa çıktığımız için çok memnunuz. Sevgiyi saygıyı ve paylaşmayı öğretiyorsunuz çocuklarımıza. İlginiz ve sevginiz için çok çok teşekkür ederiz. Evladımı gözüm kapalı gönderiyorum okulunuza, öğretmenler gününüz kutlu olsun.” Millî Eğitim Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği sorumluluğunda 7 gün 24 saat hizmet veren İletişim Merkezi´ne, yurt içinden 147 kısa numara ile yurt dışından ise +90 312 147 1122´den ulaşılabiliyor.

Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, 24 Kasım Öğretmenler Günü nedeniyle yazılı bir mesaj yayınladı. Bakan Yılmaz mesajında şu ifadeleri kullandı;

“Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Millet Mektepleri Başöğretmenliğini kabul ettiği ve Öğretmenler Günü olarak kutladığımız bu anlamlı günde; ülkemizin 81 vilayetinde, şehir merkezlerinden en ücra köylerine kadar vatanın her karışında ve yurt dışında vazifelerini hakkıyla ifa eden tüm öğretmenlerimizin Öğretmenler Gününü en içten dileklerimle kutluyorum.

Değerli Öğretmenim,

Eğitim sistemimizin asli unsuru sizlersiniz. Sorumluluğu büyük ve başka hiçbir meslekle kıyaslanamayacak kadar kutsal bir mesleğe sahipsiniz. Sizler bir medeniyeti, bir kültürü inşa eden nesilleri yetiştirmektesiniz. Öğretmen bir eğitimci bir rehber bir mimar bir sanatkârdır. Rehberliğinizle sadece öğrencilerimize değil bu ülkenin geleceğine de şekil veriyorsunuz. Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün de belirttiği gibi “Dünyanın her tarafında öğretmenler, insan topluluğunun en fedakâr ve muhterem unsurlarıdır.”

Değerli Öğretmenim,

Kültürümüzde ve bakış açımızda öğretmenlerimiz anne ve babalarımız kadar değerli ve onlar kadar azizdir. Biz, bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olacak kadar öğretmenlere kıymet vermiş bir kültüre sahibiz.

Sizler emekli olsanız bile yetiştirdiğiniz, yetişmesine katkıda bulunduğunuz öğrencileriniz vasıtasıyla ülkeye ve topluma hizmet etmeye devam edersiniz.

Öğrencilerimizin bizi biz yapan değerlerimize bağlı nesiller olarak yetişmelerinde emeğinizi, azminizi ve tüm çalışmalarınızı yürekten destekliyorum. Daha güçlü ve daha müreffeh bir ülke için geleceğimizi emanet edeceğimiz nesillerimizi fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller olarak yetiştirecek, birlikte omuz omuza yürüyecek, eğitim adına yaktığımız meşalemizi nesilden nesle aktaracağız.

Millet Mekteplerinin açıldığı ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Başöğretmenlik unvanını kabul ettiği bu anlamlı günde, emekli öğretmenlerimize sağlık ve huzur dolu günler diliyor, şehit olmuş ve ebediyete irtihal etmiş öğretmenlerimizi rahmetle anıyorum.

Nesillerimizi yetiştirmek için özveriyle çalışan tüm değerli öğretmenlerimizin Öğretmenler Günü’nü bir kez daha en içten dileklerimle kutluyor, tüm öğretmen ve öğrencilerimize en derin sevgi ve selamlarımı sunuyorum.”

Millî Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, üniversitelerin tümünün birbiriyle aynı ya da birbirlerinin kopyası olmasını istemediklerini belirterek, “Üniversitelerimizin hepsi uluslararası nitelikleri gözetmeli fakat farklı değerler üretmelidir. Bu kapsamda üniversitelerimizin bir kısmının eğitimde, bir kısmının araştırma ve teknoloji üretiminde, bazılarının da bölgesel kalkınmaya katkı sağlamakta farklılaşmasını istiyoruz” dedi.

Millî Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, Yıldız Teknik Üniversitesinin akademik yılı açılışı ve Başbakan Binali Yıldırım´a fahri doktora tevcih törenine katıldı. Bakan Yılmaz törende yaptığı konuşmada, Türkiye´yi 21. yüzyılda hak ettiği yere ulaştırabilmenin kaliteli bir yüksek eğitimle mümkün olacağını vurguladı. Küresel ölçekte rekabetçi yükseköğretim sistemine sahip olmak gerektiğini dile getiren Yılmaz, “Ülkemizin yükseköğretime erişim ve yükseköğretimde okullaşmada, sayısal açıdan önemli bir sıçramaya ve yatay büyümeye şahit olundu. Bugün itibarıyla 112 devlet, 67 vakıf yükseköğretim kurumu, 5 vakıf meslek yüksekokulu ile Milli Savunma ile Türk-Japon Bilim ve Teknoloji üniversitelerimizle birlikte 186 yükseköğretim kurumumuz bulunmaktadır. 2016-2017 eğitim-öğretim döneminde öğrenci sayımız 7 milyonun üstündedir. Bu öğrenci sayısı ile Avrupa´da ikinciyiz.” diye konuştu.

Bakan Yılmaz, 2,5 milyondan fazla öğrencinin ön lisans, 4 milyondan fazlasının lisans, 480 binden fazlasının yüksek lisans, 100 bininin de doktora öğrencisi olduğunu aktararak, 150 binden fazla öğretim elamanından 71 bin 390´ının öğretim üyesi olduğunu söyledi. Yükseköğretim sisteminde son 10 yılda yaşanan bu büyüme sürecinin bundan sonraki aşamasının nitelik ve kalite bakımından büyümek olacağına işaret eden Yılmaz, şunları kaydetti: “Kalite Kurulu oluşturuldu. Kalite Kurulu ile üniversitelerimizin eğitim ve öğretim, araştırma faaliyetleriyle idari hizmetlerinin iç ve dış kalite güvencesi akreditasyon süreçleri ve bağımsız dış değerlendirme kurumlarının yetkilendirme süreçleri yürütülecektir. Bu kurulun kurumsal değerlendirme ile program, akreditasyon olmak üzere iki ana misyonu koordine etmesi beklenmektedir. Yapısal değişikliği gerçekleştirecek ikinci husus, üniversitelerde misyon farklılığı odaklı ihtisaslaşmadır. Kanunda değişiklik yapılarak, yükseköğretim kurumlarının ihtisaslaşmasına yönelik çalışmalar yapmak ve bu konuda karar vermek Yükseköğretim Kurulu´nun görevleri arasına eklenmiştir.

Üniversitelerimizin tümünün birbiriyle aynı ya da birbirlerinin kopyası olmasını istemiyoruz. Üniversitelerimizin hepsi uluslararası nitelikleri gözetmeli fakat farklı değerler üretmelidir. Bu kapsamda üniversitelerimizin bir kısmının eğitimde, bir kısmının araştırma ve teknoloji üretiminde, bazılarının da bölgesel kalkınmaya katkı sağlamakta farklılaşmasını istiyoruz. Bu yaklaşımla kastedilen, bir üniversitenin sadece bir alanda faaliyet göstermesi değil, üniversitenin bütün alanlarda faaliyet gösterirken, bir alanda temayüz etmesidir.”

“100 alanda 2 bin doktora projesi hayata geçirildi”
Yılmaz, bu amacın gerçekleştirilmesi için YÖK´ün koordinasyonunda bölgesel kalkınma odaklı misyon farklılaşması ve ihtisaslaşma çalışması başlatıldığını anlatarak, şöyle devam etti: “Bu kapsamda Bingöl Üniversitesi tarım ve havza bazlı kalkınma alanında, Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi hayvancılık alanında, Düzce Üniversitesi sağlık ve çevre alanında, Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi tarım ve jeotermal alanında, Uşak Üniversitesi tekstil, dericilik ve seramik alanında bölgesel kalkınma odaklı misyon farklılaşması projesinin pilot yükseköğretim kurumları olarak belirlenmiştir. Misyon farklılaşması çalışmasının bir sonraki aşaması araştırma üniversiteleridir. Bunlardan da araştırma üniversitesi Ankara, Boğaziçi, Erciyes, Gazi, Gebze Teknik, Hacettepe, İstanbul, İstanbul Teknik, İzmir Yüksek Teknoloji, Ortadoğu Teknik Üniversitesi seçilmiş, yine aday araştırma üniversiteleri için de Çukurova, Ege, Selçuk, Uludağ ve Yıldız Teknik Üniversitesi. Hocam da bundan dolayı ilave mali destek alınmaya başlandığını söyledi. Yükseköğretim sisteminde yapısal değişikliklerle eğitim programları, danışma kurulu ve meslek yüksekokulları koordinasyon kurulları oluşturuldu. Doktora sonrası araştırmacı istihdamı oluşturuldu.

Devlet yükseköğretim kurumlarının öğretim üyesi kadrosunda fiilen 6 yıl çalışan öğretim üyelerine yurt içinde ve yurt dışında alanıyla ilgili Ar-Ge niteliğinde çalışmak üzere bir yıl süreyle ücretli izin verilecek. Sermaye şirketi statüsünde teknoloji transfer ofisi kurulabilmesinin önü açıldı. Bilimsel araştırma projelerinde, proje kapsamında görevlendirilecek tezli yüksek lisans ve doktora programlarındaki öğrencilere burs ödenebilecek. Organize sanayi bölgelerinde meslek yüksekokulları kurulabilecek ve buradaki öğrencilere destek verilecek. Bu amaçla Yükseköğretim Kurulu´nun bütçesine ödenek konacak. Yükseköğretim kurumlarında belirli fakülte ya da bölümlerinde görevlerinde kalmasında fayda görülenlerin yaş hadleri 75 yaşına kadar da uzatılabilmesinin de imkanı sağlandı. Bunun yanı sıra yükseköğretim tarihinde ilk olarak 100 alanda 2 bin doktora projesi hayata geçirildi.” Bakan Yılmaz, eğitimin ülkenin yarınını şekillendiren, insana dair yapılacak en önemli yatırım olduğunu sözlerine ekledi.

Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) ev sahipliğinde düzenlenen ‘Ulusal Mesleki Yeterlilik Sistemleri’ toplantısında konuşan Mesleki Yeterlilik Kurumu (MYK) Başkan Yardımcısı Metin Karaman, meslek yeterlilik sürecinde işçi ve işverenler üzerine herhangi bir mali yük getirilmediğini belirterek, “Meclis’ten geçen yasa kapsamında de sınav ve belgelendirme ücretleri 2020 yılına kadar işsizlik fonundan karşılanmaya devam edecek” dedi.

Bursa iş dünyasının çatı kuruluşu BTSO, iş dünyasını yakından ilgilendiren mesleki yeterlilik sistemleri ile ilgili önemli bir organizasyona daha imza attı. BTSO Hizmet Binası’nda yoğun katılımla gerçekleşen ‘Ulusal Mesleki Yeterlilik Sistemleri’ Toplantısı’nda konuşan BTSO Yönetim Kurulu Üyesi İlker Duran, Bursa’nın Türkiye’nin hedeflerine liderlik eden ve hayallerini gerçekleştiren bir kent kimliğine sahip olduğunu söyledi. ‘Bursa büyürse Türkiye büyür’ mottosuyla üretimden ihracata, sanayiden istihdama kadar 40’a yakın makro projeyi hayata geçirdiklerini belirten Duran, MESYEB’in de bu makro projelerden birisi olduğunu söyledi. MESYEB’in sınav ve belgelendirme kapasitesi ile alanında Türkiye’nin en büyük kuruluşu olduğunu ifade eden Duran, “Bursa iş dünyasının talepleri doğrultusunda hayata geçirdiğimiz MESYEB, bugün itibariyle mesleki yeterlilik sürecinde önemli bir aktör oldu. Sadece bölgesinde değil, 35’i aşkın şehirde faaliyetlerini sürdüren merkemiz, Türkiye’nin mesleki yeterlilik sürecine katkı sunmaya devam edecek” diye konuştu.

760 MESLEK YÜRÜRLÜĞE GİRDİ
MYK Başkan Yardımcısı Metin Karaman, teknolojinin hızla geliştiği bir çağda nitelikli iş gücünün büyük önem taşıdığını söyledi. “Yeni çağda dijital üretimler de olsa o düğmeye basacak nitelikli iş gücü mutlaka gerekiyor” diyen Karaman, “Şu anda ülkemizde 960 mesleğin meslek standardının hazırlanması için çeşitli protokoller yapıldı. Bu mesleklerin de resmi gazeteye gönderdiklerimizle birlikte 760’a yakını ise hazırlanıp, yürürlüğe girdi” şeklinde konuştu.

İŞSİZLİK FONU DESTEĞİ 2020’YE UZADI
Türkiye’de 100 mesleki yeterlilik sınav ve belgelendirme merkezi olduğunu belirten Karaman, meslek yeterlilik sürecinde işçi ve işverenler üzerine herhangi bir mali yük getirmediğini kaydetti. İşsizlik fonundan sınav ve belgelendirme ücretlerinin ödenmesi için teşvik mekanizmaları kurulduğunu kaydeden Karaman, “Geçtiğimiz hafta Meclis’ten geçen yasa ile 2020 yılına kadar sınav ve belgelendirme ücretleri İşsizlik Fonu’ndan karşılanmaya devam edecek. İşsizlik Fonu haricindeki diğer meslekleri de bünyemizdeki Avrupa Birliği fonlarıyla aracılığıyla karşılamaya devam edeceğiz. Bu kapsamda bugün itibariyle 165 bin kişinin 128 milyon TL tutarındaki sınav ve belgelendirme ücretini ilgili fonlardan karşıladık” diye konuştu.

“AMACIMIZ ÜZÜM YEMEK”
Kurum olarak mesleklerin uluslararası standartlara yükselmesi, Türkiye’deki iş sağlığı ve güvenliği koşullarının artması için çalıştıklarını ifade eden Karaman, “Denetimlerle ilgili firmalarımız için öcü değil, çözüm ortağıyız. Herhangi bir aksaklık gördüğümüzde bunların nasıl giderilebileceği yönünde fikir danışılan, teftiş değil daha çok rehberlik yönüyle iş ve işlemler yürüten bir kurumuz. Amacımız üzüm yemek, asla bağcıyı dövmek değil. Ama kalite güvence sisteminden de çıkıldığında bir takım tedbirler almak devletin kurumu olarak görevimiz” dedi.

“BURSA, MESLEKİ YETERLİLİK KONUSUNDA PARLAYAN YILDIZ”
Bursa’nın BTSO’nun çalışmalarıyla mesleki yeterlilik konusunda önemli çalışmalara imza attığını belirten Karaman, “Bursa, mesleki yeterlilik konusunda parlayan yıldız. ‘Bursa büyürse Türkiye büyür’ sloganı çok anlamlı. Hakikaten her il Bursa gibi bu işin derdine düşse, Türkiye daha fazla büyür. Bursa’nın bu sloganı herkese vizyon ve ışık tutuyor. Bu anlamda mesleki yeterlilik sürecindeki katkılarından dolayı BTSO’ya teşekkür ediyorum” dedi.

“KAPIMIZ HERKESE AÇIK”
BTSO MESYEB Genel Müdürü Ramazan Karakök, merkez olarak şu anda 64 meslekte sınav ve belgelendirme hizmeti verdiklerini dile getirdi. Şu ana kadar 30 bine yakın sınav gerçekleştirdiklerini ifade eden Karakök, “İş dünyamızın talepleri doğrultusunda hazırladığımız sınav ve belgelendirme hizmetlerimizle firmalarımızın her zaman yanında olmaya devam edeceğiz. MESYEB’in kapısı bütün firmalarımıza açıktır. İş dünyamızı şirketlerimizin rekabet gücünü artıran, çalışanlarımıza da bilgi ve becerilerini geliştirme olanağı sunduğumuz MESYEB’in hizmetlerinden daha fazla yararlanmaya davet ediyorum”

MYK Sınav ve Belgelendirme Dairesi Başkanı Mehmet Ordukaya ise mesleki yeterlilik sınav ve belgelendirme süreçlerine yönelik çalışmalar hakkında bilgiler verdi. Toplantıya BTSO Yönetim Kurulu Üyesi Fahrettin Gülener, Bursa iş dünyası temsilcileri ve eğitmenler de katıldı.

Türkiye’ye adil bir burs sistemi getiren E-Bursum sayesinde 4 bin bursiyere iki yılda yaklaşık 12 milyon TL burs imkanı sağlandı. Öğrenci ve burs vereni bir araya getiren sosyal girişim, 150 bin kullanıcıya sahip

Türkiye’deki manuel burs sistemini dijitale taşıyan ve bunu yaparken burs sistemini daha şeffaf, demokratik, ulaşılabilir ve eşitlikçi yapmayı hedefleyen sosyal girişim E-Bursum, yaklaşık 4 bin bursiyere 12 milyon TL burs sağladı.

2011 yılında Van depreminden sonra bursa ihtiyaç duyan ve burs arayışı sırasında işin zorluklarının farkına vararak bu konuda çözüm üretmek isteyen Mesut Keskin tarafından 2015 Eylül’de kurulan E-Bursum, 150 bin kullanıcıya sahip. Türkiye’nin 81 ilinden öğrencilerin kullandığı uygulamada burs alanların yüzde 80′i lisans öğrencisi. Yaklaşık 10 tane vakıf ve dernekle anlaşması olan uygulamada, burs arayan öğrenciler profillerini oluşturup burs arayışına girerken, kurumlar da kendi profillerini oluşturup nasıl bir burs vereceklerini belirliyor.

Türkiye’ye adil bir sistemi geldi
E-Bursum, burs almak isteyen öğrenciler ile burs vermek isteyenleri dijital ortamda bir araya getirerek bursların daha sistematik ve demokratik bir süreçle verilmesini amaçlıyor. Bursu demokratize eden uygulama sayesinde, burslar gerçekten ihtiyacı olan kişilere gidiyor. Türkiye’nin ilk “toplumsal eşitlikçi fayda protokolü”nü hazırlayan E-Bursum, öğrencinin hakkını korumak için hazırladığı bu protokolü burs veren bütün kurumlara imzalatıyor.

Türkiye’de ilk defa “toplumsal eşitlikçi fayda protokolü” hazırladıklarını söyleyen E-Bursum kurucusu Mesut Keskin, protokolün önemini şöyle anlatıyor: “Öğrenci burs verene başvurur ama bazen doğru bir iletişim ile karşılaşmaz. Biz de öğrencinin hakkını korumak için protokol hazırladık ve burs veren bütün kurumlara imzalatıyoruz. Bu protokol ile amacımız burs veren ve öğrenci arasındaki iletişimin iyi niyetli, dahil edici, yapıcı ve şiddetsiz iletişim şeklinde olmasını sağlamak ve bu protokol ile garanti alınmasına katkıda bulunmak. Bu protokol öğrencilerin haklarını burs sektöründe koruyan ilk protokol olma özelliği taşıyor.”

2015 yılından beri pek çok ödülün sahibi olan E-Bursum, 2017 yılında ise InnovationGen, Harvard-MIT Liderlik Akademisi’ne gitmeye hak kazandı. Ayrıca E-Bursum, 2017 yılında Chobani Hamdi Ulukaya Girişimi (HUG) ve Emerging Innovators Bootcamps’ta da yer aldı.

Millî Eğitim Bakan Yardımcısı Orhan Erdem, “Öğrencilerimizin her türlü eğitim ihtiyacını karşılama ve eğilimlerini değerlendirerek üretime dönüştürme çabamızda, yapılan bu yarışmalarla öğrencilerin önlerinin açılacağına inanıyoruz.” dedi.

Millî Eğitim Bakan Yardımcısı Orhan Erdem, MEB Yenilik ve Eğitim Teknolojileri (YEĞİTEK) Genel Müdürlüğünce düzenlenen “Eğitim Bilişim Ağı (EBA) Yarışmaları Ödül Töreni”nde konuştu. Eğitim ve teknolojinin birbirinden ayrılmaz parçalar olduğunu, dijital dönüşümün eğitim alanında önemli fırsatlar sunduğunu ifade eden Erdem, yaptıkları çalışmalarla geleceğin insanının yaşayacağı dünyayı şekillendirmeye çalıştıklarını söyledi.

Erdem, FATİH Projesi sayesinde modern eğitim modelinin kurulduğuna işaret ederek, “Birçok bileşeni olan bu projemizin en önemli ayağını EBA oluşturuyor. Bilindiği üzere EBA, Türkiye´nin en kapsamlı eğitim içerikli portalıdır. Biz, bu online ortamda öğrencilerimizin hepsinin eşit fırsatlarla ders materyallerine zamanında ve mekandan bağımsız bir biçimde ulaşmalarını hedefliyoruz. Böylece öğrenci okul dışında öğrenme sürecini devam ettirme imkanı buluyor.” diye konuştu.

EBA´nın içeriğinin sadece öğretmenlerin değil öğrencilerin de iletişimleriyle geliştiğini vurgulayan Erdem, şöyle devam etti:”Teknolojiye mana veren insanın düşüncesi, özel ilgileri ve yetenekleridir. Sanat ve düşünce, bizim eğitimimizi teknolojiyle buluşturma çabamızda önem arz etmektedir. Eğitim, belli bir imkan, mekan ve zaman sınırlamalarına sığdırılamayacak kadar kapsamlı bir iştir. Bilim ve teknoloji eğitim yolumuzun taşlarını döşerken bu yolu düşünce aydınlatacak. Sanat ve edebiyat bu yolu ısıtacak. Öğrencilerimizin her türlü eğitim ihtiyacını karşılama ve eğilimlerini değerlendirerek üretime dönüştürme çabamızda, yapılan bu yarışmalarla öğrencilerin önlerinin açılacağına inanıyoruz.”

“Kabiliyetli ve becerikli arkadaşlar EBA´nın geleceğini belirleyecek”
MEB YEĞİTEK Genel Müdürü Bilal Tırnakçı ise EBA´da kısa filmler, animasyonlar, sorular ve videolarla öğrencilerin derslerine katkı sağladıklarını kaydetti. EBA´nın kullanıcı sayısının her geçen gün arttığını, sistemin gelişmesi ve yaşaması için öğretmen ve öğrencilerin katkı sağlaması gerektiğini dile getiren Tırnakçı, “Bunun için de bu yarışmaları yapıyoruz. Bu yarışmaların sonucunda ortaya çıkacak kabiliyetli, bu konuda becerikli arkadaşlarımız EBA´nın geleceğini belirleyecek.” ifadesini kullandı.

Konuşmaların ardından EBA Yarışmalarında kısa film, belgesel film ve fen deneyleri videolarında dereceye giren öğretmen ve öğrencilere ödülleri verildi.

Çocukların uğradığı hak kayıplarının önlenmesi için devletleri sorumluluk almaya çağıran Çocuk Hakları Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler (BM) tarafından 20 Kasım 1989′da imzalandı. Türkiye’nin de dahil olduğu sözleşmenin imzalandığı gün olan 20 Kasım ise her yıl “Dünya Çocuk Hakları” günü olarak kutlanıyor. Bu gün kapsamında bir panel düzenleyen Altınbaş Üniversitesi de çocuk haklarını çeşitli açılardan ele aldı. Panelde ‘cezaevi ve çocuk’ ilişkisine dikkat çeken Altınbaş Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Fulya Giray Sözen, “Cezaevindeki 12-18 yaş arası çocuk sayısı 2 bin, annesi ile cezaevinde kalmak zorunda kalan 0-6 yaş çocuk sayısı ise 500 civarında. Rakamlar çok yüksek, hak kayıpları ve ihlalleri ise kritik durumda” dedi

Altınbaş Üniversitesinin Mahmutbey Yerleşkesinde düzenlenen panel İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Sosyal Hizmet Bölümü tarafından organize edildi. Etkinliğin konuşmacılarından Sosyal Hizmet Uzmanı Mansur Seyitoğlu ‘Devlet Korumasındaki Çocuklar’, Altınbaş Üniversitesi Sosyal Hizmet Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Fulya Giray Sözen ‘Cezaevi ve Çocuk’, Altınbaş Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Sosyal Hizmetler Programı Öğretim Görevlisi Hülya Türk Çataloluk ise ‘Aile ve Çocuk’ başlıklı birer sunum gerçekleştirdi.

“RAKAMLAR YÜKSEK, HAK KAYIPLARI KRİTİK”
Cezaevinde olan çocuk sayısının fazlalığına dikkat çeken Yrd. Doç. Dr. Fulya Giray Sözen, “12-18 yaş arası cezaevinde olan çocuk sayısı 2 bin civarında. İşin daha trajik kısmı bu çocukların cezaevinde olma nedenleri. Suç işlediği veya suç işlediği şüphesi olduğu için yargılanmasına devam edilen çocukların dışında bir de annesiyle birlikte cezaevinde kalmak zorunda olan 0-6 yaş çocuklar var. Bu çocukların sayısı da 500 civarında. Bu rakamlar dünya geneline göre oldukça büyük. Rakamların trajikliğinin yanı sıra yaşanan hak kayıpları ve ihlalleri de kritik durumda” dedi.

“BAKANLIKLAR ARASI İŞ BİRLİĞİ ARTMALI”
Çözüm için öncelikle bütüncül bir çocuk politikasına ihtiyaç duyulduğunu belirten Yrd. Doç. Dr. Sözen, “Bakanlıklar arasında iş birliğinin artması lazım. Sivil toplum örgütleri ve üniversitelerin bu konuda önünü açmak ve gerektiğinde onlardan destek almak gerek. Bu konuda uygulanan iyi modeller var. Bu modellerden bize ve ihtiyacımıza uygun olanı almak çözüm getirebilir. 0-6 yaş arası çocuklarla ilgili Avrupa’daki örneklere baktığımızda çocukların cezaevinde kalması çok fazla önerilen bir yaklaşım değil. Bunun yerine çocuklar dışarıda bakım verenleriyle birlikte kalabiliyor. Ancak düzenli olarak, asla bağı koparılmadan anne ile iletişim de bu sırada devam ediyor. Çocuğa bakacak kimse yoksa ve çocuk annesiyle birlikte kalmak zorundaysa da çocuk ve anne için ayrı üniteler hazırlanabiliyor. Bu birimlerde çocuğun bütün gelişim haklarını destekleyen çalışmalar yapılıyor. Öncelik tamamen çocuğun haklarını korumak ve sağlıklı bir gelişim süreci geçirmesini sağlamak üzerine oluyor.

“KORUNMAYA MUHTAÇ ÇOCUKLAR 20 SENE ÖNCESİ İLE AYNI DEĞİL”
Beden, ruh ve ahlak gelişimleri risk altında olan çocukların korunmaya muhtaç çocuk olduğunu dile getiren Sosyal Hizmet Uzmanı Mansur Seyitoğu, “Çocuk ve ailelerin profilleri değişiyor. 20 sene önce korunmaya muhtaç olan çocukla bugünkü çocuk aynı değil. Müdahale de aynı değil. Veriler de değişiyor” dedi. Refakatsiz çocukların tüm dünyada sorun olduğunu söyleyen Seyitoğu, “Göç ettikten sonra yanlarında yetişkin olmayan, kimliği olmayan çocukların çoklu travmadan geçtikten sonra ayakta durmaları çok zor. Bu çocukların belki binde biri Aile Bakanlığı tarafından açılan merkezde bakılıyor ama onun dışındakilerin nerede oldukları, nasıl yaşadıklarına dair hiçbir bilgimiz yok” diye konuştu.

İstinye Üniversitesi tarafından düzenlenen ve Prof. Dr. Fabio Babiloni’nin konuşmacı olarak katıldığı “beyin-nörobilim-bilişim” konferansında, cihazlarla insanların nasıl anlaşacakları konuşuldu. Konferansta, “EEG ile normal kişiler, harici cihazları nasıl kontrol edebilir?”, “Pazarlama ve reklamı beynimiz nasıl algılıyor, nasıl beğeniyor ya da beğenmiyor?”, “Güzelliği-estetiği gerçekten nasıl algılıyoruz?” gibi önemli sorulara yanıtlar arandı.

Fark yaratacak eğitim ve araştırma yaklaşımına odaklanmış akademik kadrosuyla, kurulduğu 2015 yılından bu yana hızla büyüyen İstinye Üniversitesi, önemli bir konferansa ev sahipliği yaptı.

“Beyin-Bilgisayar Arayüzü” başlıklı konferansa dünyaca tanınmış İtalyan bilim insanı Prof. Dr. Fabio Babiloni konuşmacı olarak katıldı. İtalya Roma La Sapienza Üniversitesi’nin Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesi misafir öğretim üyesi olan Prof. Dr. Fabio Babiloni; “beyin-bilgisayar arayüzleri” geliştirme, online dikkat ve zihinsel performans ölçümleri gibi nörofizyoloji ve nöroestetik konularında, araştırmaları ve gelinen noktayı ve yakın gelecekte beklenen gelişmelerle ilgili görüşlerini katılımcılarla paylaştı.

Konferansın açılış konuşmasında, İtalya Roma La Sapienza Üniversitesi ile yapacakları işbirliğinin müjdesini veren İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sacit Karamürsel, “Roma La Sapienza Üniversitesi ile nörofizyoloji alanı ağırlıklı geniş bir araştırma, ortak projeler ve öğrenci değişimi işbirliği anlaşması imzalıyoruz. Erasmus ve AB fonları ortak projeleri şeklinde gerçekleşecek yoğun bir işbirliği olacak” dedi.

Cihazlar ve insanlar nasıl anlaşacak?
Konferans, “Beyin – Bilgisayar Arayüzü”, “Nöro-marketing”, “Zihinsel iş yükünün beyinsel algılanışı”, “Nöro-estetik” gibi 4 ana başlık çerçevesinde gerçekleşti. Özellikle “EEG aktivitelerindeki bilgilerin kullanımıyla, normal kişiler harici cihazları nasıl kontrol edecek?”, “Güzelliği nasıl algılıyoruz?”, “Reklamların algılanması ve beğenilip-beğenilmemesine yönelik nörolojik göstergeler neler?” ve “Zihinsel iş yükünün beyin aktivitelerine etkisi nasıl oluyor? Özellikle pilotlar ve araba sürücülerinde incelenmesi sonucu, nasıl pratik faydalar söz konusu?” gibi sorulara aranan yanıtlar dikkat çekti.

Beyin-bilgisayar arabirimleri (BCI) teknolojisinin farklı uygulamaları ilk kez bu konferansta sunuldu.
EEG aktivitesinin gönüllü modülasyonu kullanılarak, normal kişilerin ekran imleci, mobil robot ve tekerlekli sandalye gibi cihazları nasıl kontrol edebileceğinin anlatıldığı bölümde Babiloni, BCI teknolojisinin özellikle beyin felci hastalarının rehabilitasyonuna uygulanabileceği gibi hayati bir bilgiyi paylaştı. Robotik kollar, robotik ayaklar, tekerlekli sandalyelerin beynimizle kontrolü, tıp alanındaki somut örnekler olarak sunuldu. Bu teknolojinin sadece tıp alanında değil; hayatın her alanında kullanılacağını vurgulayan Babiloni, yakın gelecekte tüm cihazların, bizim isteklerimizi anlayacaklarını ve bizim düşüncelerimiz doğrultusunda çalışacaklarını söyledi.

Beynimiz hangi reklamları beğeniyor; hangilerini beğenmiyor?
Prof. Dr. Fabio Babiloni konferansın nöro-marketing bölümünde ise, pazarlama uyaranlarının değerlendirilmesi sürecine sinirbilimin uygulanmasına dikkat çekti. TV reklamlarının, pazarlama aktivitelerinin, beynimiz tarafından gerçekten beğenilip, beğenilmediğinin tespit edilebileceğini vurgulayarak; Roma La Sapienza Üniversitesi olarak, yakın zaman önce, “sigara kullanımı karşıtı” reklamlar üzerine yaptıkları araştırmadan örnekler verdi. Bu araştırmadan tüketicilerin hangi reklama olumlu yanıt verdiklerini, hangilerine vermediklerini tespit ettiklerini ifade etti. Üniversite olarak, kurdukları bir firma üzerinden, bu konuda bankalara ve reklam şirketlerine profesyonel hizmet verdiklerinin altını çizdi.

Bindiğiniz uçağın pilotunun ne kadar sağlıklı olduğunu bilmek istemez misiniz?
Konferansın, zihinsel iş yükünün çevrimiçi algılanışı bölümünde ise, özellikle uçaklarla ilgili çalışma bağlamında beyin faaliyetlerinin toplanmasının farklı uygulamaları gösterildi. Pilotluk ve araç sürücülüğü gibi zorlu ve hayati sektörlerde çalışan insanların zihinsel iş yükünün beyin üzerinde yarattığı etkilerin tespit edilmesinin mümkün olduğu ve yakın zamanda bu sorunun çözümüyle ilgili önemli adımlar atılacağı vurgulandı. Bir uçak yolcusunun, pilotun sağlıklı olup olmadığından emin olmak istemesinin anlamlı olduğunu vurgulayan Babiloni, “Şu anda mümkün olmasa da, yakın bir gelecekte, özellikle hayati sektörlerde insan hatalarının sıfıra doğru çekilmesi, yaptığımız çalışmalarla mümkün olacak.” dedi.

Resim galerilerinde, insanların EEG aktiviteleri izlendi… Hangi sanat eserine, beynimiz nasıl tepki veriyor; artık biliyoruz.
Konferansın nöro-estetik kısmında ise, “Güzelliği nasıl algılıyoruz?” sorusunun yanıtı arandı. Prof. Dr. Fabio Babiloni, sanat severlerin Tiziano Vecellio ve Jan Vermeer’in resimleri karşısında ve galeri ziyaretlerinde uyanan duyguların beyinlerinde yarattığı EEG etkinliğinin izlenmesiyle elde edilen sonuçlardan örnekler verdi. Babiloni, artık beyinlerimizin hangi sanat ürününe ne tür tepki verdiğini ölçebildiğimizi söyledi.

İtalya Roma La Sapienza Üniversitesi’nin Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fabio Babiloni, konferansının sonunda, nörobilimin geleceğimizi şekillendireceğinin ve tüm cihazların düşüncelerimizi anlayacağının altını çizdi.

Bursa iş dünyasının çatı kuruluşu Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO), iş dünyasını yakından ilgilendiren önemli bir organizasyona daha imza atıyor. Mesleki yeterlilik belgelendirmesi konusunda örnek çalışmalara imza atan BTSO, 21 Kasım 2017 Salı günü (yarın) ‘Ulusal Mesleki Yeterlilik Sistemi’ Toplantısı’na ev sahipliği yapıyor.

Türkiye’deki oda ve borsalara rol model olan projelerin mimarı BTSO, Bursa iş dünyasına fırsatlar sunan programlarına devam ediyor. 5 ayrı sektördeki 64 meslekte hizmet veren Türkiye’nin en kapasiteli sınav ve belgelendirme merkezi MESYEB’i kuran BTSO, Bursalı firmaları yakından ilgilendiren ‘Ulusal Mesleki Yeterlilik Sistemleri Toplantısı’na ev sahipliği yapıyor. BTSO MESYEB’in koordinatörlüğünde düzenlenecek toplantı, 21 Kasım Salı günü saat 14.00’da BTSO Hizmet Binası’nda gerçekleştirilecek.

FIRSATLAR VE TEŞVİKLER ANLATILACAK
BTSO MESYEB Genel Müdürü Ramazan Karakök, Ulusal Mesleki Yeterlilik Sistemi’nin detaylarının anlatılacağı toplantıya Mesleki Yeterlilik Kurumu (MYK) Başkan Yardımcısı Metin Karaman ile MYK Sınav ve Belgelendirme Dairesi Başkanı Mehmet Ordukaya‘nın katılacağını söyledi. Organizasyonda Ulusal Mesleki Yeterlilik Sistemi, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Tebliğleri ile zorunlu hale getirilen tehlikeli ve çok tehlikeli işler kapsamındaki 81 meslekte alınması gereken MYK Mesleki Yeterlilik Belgesi hakkında önemli bilgilerin paylaşılacağını ifade eden Karakök, “Mesleki yeterlilik belgesi, tehlikeli ve çok tehlikeli sınıf içinde yer alan birçok meslekte zorunlu hale geldi. Devletin bu konuda denetimleri de hızla artıyor. Bu zorunluluk karşısında firmaların daha fazla bilgi sahibi olması için önemli bir organizasyon gerçekleştiriyoruz. Firmalarımıza mesleki yeterlilik belgesinin önemi ve avantajlarının anlatılacağı toplantıya tüm Bursa iş dünyası temsilcilerini bekliyoruz” dedi.

TÜSİAD ve Koç Üniversitesi ortaklığı ile oluşturulan Ekonomik Araştırma Forumu (EAF) tarafından bugün “Bankacılık Sektörü: Riskler, Kırılganlıklar ve Çözüm Önerileri” başlıklı bir konferans düzenlendi.

Konferansta bankacılık sektörünü yeni dönemde bekleyen riskler ve fırsatların yanı sıra sektörün mevcut sorunları ve çözüm önerileri ele alındı.

Konferansın açılış konuşmasını yapan TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Erol Bilecik şunları kaydetti:
“Dış finansman koşullarının zorlaştığı, tasarruflarımızın kısıtlı olduğu bu dönemde kaynakların akılcı yönetimi son derece önemli. Bu nedenle ekonomi politikaları tasarlanırken ya da kredi garanti fonu gibi kredi büyümesini teşvik eden mekanizmalar oluşturulurken hedef sadece kredi artışı değil, bunların üretken alanlara dağılımını sağlamak da olmalıdır. Yüksek büyüme, verimlilik artışı temelli olmadığında, bildiğiniz gibi sonuç maalesef yüksek enflasyon olarak karşımıza çıkmakta ve finansal kırılganlıklarımız daha da artmaktadır.

Son yıllarda ülkemiz zor ve alışagelmedik olaylarla karşı karşıya kaldı. Buna rağmen ekonomimiz pek çok güçlük karşısında önemli bir direnç gösterdi. Bunu, güçlü bankacılık sektörümüz, mali disiplin ve iyi denetim ve düzenleme mekanizmalarına sahip olduğumuz için başardık. Önümüzdeki dönemde de karşımıza çıkacak zorlukları aşabilmemiz, bunların devamlılığına ve birikmiş risklerimizi iyi yönetebilmemize bağlıdır.

Ekonomi politikalarının, özellikle para politikası iletişiminin ve etkinliğinin güçlenmesi hem finansal kesimin hem de reel kesimin önünü görebilmesine yardımcı olacaktır. Siyasi söylem ve görüşlerin bu iletişimin önüne geçmesi ve yeni belirsizlikler yaratmamasını arzu ediyoruz.

Bugün iyi bir eğitim sisteminin, dijital dönüşümü başarmanın, güçlü bir demokrasi ve hukuk devleti olmanın ekonomiye getirisi, birkaç puanlık büyümeden çok daha kıymetlidir. Bazı ihtiyati politikalar, enflasyonu düşürecek adımlar kısa vadede gözümüzü korkutmamalıdır. Önemli olan ne pahasına olursa olsun yüksek oranlarda büyümek değil, ekonomik istikrarı sağlamak ve rekabet gücümüzü artırarak potansiyel büyümeyi yükseltmektir.”

Denizbank Genel Müdürü ve TÜSİAD Bankacılık Çalışma Grubu Başkanı Hakan Ateş, ana tema konuşmasında 2001 krizi sonrasında bankacılık sektörünün, yeniden yapılanması sayesinde dayanıklılığının arttığını, böylece 2008 krizinde önemli bir direnç gösterebildiğini kaydetti. Bu güçlü duruşun devamı için iyi regülasyonun öneminin altını çizen Ateş, küresel ekonomik ve politik belirsizliklere rağmen Türkiye’de bankacılık sektörünün benzer ülke gruplarını büyüme rakamlarıyla geride bıraktığını vurguladı. Sektörün hala önemli bir büyüme potansiyeli olduğuna dikkat çeken Ateş, para politikasındaki öngörülebilirliğin artırılmasının ve enflasyonun hedeflenen seviyeye yaklaşmasının sektörün etkinliğini artıracağını belirtti.

Hakan Ateş, bankacılık sektöründe dijitalleşmenin desteklenmesinin finansal kapsayıcılığı artırmasını beklediklerini ve bunun ekonomi üzerinde yaratacağı pozitif katkının yadsınamayacağını da ifade ederek şöyle konuştu: “Dijitalleşmenin yaygınlaşması için özellikle yasal düzenlemelerle ilgili atılması gereken adımlar var. Son dönemde yasal düzenlemelerin dijital alanda yaşanan teknolojik gelişmelerin gerisinde kalması, buradan elde edilecek ekonomik faydanın kısıtlı kalmasına neden oluyor” dedi.

Konferansta “Bankacılık Üzerine Yeni Araştırmalar” ve “Bankacılık Sektörü: Problemler ve Öneriler” başlıklı iki panel düzenlendi.

Koç Üniversitesi ve EAF üyesi Selva Demiralp konferansta altı çizilen önemli bir konunun finansal belirsizliklerin finans sektörü üzerindeki olumsuz etkileri olduğunu vurguladı. Konferansa ABD Merkez Bankası’ndan katılan iktisatçı Chiara Scotti tarafından yapılan sunumda bu etkilerin ampirik olarak incelendiğini dile getiren Demiralp, finansal belirsizliğin finansal piyasalar üzerindeki olumsuz etkilerinin reel aktivite ve finansal değişkenlere göre daha uzun süreli bir etki yaptığını, bu tür şoklar sonrası bankacılık sisteminin sermaye rasyosunda bir artış gözlemlendiğini ve politika yapıcıların bu bulguları göz önünde bulundurmalarının faydalı olacağını dile getirdi.

Demiralp, konferansa Avrupa Yatırım Bankası’ndan katılan Alper’in araştırmasında ise Turkiye’deki bankaların kaynaklarının en önemli kısmını teşkil eden TL mevduat maliyetlerini düşürmenin önündeki kısıtların tartışıldığını vurguladı. Alper, dolarizasyon sürecinin banka maliyetlerini olumsuz etkilediğinin altını çizerken yapısal likiditedeki bozulmanın mevduat faizlerinin düşmesinin önündeki en önemli engel olduğunu belirtti.

Sosyal Medya

0BeğeniBeğen
0TakipçiTakip Et